Prof. Dr. Ramazan Altıntaş


Terk Edilmiş Psikolojisinin Çaresi

Terk Edilmiş Psikolojisinin Çaresi


Modern toplumlarda aile yapısı örselendi. Cemaat olmanın önemi ve değeri görmezden geliniyor. 

İnsanlar, Kur’an’ın ifadesiyle “ihtiyarlayınca”, tam bir bakıma ve korunmaya muhtaç oldukları sırada kendileriyle konuşacak, dertlerini, hüzün ve sevinçlerini paylaşacak bir insan bile bulamıyorlar. 

Huzurevlerinde nice sönen yıldızlar var. Kimsenin haberi olmadan vefat edip gidiyorlar. Kimsesizler mezarlığına defnediliyorlar. Haber olarak bazen gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alıyorlar. 

Hâlbuki bunlar da bir zamanlar gençti, güzeldi, parası vardı, şöhreti parlamıştı, makamı, mevkii vardı. Bu sebeple çevresinde dolaşan bir takım insanlar menfaate, çıkara, ikiyüzlülüğe dayalı da olsa, sahte dostluklar, arkadaşlıklar kuruyordu. Kimisi onların menajerliğini, kimileri de koruma görevlerini yapıyorlardı. Hatta onların önünde boyun kıvırıyorlardı. Amaç, onları sağmal inek gibi sağabilmek.. Sömürebilmek…

Ya şimdi! 

Yaşlanıldı, fiziki yapı çöktü, güzellik soldu, şöhretler bitti, yıldızlar söndü, artık çevresinde dolaşan manevi değerlerden uzak insanlar çıkarları bittiği için uzaklaştı. Tam bir dışlanmışlık ve terk edilmişlik psikolojisi yaşayan bu insanlar, hayatlarının sonunda ayakta durabilmek için ya ücret karşılığında kendileriyle konuşacak psikologlar tutacak ya da hayvanlar derneğinin en aktif üyesi olarak, aslan besleyecek, kaplan besleyecek... 

Elbette bunlar kötü değil. İnsanın hayatını güzelleştirme çabalarının bir ürünü. İşte manevi değerlerle donanmanın kıymeti burada ortaya çıkıyor. 

İnançtan yoksun bir hayat, dahası çıkar ilişkilerine ayarlı bir hayat, toplum içinde yalnızlaşmayı, çürümeyi ve bunalımı artırır.  Bu terk edilmişlik psikolojisi, toplum bireylerini değişik tatmin yollarına sürükler.

 Bunlar ardı arkası kesilmeyen intiharlar, alkol ve uyuşturucu madde kullanma bağımlılığı, saldırgan anti sosyal gruplar üretme, yağmalama, Vandalizm, cinsel sapıklık, soygun, cinayet, şiddet gibi değişik felâketleri beraberinde getirir.

 Bizler tarihi yürüyüşümüzü ancak ve ancak gücünü dini ilkelere bağlılıktan alan aile yapımızı güçlendirerek sürdürebiliriz. 

Çare, modernitenin acımasız saldırıları karşısında Müslüman aile yapımızı kendimiz kalarak korumak, kollamak ve varoluş köklerimize yeniden dönmektir.

Çare, sadıklarla birlikte olmaktır. 

Bir mü’min, Allah şuurunu diri tuttuğu ve uyanık kaldığı sürece ister acılarla ve isterse rahat bir yaşam haliyle sınansın, daima O’nunla birlikte olduğunu hisseder. Bu duygu ona güç verir, özgüven kazandırır, onu yalnızlık ve dışlanmışlık hissinden uzak tutar. Artık onun için “gökten belâ kar gibi yağsa, adına aşk” denir. O, “acıları bal eylemesini” bilir. “Allah’la birlikte” olan bir kimse, bir taraftan yaşadığı acıların üstesinden gelmek ve yardım almak için “Sen bunlara tanıksın Ya Rabbi!” diye duâ ederken, diğer yandan, “Allah’ım! Rahat ve iyi giden hayatıma şahitsin, ne olur bu hali ihtiyaç sahibi kardeşlerime de yaşat!” demek suretiyle hayatının her alanında diğerkâmlık ve fütüvvet ahlakı örnekleri gösterir.

O halde kurtuluş ve huzur, hayatımızı vahiyle yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Terk edilmişlik psikolojisini ancak mensubiyet duygusu gelişmiş sağlam aile ve sağlam cemaat yapılarının varlığı sayesinde yenebiliriz.