Hüseyin YAREN


Osmanlıdan Günümüze : Salgın Hastalıklarda Tedavi Yöntemleri


 

Osmanlı Devleti, salgın hastalıklar yaşanmadan önce ve yaşandıktan sonra Osmanlı hekimlerinin tavsiyesi sonrası tedbirler alıyordu. Özellikle havanın temiz olmasına çok önem veren Osmanlı hekimleri, salgın hastalıkların olduğu dönemlerde havanın hastalık taşıdığını belirtip bazı tütsülerin kullanılmasını tavsiye ediyorlardı. Sokakların dezenfekte edilmesi içinde Osmanlı Devleti gerekli önlemi aldığı gibi Osmanlı hekimleri de salgın hastalığının zararının toplumda en aza indirilmesi için çeşitli güzel kokular tavsiye etmiş, besinlere dikkat ediyorlardı. Sokakların tütsülenmesi için "sirke" kullanılıyordu. Sokak başlarına taşlar yığılır onlar ateşe verip ısıtılırdı. Sonra üzerine sirke dökülerek kirli havanın temizlenmesi sağlanırdı. Ayrıca "gülsuyuyla sirke" nin karıştırılarak yaşanan yerlere saçılmasını tavsiye ederlerdi. "Temizlik" çok önemliydi. Havanın kirlenmesi sebebi olabilecek çöpler, lağımlar, leşlerin temizlenmesi gerektiği yazılmaktadır. Durgun sular, bataklık yerler kirli havalı olduğundan oralara gidilmemesi istenirdi. Böyle zamanlarda suların da kirlendiği düşünülürse sular kaynatılmalıydı. Sular kaynatıp soğutup içilmeli, her şeye rağmen sulardaki zararların olduğu düşünülürse soğan sarımsak yenilerek giderilmesi tavsiye edilirdi. Kirli havalı yerlerdeki zararların "Güzel koku" ile giderileceğine de inanılırdı. Salgın zamanının zararını giderecek koku "Kafur, sandal ağacı ve gülsuyu" idi. Bunları koklamak ve yaşanan yerlerde kullanılırdı. Koruyucu olarak kekik en sevdikleri bitkidir. Kekik yağı, kekik suyu veya yemeklere konan kuru kekik salgın zamanlarında tüketilirdi. Turp Osmanlı hekimlerinin çok sevdiği bir ilaçtı. Özellikle Karaturp akciğer hastalıklarında tavsiye edilirdi. Turp haşlanıp balla karıştırılıp yenmesi veya turpun içi oyulup bal koyup bekletilip yenmesi, hiç olmazsa yemeklerde birer dilim yenmesi öksürüğü kesen bir ilaç olarak tavsiye ediliyor. Gülsuyunun Osmanlı tıbbındaki yeri çok önemlidir. Kokulu gülden yapılan reçelden daha kıvamlı olan gül macunları mide ve karaciğer tedavisi için çok iyi bir ilaçtı. Gül kokusu ruhun ilacıydı. İnsanı rahatlatır ve umut doldururdu. Gülsuyu çok kullanılırdı. Ferahlatan rahatlatan bir ilaçtı. Ayrıca ateşlerde alına ve ayakaltına sürülen gülsuyu ateş düşürürdü. Osmanlı hekimi salgın hastalıklarda duygu durumunun çok önemli olduğuna da dikkat çekmişlerdi. İnsan bedenini yıkıp hastalıklara ortam hazırlayan duyguların başında "korku" geliyordu. Korkudan sonra üzüntü, vesvese, kaygı, karamsarlık, kötümserlik hiç istenmeyen duygulardı. Osmanlı hekimi duyguların bedeni ilaçlar ve zehirlerden bile daha hızlı etkilediği, bu sebeple dikkat edilmesi gerekir derler. Hastalık ve ölüm korkusu için verdikleri bir reçete "Bu da geçer ya Hu" dur. Yani güzel şeyler ve güzel günler nasıl geçip gidiyor ve unutuyorsak kötü günler de geçecek demektir. Bunun için geçici şeyler için üzülmemek gerekir derler. Bu şekilde morali yüksek tutmaya çalışırlar. İyi şeyler düşünmek, olaylara iyi tarafından bakmak önemlidir. Bunlar hastalığa yakalanmamak için yapılanlardır. Hastalığa yakalandıktan sonra hekim o hastaya uygun tedaviyi uygular.

Günümüze Bir Bakış ve Çay

Coranavirüs insanlığın yeni tanıdığı bir hastalık. Diğer salgın hastalıklarda kullanılan ilaçlar bunda da önleyici olabilir. Osmanlı döneminde uygulan tedbirler uygulandığında başarı yakalanabilir. Çünkü tüm dünya birleşerek, tüm laboratuvarlar bir araya gelerek bir Virüsün aşısını bulamamışlardır. Bu ise durumun vahametini göstermeye kafidir. 

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yüksek bir tüketim oranına sahip olan siyah çayın sağlığımıza ne gibi faydaları var bir göz atalım.

Siyah çayın faydaları: Siyah çay, antioksidanlar içerir. Ancak siyah çayın içindeki antioksidanların ortaya çıkabilmesi için bazı önemli noktalar bulunuyor. Siyah çay, yüksek sıcaklıkta demlenirse antioksidanlar ortaya çıkıyor. Ayrıca siyah çayın içindeki antioksidanların açığa çıkmasını önleyen bazı unsurlar da var. Bunlardan bir tanesi çayın süt ile içilmesi, diğeri ise poşet çayların kullanılması. Öyleyse Çay süt ile içilmemeli ve poşet çay kullanılmamalıdır. Yapılan araştırmalar, siyah çayın çürük oluşumuna engel olduğunu, ağız sağlığını koruduğunu ortaya koydu. 2009 yılında yapılan bir çalışmaya göre, günde 3 bardak çay içen insanlarda felç ve inme riski daha düşük. Çayın içindeki antioksidanlar yumurtalık kanseri başta olmak üzere bazı kanser türlerini önlemeye yardımcı olmaktadır.

Bir bardak çaydır; sohbete kapı aralayan. Her yudum sohbete bir koyuluk bir huzur katar. Muhabbetin demidir yavaş yavaş yudumladığımız çay. Gerçekte gönüller demlenir demi yudumladıkça, dem olur demini bulur çay. İçindekileri damıtmak isteyen bir yüreğin sesi, çığlıklarıdır çay. Huzurun gölgesi, belki de bir sevdanın öyküsüdür. Sevda olmadan, sevmeden, yanmadan yürek demini bulmaz. Ateşin verdiği sıcaklıkla muhabbetle olgunlaşır hakiki anlamda. Hakikat ise; Bir demlik çay da, doyumsuz bir sohbette gerçek bir dostta saklıdır. O,  dostla yapılan sohbet ise vuslattır. Sımsıcacık bir muhabbet ve kavuşmadır, tarifi ise mümkün değildir. Huzurun membaı dostla yudumlanan bir bardak çayda gizlidir.

Cenab-ı Haktan güzel ve sağlıklı günler niyazıyla…