Prof. Dr. Ramazan Altıntaş


Sultân-ı Zîşân’a Hazırlık Vakti

Sultân-ı Zîşân’a Hazırlık Vakti


Zamanın durup soluklandığı, feleklerin bambaşka bir tecelli ve şavkla nura gark olduğu o mübarek eşikte, eşref-i saatlerin huzurundayız. Şehr-i Ramazan’ın mübeşşir gölgesi, mâsiva ile yorulmuş ruhlarımızın üzerine bir rahmet-i Rahman serinliği gibi düşmeye başladı. Ufukta süzülen o latif hilal, sadece bir takvim yaprağının değişimini değil, gönül dergâhlarımızda yeni bir fethin, nefsani uykulardan istikamet üzere bir uyanışın müjdesini veriyor.

Nasıl ki bir sefere çıkmadan evvel yol azığına müracaat edilir ve huzur-u ilahiye durmadan evvel taharetle zahir arındırılırsa, şimdi de kalp aynasını bu aziz misafire, bu Sultan-ı Zîşân’a hazırlama vaktidir. Bu hazırlık, sadece mideden el çekmek değil, “savm-ı husus” sırrına ererek tüm azaları haramdan çekmek ve ruhu tezkiye-i nefs potasında eriterek hakiki hürriyete kanat açmaktır. Şimdi, vaktin kadrini bilme ve nazargâh-ı ilahi olan kalbi, her türlü batıni hastalıktan halas eyleme vaktidir.

Ramazan; yalnızca midedeki biyolojik bir açlıkla bedeni terbiye etmekten ibaret sığ bir disiplin değil, riyazet ve mücahede ile örülen muazzam bir irade eğitimidir. Bilge lider Aliya’nın ufuk açıcı ifadesiyle bu ay, insanın kendi arzularına "hayır" diyebilme gücünü kuşanması, yani tam manasıyla bir "özgürlük" kıyamıdır. Mümin, bu kutlu mevsimde nefsin süfli arzularından, dünyevi prangalarından sıyrılarak,  ruhun kanatlarıyla melekiyet makamına doğru manevi bir seyre dahil olur.

Lakin bu ulvi tecellilere mazhar olabilmek için yapılacak hazırlık, pazar yerlerindeki dünyevi telaşlardan, mutfaklara hapsedilen lezzet arayışlarından çok daha derin, derunî bir mahiyet arz etmelidir. Hakiki hazırlık, Letaiflerin (manevi merkezlerin) uyanışı ve Allah’ın yeryüzündeki asıl tecelli mahalli olan “Gönül Kâbesi”nin temizlenmesidir. Bu hazırlık, o mukaddes mabedi bizi Zikrullah’tan alıkoyan ucub, kin, haset ve kibir gibi batıni hastalıklardan, yani gönül putlarından arındırıp süpürmek, kalbi sadece Sahibi’ne ram eylemektir.

Bugün sokaklarımızda, minarelerimizin gölgesinde ve çarşılarımızda "hoş geldin" nidalarıyla yankılanan bir şenlik, bir surûr hali var. Pide fırınlarından yükselen o bereketli koku, marketlerdeki infak paketleri ve sivil toplum kuruluşlarının arş-ı alayı titreten "kardeşlik sınır tanımaz" çağrısı, İslam’ın diri kalbinin hala attığını müjdeliyor. Lakin bu toplumsal uyanışın asıl mihveri, isâr (kendi muhtaçken başkasını tercih etme) ahlakıyla şekillenen sosyal dayanışmadır.

Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz’in cömertlikte engel tanımaz bir rüzgâr gibi estiği bu mevsimde, bizler de infakımızı sıradan bir mali külfet değil, bir şükür secdesi ve gönül borcu olarak görmeliyiz. Zira ihtiyaç sahibinin sofrasına katık, mahzun bir yetimin mahzun çehresine tebessüm olmak, tutulan orucun en makbul iftarı, ruhun ise en büyük ziyafetidir. Unutulmamalıdır ki, Ramazan’ı bu şuurla ihya eden kişi, sadece bir ayı değil, bütün bir ömrü ahlaki bir tekâmül ile mühürlemiş olur.

Ramazan, aynı zamanda insanlığın karanlıktan nura çıktığı "Vahyin Şafağı" ve Kur’an’ın nüzul iklimidir. Bu ayda ellerimize aldığımız her bir Mushaf-ı Şerif, sadece lafızlardan müteşekkil bir metin değil, zulmetten aydınlığa yol gösteren Hâdi bir pusuladır. Bireysel ve toplumsal hayatımızda bir "vahiy fetreti" (kopukluk) yaşanmaması adına, Kur’an ile olan ahdimizi bu ay yeniden tazelemeliyiz. Onu sadece tilavet etmekle yetinmemeli, anlamıyla kuşanıp, Kur’an ahlakı ile bezenmeliyiz. Hüccetü’l-İslam İmam Gazali’nin o sarsıcı uyarısında olduğu gibi, kemâlât salt şekli ibadetlerde değil, o ibadetlerin meyvesi olan üstün ahlaki seciyelerde tecelli eder.

Nihayetinde, ailece sahurun o lahuti bereketine, iftarın şükürle harmanlanmış sevinç dolu huzur haline ve teravihin ruhu dinlendiren huşû iklimine hazırlanırken, sadece sofralarımızı değil, zihnimizi ve kalbimizi de donatmalıyız. İlmihal sayfalarında fıkhımızı tazeleyerek ibadetlerimizi şuurlandırmalı, niyetlerimizi ihlasla mühürleyerek kalbimizi her türlü bulanıklıktan arındırmalıyız. Bilhassa günün hengâmesinden sıyrılıp akşam ile yatsı arasındaki o dingin vakitte, hane halkıyla yapılacak hasbihaller ve hikmetli okumalar, yuvamızı bir "beytullah" neşvesine büründürecek, ruhlarımızı bu manevi atmosfere bir adım daha yaklaştıracaktır. 

Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennem azabından kurtuluş olan bu kutlu mevsime, bu mukaddes zaman-ı şerife erişirken, niyazımız odur ki bu Ramazan, bizler için sıradan bir zaman dilimi veya alışılagelmiş bir takvim durağı olmasın. Aksine bu ay, nefsin karanlık dehlizlerinden çıkıp ruhun aydınlığına kavuştuğumuz, hatalardan rücu edip hakikate yöneldiğimiz, kalplerimizin yeniden doğduğu bir manevi milat ve ebedi bir uyanışın başlangıcı olsun.