Cemil Gülseren


Herkes Her Yerde


                                              

                Herkesin kendi köyünü, kasabasını-o da kalmadı ya artık-, memleketini özlemesi en doğalıdır. Memleket denilince havasından suyuna, toprağından taşına; sazından sözüne; lezzetinden tadına kadar oraya ait olma duygusunu yana yana hisseder, içine çeker, içini çeker. Şimdi mi? O köyler, mahalle oldu. Semtler site doldu. Ancak kavram olarak da olsa köylü-şehirli hep oldu. Olacak da.

                Köylü olmak da köyde doğmak da elbette bir sıkıntı değil. En son yazacağım cümleyi hemencecik yazıvereyim de yanlışa fırsat vermeyelim. Sıkıntı , şehirde yaşadığı halde, ‘köylü kalmak’…Zihniyet olarak tabii ki. Aslında köylü şehirli söylemi bir duruş, bakış, bir yaşayış biçimi, hayat tarzı olarak algılanmaktadır. Yoksa birini aşağılayıp diğerini yücelten bir kıyas değil. Somut ya da soyut örneklemek gerekirse ; Şehirli kanun-kural tanır, tedbirli olur, temkinli olur;  köylü daha geniştir, gözü pektir. Biraz daha rahat davranabilir. Mekanlar değişince köylü şehirde tedirgin, ürkek, şehirli köyde pervasız. Şehirli hep yönetmek ister. Seçim gezilerinde bile köylünün oyunu hep çantada keklik sanır ki hatadır. Şehirli özgürdür alabildiğince hem de-giyimde, kuşamda yaşam tarzında belli olmuyor mu?- köydeki insanımız  ise daha gelenekçidir. Mahalle baskısını daha çok hisseder. Töreler baskın unsurdur.. Şehirli bireysel düşünürken köylüde aidiyet  öne çıkar. Özellikle de doğu ve güneydoğu bölgelerimizde aşiret, sülale, kabile hep kendini hissettirir. Şehirde bu duygular ‘hemşehricilik’ yaklaşımıyla adeta tek çatı altında toplanır. Büyükşehirlerdeki  köy yardımlaşma - dayanışma dernekleri de bu yapılanmanın resmiyet arz eden yüzleridir. Şehirli yazılı kültürden beslenirken köylü sözlü kültüre daha yatkındır. Halk edebiyatı çerçevesinde işlenen de, derlenen de  genelde köyün kültürüdür. Bir başka ifadeyle kırsal kesim diye de adlandırılırsa bu çok haksız ve yanlış bir genellemedir. Asıl kır olan, yeşilden, yeşillikten yoksun olan ise şehirlerimizdir. Yeşillikler arasında olan köylerimizdir. Grinin hakim olduğu yerler de betonların zirve yaptığı şehirlerdir.  Öte yandan şehirli şehrin güzelliğine hayran olurken köylü şehrin zenginliğine hayrandır. Zenginliğe gıpta eder. Onun imrendiği zengin gidişattır. Ah benim de olsa dediği çoğunlukla teknolojinin gelişimidir. Oysa artık her türlü teknoloji ve ürünleri  en ücra köye bile ulaşmaktadır, ulaşmıştır. Hoş internetin çekmediği, telefonların tam verimli olamadığı yerler de yok değil. Tam da bu anlamda şehirli ile köylünün yer değiştiğini var saysak sıkıntı çeken şehirli olur. Alıştığına ulaşamadığındandır. O yüzden şehire göç hep vardır lakin tersine göç azdır. Köye yöneliş, köye dönüş eninde sonunda olacak ama. İstesek de istemesek de; elimizde olsun olmasın yöneliş giderek artıyor. Üstelik bunu hali vakti yerinde olanlar hızlandıracak. Salgın süreci bunu herkes görüyor. Adına yatay mimari de deseniz, köy kent, dağ kent, orman köy şu bu sermaye, inşaat sektörü köy havası altında şehir hayatını size sunmaya çalışıyor.

                Hangi yönden bakarsanız bakın- sosyoloji,  toplum psikolojisi fark etmez –insanımız olduğu hali değiştirmenin ardına düşmüştür. Şehirli her zaman köyü değiştirmeye uğraşmıştır. Hep onu yönetmek, eğitmek, ilerletmek   adına kendine rol biçmiştir. Gerçekte olan ise köylü şehri kendine benzetmiştir. Şehirlere yerleşen köylü şehirlerde mini ‘Anadolu’ köyleri oluşturmuştur. Bir an düşündüm de şehirliyi köye, köylüyü de şehire yerleştirsek- bir süreliğine- köy mamur olur, önü açılır, ufku açılır ya şehirlerimiz?...İşte büyük şehirlerimizin sıkıntısı bundan kaynaklanmaktadır. Şehirli olmadan şehire yerleşen köylülüktür; köylü değil.

                Şimdi bu yorumlardan sonra hiç yorum katmadan, olumlu-olumsuz görüş belirtmeden köylü-şehirli karşılaştırmasını birkaç örnekle sıralayalım. Dediğim gibi ; yorumsuz:

                Şehirli dört mevsim hep çalışır; köylü mevsimine göre…Şehirlinin tatili bellidir ve sınırlı sürelidir. Yaza denk getirir. Köylü ise kafasına göre takılır dersem de yalan olur daha ziyade kışın tatil yapar. Şehirli çok tüketir; köylü çok üretir. Şehirli çok harcar; köylü azar azar. Şehirli saçar savurur; köylü kısar avunur.

                Şehirli kuşu kafeste sever; köylü ağaçta, dalda. Şehirli gülü saksıda yetiştirir; köylü bahçede…  Şehirli üzümü tabakta yer; köylü bağda. Şehirli meyveyi taneyle alır; köylü kasayla… Şehirli gramla alır, köylü çuvalla… Şehirli davete, davetle gider, köylü okuntuyla. Duysa yeter. Şehirli derdini psikoloğa anlatır; köylü ebeye, dedeye anlatır. Şehirli bir yeri kırılsa ortopediste gider; köylü sınıkçıya.

                ‘Şimdi her şey, her yerde mevcut.’ Diyeceğim ama diyemiyorum. Öyleyse bu şehire akın neden o zaman? Sanayi, fabrikalar, okullar, üniversiteler, hastaneler daha daha neler neler… Mevcut olan televizyonlar, çamaşır makinesi, buzdolabı, bazası, koltuğu, oturma grubu, halısı. Ama dokuma halı kilim değil. Şehirli dokuma peşindedir; köylü gider fabrika halısı alır. Farkındayız herkes birbirine özeniyor. Köylü şehirde yaşamak ister; şehirli köye kaçmak. Bana kalırsa kaçacak bir köy bulursan durma derim. Zaten herkes her yerde.



Ali özat
20.11.2020 14:51:46
Hoca güzel bir anlamla konuyu özetlemiş ancak şehir'den gidip köyü yönetmeye çalışan dedeleri tanısa konuyu daha detaylı anlatma olanagına sahip olur, bakış açısı değişir, otoriteyi tanır, tanır da tanır malum kişileri. Ama onlar bizim rengimiz, güzelliğimiz bakın birer birer kaybediyoruz varsın onlar da öyle özgür davransınlar bizlere onları anlamak düşer nokta

Murat Devrim Karabulut
21.11.2020 15:26:57
Değerli hocam. Ellerinizden öpüyorum. Yazılarınızı ilgiyle ve merakla bekliyor ve okuyorum. Maamafih bu yazınızdaki görüşlerinize katılmakla birlikte; şehirlileşme, şehirliye özenme hususunda sizi eleştirmek gibi bir niyetim yok ve bu benim haddim de değil. Değerli hocam. Yazınızda geçen "eninde sonunda" ifadesi şehirli geçinen bilgiçlerin(!) genel olarak yaptıkları yanlış bir ifadedir. Benim gidebildiğim, fikrine, muhabbetine nail olduğum köylü büyüklerim ifadeyi doğru şekliyle (önünde sonunda) kullanmaya devam ediyor. Bize doğru olanı yapmayı, söylemeyi, öğretmeyi ve öğrenmeyi siz öğrettiniz. Değerli hocam, amacımın eleştirmek olmadığını tekrar belirtiyor, ellerinizden muhabbetle öpüyorum. Saygılarımla.