Milletimizde bir âdet vardır, biriyle tanışınca karşılaşınca yöneltilen ilk sorulardan biri “nerelisiniz?” gibi cümleler olur. Memleketten yada yaşadığınız yerlerden tanıdığınız birileri sorulursa ayrı bir yakınlık hissedilir.
Geçen gün bir büyüğümüzden dinledim. Bir yurtdışı seyahatinden dönerken havaalanında pasaportu kontrol eden görevli polis bir an şöyle bir bakar ve “Darendelisiniz peki orda mı yaşıyorsunuz”, “Evet” “Hulûsi Efendi vardı tanır mıydınız?” “Darendeli olur da Hulûsi Efendi tanınmaz mı, elbette ki o bizim medarı iftiharımız, peki siz, nereden tanıyorsunuz?” Görevli polis yerine hemen bir arkadaşını çağırıp, çay içmeye davet eder, kendini tanıtır ve hiç unutamadığı anısını paylaşmaya başlar.
“Darende’ye tayin olduktan kısa bir süre sonraydı. 1987 yılının soğuk ve karlı bir kış gününde akşam evde otururken 2 yaşındaki oğlum, çaydanlığa takılınca kaynar su üzerine döküldü ve yavrucak acılar içinde ağlamaya başladı. Çocuğu kaptığım gibi hastaneye koştuk ama uzman yok, doktorlar ve imkanlar yetersiz. Malatya’ya götürmek istiyoruz ancak şiddetli kış nedeniyle yolların kapanma riski var ve yola çıkamıyoruz.
Biz çaresizlik içinde kıvranıp dururken o arada orta yaşlarda birisi geldi, bizim çocuğun bağırtıları üzerine doktor olduğunu söyleyen o kişi acil servise gelerek ilgilenmeye başladı. Nerde var nerde yok, çantasından bir şeyler çıkardı oradaki bazı malzemeleri de kullanarak yanığa bir tedavi uyguladı. Görevliler de ben de çok şaşırmıştık, bu doktor kimdi, bu kış gününde burada ne arıyordu ve durduk yere nasıl gelmişti, üstelikte tam ihtiyaç olduğu bir anda. Tedavinin ardından kim ve nerede görev yaptığını ve hastaneye nasıl geldiğini öğrenince daha da şaşırdık. İstanbul’da bir hastanede yanık tedavisi üzerine görev yapan bir uzmanmış. Hulûsi Efendi’yi ziyarete gelmiş görüşme sırasında Hulûsi Efendi “Siz iyi bir uzmansınız, hastanemize bir uğrayınız ve belki bir ihtiyaç sahibine faydanız olur” der. Doktor hemen oradan ayrılır ve “Bunda da bir hayır vardır” diyerek hastanenin yolunu tutar. Geldiğinde de bizim çocuğun durumuyla karşılaşır.
O zaman eğer o doktor olmasa belki bizim çocukta izleri silinmeyecek yaralar oluşacak, belki daha kötü sonuçlar olacaktı. Ertesi gün doğruca Hulûsi Efendi’ye giderek ziyaret ettim ve başımızdan geçenleri anlatarak kendilerine müteşekkir olduğumuzu ifade ettim. Cebinden bir şeker çıkardı ve “bunu bizden oğlunuza götürün” dedi. Allah’ın izniyle oğlumuz kısa sürede sağlığına kavuştu. Darende’de görev yaptığım 2 yıl süresince ben de her fırsat buldukça o muhterem zatı ziyaret ettim, sofrasında bulundum. Ve oradan ayrıldıktan sonra nerede bir Darendeli ile karşılaşsam ilk sorduğum Hulûsi Efendi olmaktadır.
Oğluma da o muhterem zatı ve başımızdan geçenleri defalarca anlattım. Geçen gün Bursa’da tıp eğitimi gören oğlum aradı ve ‘Baba hani bana doktor gönderen Hulûsi amca vardı ya, burada onu anma programı vardı ona gittim. Hayatını, eserlerini, geleceğe bakışını, gençlik ve insanlık için yaptıklarını anlattılar. Madem ne kadar büyük birisiymiş. Bize iyilik eden o zatı iyi ki tanımışız, o zaman bana iyiliği dokunan birisini yıllar sonra anılırken görmek beni çok mutlu etti’ deyince ayrı bir haz duydum” diye duygulanarak anlattığı anısının ardından ekledi, “Ya siz, siz o zatın kıymetini biliyor musunuz?”…
Başka bir hemşehrimizden de şu anıyı dinlemiştim. Umredeyken Kâbe’de karşılaştığı Türk’lerle sohbet ediyormuş, yanlarındaki nurani yüzlü yaşlı zat gruba dönerek cebinden bir resim çıkararak sorar; “Madem Türk’sünüz bu zatı tanıyor musunuz?” Gördüğü tabloya şaşıran hemşehrimiz hemen atılır “Evet ben tanıyorum o Darendeli Hulûsi Efendi’dir” yaşlı zat tebessümle “Ya ne güzel, demek onu tanıyorsunuz” der. Hemşehrimiz gördükleri karşısında şaşkınlığı artar, aslen Suriyeli olan ve yıllardır Mekke’de yaşayan Seyyid Ömer adlı alimde Hulûsi Efendi’nin fotoğrafını görünce kıtaları aşan bu sevginin önemini daha iyi kavrar.
Darende başta olmak üzere ülkemize ve insanlığa önemli hizmetleri kazandıran Hulûsi Efendi’yi tanıyanlarla ve yukarıdaki gibi anıların yüzlercesiyle karşılaşmısınızdır. Önemli olan gökkubbede hoş bir sada bırakmak olmalı. Tabi kıymetbilir olmak da ayrı bir meziyet.
Memleketimizin medarı iftiharı Hulûsi Efendi’nin ebediyete intikalinin 19 yılını yaşadığımız şu günlerde onbinler onu anmak için Darende’ye akın edecek ve muhteşem bir buluşmaya daha tanıklık edeceğiz. Bu arada böylesi büyük bir zatın doğumunun 100 yılının (2014) uluslararası prestijli bir programla anılacak olması da ayrı bir heyecan vesilesi. UNESCO tarafından 2014 ‘Hulûsi Efendi Yılı’ ilan edileceğini öğrenince büyük keyif duydum. Sözleriyle insanlığa müthiş duyguları ifade eden Hulûsi Efendi’nin Nasihat şiirinin değişik dillere çevrilerek dünyaya dağıtılacak olması da ayrı bir mutluluk oldu.
Ne mutlu onu anlayanlara, yüreğinde yaşatanlara, izini takip edenlere, eserlerinde onu görenlere ve sevenlerine…
