Musa Tektaş


Yeşiltaş´ta Haşhaştan Pancarcılığa Pancardan Soğancılığa Sulu Tarım


 

?Tohma´yı kuş bakışı seyreden, eski Tohma boyu yol güzergâhında bulunan, yüksekçe bir yere kurulmuş olan Yeşiltaş Mahallesi, tarımsal faaliyetler bakımından önemli bir yerleşim alanıdır. Etrafını yeşilin her tonunun sarıp sarmalamış olması, bol ve temiz kaynak suyu ve akarsunun tam arasında münbit bir tarım alanı oluşturmuştur.?

/resimler/2019-6/20/0843542936009.jpg

Yeşiltaş Köyü Balaban´dan,  Tohma boyu istikametine giderken insanı karşılayan akarsu ve yeşil vadinin buluştuğu müstesna bir yerleşim yeridir. Birkaç yıl önce kurulan Hes elektrik santrali sulu arazilerin bir kısmını bataklık haline getirmiş ola da, istimlak bedeli köylü için bir ekonomik girdi sağlamış?

 Köyde hâlihazır yaşayan büyük kabilelerden; 

Köraliler şimdi soyadları Korkmaz?

 Alişirler şimdi soyadları Aslan?

 Karacalar şimdiki soyadları Kılıç?

Bu üç aile, Malatya Sancakbeyliğinden bundan 200 yıl önce gelerek köye yerleşmişlerdir.  Daha sonra Gökçeler Yozgat´ın Akdağmadeni´nden, Kalkan soyadını taşıyan ailede Akçatoprak/Mığdı´dan göçerek köy halkına katılmışlardır.  Hâlihazırda 115 hane oturmaktadır.  Uzun yıllardır Darende´nin göç vermeyen köylerinden biri olmasının ana sebebi köyde ?Göze? denilen yerden çıkan su ile birlikte su kaynaklarının fevkalade yüksek olması,  sulu tarımın gerek bundan 100 yıl önce gerekse günümüzde değişik şekillerde tarımsal üretimde kullanılmasıyla köydeki nüfus canlı tutulmuş göç önlenmiştir.

Ermenice?de ?Aksu? anlamını taşıyan İsbekcür kelimesi her ne kadar Ermeni isimlendirmesi olsa da,  1575 tarihli eski cami kitabesine bakıldığında yaklaşık 500 yıldır sünni türkmen köyüdür.

Halk arasında anlatıldığına göre Ermeni kralının İsbek adında güzel bir kızı vardır. İsbek çeşmelerin birinden su doldururken bir yolcu gelir.  Kralın güzel kızını gören yolcu, ismini sorar, su ister: İspekcür kelimesi Ermenicede ak su demektir.  İsbek yani ey güzel kız,  iyi ak yüzlü kız bana bir su (cür) ver anlamında bu kelime yerleşim yerinin adı olduğu konusunda değişik halk anlatımları mevcuttur.

İşte eski adıyla Aksu olarak adlandırılan daha sonra İspekcür olarak bilinen günümüzde Yeşiltaş olarak resmi kayıtlarda geçen yerleşim merkezindeki yeni camii 1989 yılında halkın yardımlarıyla yapılmıştır.  1964 yılında ilkokul,  daha sonra bir de Sağlık Evi inşa edilmiş ancak hali hazırda ebesi yoktur.  Camii lojmanı,  kur´an kursu,  okul lojmanı ve en son olarak köy konağı olarak ortak hizmet alanı yapılmıştır.  Yeşiltaş, imece usulü köy birlikteliğinin yaşandığı güzel yerleşim yerlerimizden biridir.  Köy konağı olarak yapılan caminin karşısındaki iki katlı bina, Mevlüt Korkmaz´ın 500 metrekare arsasını bağışlamasıyla yapımına başlanmış.  Daha sonra Muhtar Muzaffer Arslan ile birlikte Hacı Mevlüt Korkmaz´ın İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerdeki Yeşiltaşlı hemşehrilerin maddi yardımlarıyla iki katlı olarak inşa edilmiş, düğün, bayram, taziye evi, cenaze işleri gibi birçok köyün ihtiyaçlarında ortak alan   olarak kullanılmaktadır.

Köyün suyunun çıktığı mevkide ?Dede? olarak adlandırılan bir yatır vardır.  O civarda yüzyıllardır kurbanlar kesilir,  etraf köyler davet edilir.  Köy halkı çoluk çocuk,  kadın erkek hepsi bu yağmur duasına iştirak ederler.  Kesilen kurbanlar orada pişirilip halka ikram edilir toplu dua yapılır.  Bundan birkaç yıl önce seçim dönemine denk gelen bahar mevsimde değişik siyasi partilerin temsilcileri davetli-davetsiz gelip yağmur duasına katılmış. Ancak o sene bir kuraklık olmuş. Bundan dolayı halk sadece etraf köydeki hemşehrileri ve köy halkının katılımıyla yapılan yağmur dualarının daha isabetli olduğu konusunda ortak kanaate sahip olmuşlar.

 Haşhaş Ekiminden Pancar Tarımına

(Mevlüt Korkmaz 1942 doğumlu)

Suyun çok olması uzun yıllar eski su değirmenlerini de canlı tutuyordu.  Ancak 1986 yılına kadar dayanabilen su değirmenleri yeni teknolojik elektrikli değirmenlerin çıkmasıyla harabe hale geldi. Hekimhan´dan,  Kuluncak´tan, Tohma boyundan Balaban´dan, Aşağıulupınar´dan bu civarda birçok vatandaşımız eskiden un öğütmek üzere İsbekcür değirmenlerine gelirdi.  

Bizim çocukluğumuzda tarlalara buğday ve arpa ekilirdi.  Arazisi fazla olanlar ev ihtiyacından fazla üretim olan arpa ve buğdayı satarlardı.  Babam Ali Korkmaz 35 yıllık muhtarlık yapan bir şahıstı. Üç amcamla birlikte 100 dönüm kadar arazimiz vardı.  Eskiden babam ve iki kardeşi ile birlikte 3 hane beraber bir arada yaşardık.  Onun için 100 külek un,  50 külek bulgur öğütürlerdi.  15 külek yarma yapılırdı.  

1940-1950´li yıllarda arazilere haşhaş ekilmeye başlandı.  Tarlada patates ocağı gibi göz göz ekim yapılırdı.  Önce otu alınır,  el ile olurdu.  Çapa vurulmazdı. İkinci ot almada ise çapa kullanılırdı.  Haşhaş kelle verince jilet bıçağı ile kelle çizilerek yağı alınırdı.  3-4 defa çizilip yağı alındığı olurdu.  Son dönemde yağı bitince, kelle koparılır kurutulur dövülerek tohumu çıkarılır ya seneye bırakılır veya fazlası satılırdı.  O zamana göre haşhaş ekimi diğer çiftçiliklere yani tarımsal gelirlere göre daha fazla yüksek bir gelir elde edilmesini sağlıyordu.  Haşhaş,  devlet izinli ekildiği için kota fazlası yağ,  tüccarlara gizlice satılırdı.  Normal kota devlete bedeli karşılığında teslim edildi.  Muhtarlık parayı alır,  köylüye dağıtırdı.  Babam Ali Korkmaz,  35 yıl muhtarlık yaptı. Böyle köy işlerine çok yardımcı olurdu. 

 Pancarın Geliri Şeker Gibiydi

1971 yılında haşhaş ekimi yasaklanınca,  arazinin tamamı sulu tarım yapılmaya elverişli olduğu için pancar ihdas edildi.  Yine devlet teşviki ve kotasıyla tarlalara pancar ekilmeye başlandı.  Malatya Şeker Fabrikası/Pankobirlik aracılığıyla tohumu çiftçilere verilirdi.  Ekim makinalarını o zaman devlet verirdi.  Önceden köyümüzde traktör yoktu.  Ekim makinesi öküz veya atlarla çekilerek tohum ekimi yapılırdı.  Nisan ayında ekim yapılır,  1 ay sonra birinci ot ayrımı;  çapa kullanılmadan elle yapılırdı.  Haşhaştaki gibi ikinci çapa ise keserle olurdu.  Herkes kendi tarlasını çapalardı.  Erken bitenler diğer komşulara yardımcı olurdu.  Üç çapa olunca daha iyi verim alınırdı.  Eskiden arazilerimiz cazibe ile sulanırdı.  Motopomp sistemleri kullanılmazdı.  Ekim ayında pancar çatal dirgenle insan gücüyle sökümü yapılırdı.  Pürleri kesilip pancar temizlenip fabrikaya vermeye hazır hale getirilirdi.

Bahar mevsiminde çapa avansı olarak, işçiliğe ve ev ihtiyaçlarına harcanmak üzere birinci avans alınırdı.  Söküm öncesinde ikinci avans alınırdı ektiğin pancarın miktar ve kotasına göre toz şeker avansa sayılırdı.  Bizim eve bir yılda 17-18 torba şeker avans geldiğini bilirim.  O zaman şeker çuvalları 75 kilogramdı.  Evde fazla bir şekilde hatta rahatça şeker tüketimi olur,  fazlası esnafa veya olmayan köylere satılır paraya çevrilirdi.  1960´lı yıllarda bir güz mevsiminde 40 ton pancarımız oldu. O sene ödül mahiyetli olarak çift taraflı döner kulaklı pulluk hediye ettiler.  Ancak traktörümüz olmadığı için bu çift döner pulluk at ve öküzlerle çekilebilen bir özellikte idi. 

/resimler/2019-6/20/0844121842683.jpg

Pancarcıların Tohma ile İmtihanı

Güzün pancar bitince, afedersiniz merkeple günde üç sefer yaparak 40 ton pancarı Balaban´daki kantara taşıyıp, teslim ederdik.  Sabah namazından sonra bir sefer, öğlen bir sefer, ikindi önü üçüncü sefer olmak üzere taşırdık. Hayvanların ırmaktan geçmesi serüveni bayağı maceralı olurdu.  Hayvanlar suya girmek istemez, girse bile ürküp suya yattığı olurdu.  İki kişi tekrar o suya yatan hayvanın üzerindeki pancar yükünü indirip,  karşıya geçirirdik.  Ayrıca hayvanı da kaldırıp karşıya geçirdikten sonra tekrar yükleri yüklenir dedi.  O zaman Tohma üzerinde köyümüze geçecek köprü yoktu.  Bir basit Tahtaköprü vardı ama bahar seli her sene o köprüyü harabe ederdi.  Şimdiki pancar kamyonlarının darasının alınması gibi merkepler yüklü ve yük boşalmış şekli ile iki defa kantara girerdi.  Köydeki her iş ve alışveriş pancar parasına göre hesaplanırdı.  Evde hanım önemli bir ihtiyaç söylese,  pancar parasına diye ertelenir veya esnaftan alınırsa o zaman ödenmek üzere pancar parasına veresiye alınırdı.  Düğünler,  çeyiz gibi yüklü alışverişler pancar parasını beklerdi.  

2004 yılına kadar Yeşiltaş pancar ekimine devam etti.  O yıllarda aynı tarlaya her yıl ekim yapılması yasaklandı.  Kota uygulamaları daha sertleşti. Balaban teslimatı değil nakliye Malatya Şeker Fabrikasına yapılaması kararı alındı.  Eskiden kota pek uygulanmaz aynı tarlaya her yıl pancar ekilebilirdi. Teslimatta yakınımızda Balabandaki kantara yapılırdı.  İşte bu radikal kararlar etkisiyle pancar ekimi cazip olmaktan çıktı ve köyümüz pancarcılığı terk etti. 

İsbekcür Soğanı Çok Meşhurdu

(Yusuf Aslan 1968 doğumlu)

Eskiden köyümüzdeki her hanenin soğancılık yaptığını biliriz.  Bir ev en az 5 veya 10 dönüm gücüne göre soğan ekimi yapardı.  Kıskası Elazığ´dan temin edilirdi Malatya esnafından alınıp köye getirilirdi.  Önce mart ayında ekilecek tarla 2 defa çifte sürülür sonra tapanlar düzeltilir.  Ekin tohumu gibi serpilir birkaç kişi elleriyle kıssaları gömerdi bir iki hafta içinde çıkan soğan önce oto alınır sonra çapası yapılır Ağustos ayına kadar tımarı görülürdü.  Ağustos ayında sulama kesilir yeşil yapraklar yani pürü ayakla çiğnenerek ezilirdi.  Bu işlem, kökün iyice büyümesini sağlamak ve çift kabuk tutmasını temin etmek için önemli bir uygulamaydı.  Bir ay sonra söküm başlardı.  Çapa keseriyle tek tek sökümü yapılır,  kalan pürü varsa kesilir, toprağı çırpılır,  kurutmak için yığın yapılırdı.  Küçük küçük yığınlar yapılarak kurtulurdu.  Bu yörede en meşhur soğan; İspbekcür soğanı idi.  Çünkü suyu erken keserdik,  kurutup çift kabuk olmasını sağlardık.  Bir yılda 13 ton soğanımız olmuştu.  Topluca Malatya´da askeriyeye ihale alan bir tüccara verdim.  Çok iyi kurutulmuş olan soğanlar bahara kadar saklanabilirdi.  Kış boyunca Pazartesi günleri Darende pazarına afedersiniz merkeple götürüp perakende olarak da satardık.  Sonraları toptancı esnafı gelip toptan almaya başladı.  Son yıllarda soğan üretiminin ülkemizde çoğalması ve ithalatın çok aşırı gelişmesinden dolayı iç piyasaya satamaz olduk,  soğan para etmemeye başlayınca zaten bizde de kayısıcılık gelişmeye başladı.  O açıdan soğancılık üretimi köyümüzde gitgide azaldı.  Belki bir iki hane eken vardır ama eskisi kadar soğancılık artık yapılmamaktadır.