Cemil Gülseren


Evin halleri


            “Çok çiğ çağ bu çağ” demişti Behçet Necatigil bir şiirinde. ‘Evimize gidelim’ de onun dizesi. Bütün dünya sesleniyor: Evinize gidin. Evde kal, hayatta kal. Evde hayat var. Evde durun, evden çıkmayın. Atilla İlhan da şöyle kapak yapardı sanırım: Hangi Ev?

            Ev, yalındır, sensiz yalnızdır. Sen eve gidersen şenlenir; evin yolunu bulursan, huzur da seni bulur, mutluluk da. Evi seversen içindeki eşin, evladın da seni sever. Ev demek eşya, mobilya, kap kacak, üst baş demek değil elbette. Hoş zaten gidip gelinmeyen, komşuluk olmayan, aranılıp sorulmayan bir sürece girilmişti. Alın işte sosyal izolasyon öyle olmaz böyle olur. Anladınız mi şimdi? Sağ çıkan bunun acısını da çıkarır. Gidip gelmeler, misafirlikler, kinler biter gibi geliyor bana. Daha sevecen oluruz her halde ve de yardımsever, şefkatli, anlayışlı. Hele şimdi kalın olduğunuz yerde. Kıpraşmayın, gıynaşmayın. ‘Bi dolaşıp geleyim.’ deme lüksünüz yok. Meğer ne kadar özgürmüşüz. Sonra elbet bir gün bu hal de biter. Ver elini memleket. İnanın o gazla büyükşehirlere olan göç tersine bile başlayabilir. Başlamalı da. O süreçte devlet, hükümet bunun için planlar, projeler hazırlatmalı hatta teşvikler sunmalı derim. Bu virüs herkesi, her ülkeyi, her şeyi alt üst etti. İnşaallah bitiminde de çok şeylerin değiştiğini dahası değişeceğini görecek. Kitap okuma oranları artmış. İnternet, televizyon, sosyal medya takipçiliği zirve yaptı. Alışveriş bağımlılığı azalınca, dışarısı daralınca evde boş durmamak gerekiyor. Hanımlarda örgü vb etkinlikler de çoğalmış. Eski el sanatlarını gel de arama. Tam da halı kilim dokuma sırası oysa. Ne tarak var ne tezgâh. Temizlik ister istemez takıntımız oldu. Yemek pişirmek angarya olmaktan çok zorunluluk oldu. Evler ‘home ofis’ haline geldi. Salgından sonra da bunu sürdürmemiz istenebilir. Bankacılık hizmetleri iyice mobil hale geldi. Artıları var eksileri var. Zorunluluk her şeyi yaptırıyor. En büyük sorun eğitim-öğretim. Verim olur olmaz. Başka seçenek yok. Bir de şu ‘65 yaş’ sınırı konusu var ki yanlış vurgulandı. Tıbbi bir uyarının gereği idi. O emsalini arıyor camide, parkta, meydanda. Sohbet edecek birilerini. Ne kadar önemli bir hazineymiş ‘sohbet etmek’ Bu salgın bunu da ortaya çıkardı.  Sulandırıldı. Magazinleştirildi. Uyarılar onların yararına elbette. Bu anlamda komplo teorilerinin bini bin para. Yok bu virüs yaşlı nüfusu azaltmaya yönelikmiş, virüsü Çin kendisi yapmış, ABD aşı ve ilaç satmak için üretmiş, yine ABD kendisine kafa tutanlara ders vermek istemiş (Çin, İran örneklerinden)vb…Velev ki hepsi de gerçek yahut yalan. Sonuç bu salgın aldı başını gidiyor. Bir an önce durdurulur diye dua ve ümit ediyoruz. Dualarımız arttı, Allaha daha çok yakarmaya başladık. Zengin-fakir ayrımının anlamsızlığı ortaya çıktı. Şan, şöhret, mevki, dünya kadar mal mülk ne kadar da önemsizmiş. İrade kimin, takdir kimin daha iyi anlaşıldı. Herkes için dua eder olduk.

            Hem tedbirde hem duada olmaya çalışıyoruz. Bilime, sağlığa yatırımın önemi çok daha net anlaşılır oldu. Bu durum sadece ülkemiz için değil tabii. En süper güçler/ülkeler bile acziyetlerini adeta ilan ettiler. İnsanlık bir aşı, bir ilaç der durur. Bir şişe kolonya, bir maske, bir dezenfektan, yerli solunum cihazı  meğer ne denli önemli şeylermiş. Bunların üretilmesi, çoğaltılması ekonominin neredeyse birinci maddesi oldu. Halk arasında da tercihlerin öne çıkanları: sirke bilhassa da elmadan yapılanı, kekik, sumak, soğan, sarımsak doğal olanını bulsak da saklasak. Doğaya döneceğiz, doğala döneceğiz. Dışarıdan değil içeride üreteceğiz.

            Mart ayının ortalarıydı. Daha tek tük vakaların olduğu günlerde sokağımızın köşe başında iki üç orta yaşlarda hanım yüksek sesle konuşuyorlardı. Kulağıma denk gelen cümle çok tanıdık: “Anam biz de köyümüze gideriz, memleketimiz başka …” Giriş-gelişme-sonuç bu kadar işte. Sıkıntılı günlerin başıydı. Gitmedilerse şimdi ne düşünüyorlardır sizce? Anadolu’ya açılalım açılmasına da. Nasıl? Anadolu’nun insanını şehirlere yığmak yerine sanayi tesislerinin dengeli bir biçimde kurulmasını özellikle teşvik etmek için formüller bulunmalı.  Tarım ve hayvancılığı yeniden canlandırmak lazım. İtirazım var benim. Sütten, yoğurttan geçtim maydanozu, yumurtayı marketten alan köylü var yahu. Geldin İstanbul’a. Bakırköy’deki de pazardan köy ekmeği, köy tereyağı, köy peyniri, köy yumurtası arar oldun, alır oldun. Kaldı ki aldıklarının hiçbirinin yolu köyden geçmemiştir. Üstelik bunu alan da biliyor, satan da. Saksıda bile yetiştirenler var. Tarlalar bomboş, bahçeler viran. Sonra da köyler bomboş diyoruz. İlçe nüfusları giderek azalıyor diyoruz. Yığılın şehirlere ne varsa. Var var bol bol beton dikilmiş. Bahçesinde de işe yaramaz süs ağaçları. Ne kurt yer ne kuş. Var evet hastane var, okul var, üniversite var, sanayi var, iş var. Ya olmayanlar ?… Onları sayarsak buraya sığmaz. Sosyal mesafeyi koruyalım korumasına da sosyal dengeleri de kuralım bir zahmet. Yoksa işte böyle olağanüstü durumlarda binalarda sıkışacağız. Bitişik, yan yana, iç içe, üst üste. Sokağa çıkınca mı? Çalış, çırpın, yol, kira, ulaşım, trafik trajik. Bu kısır döngü sürüp gider yaşadığın sürece. Eğer yaşamaksa bu.

            Evde tezekkür, tefekkür, teşekkür. Hayatı evde sürdür. Önemli ve ciddi bir süreçteyiz. Sağlıkla kalın, duada kalın. Aziz mübarek günler, aylar hürmetine, sevdiklerinin hürmetine, Ya Rab Sen Bilirsin.

 



Erol AKBALABAN
29.04.2020 21:16:09
Rabbim yar ve Yardımcımız olsun Güzel ve doğru bir yaklaşım

Cumhur Alptuğ
30.04.2020 23:39:34
Teşekkürler hocam iyi ki varsınız...

Leyla ATÇEKEN
18.05.2020 18:16:34
Çok net özetlemişsiniz Hocam.Kuran'ın anlattıklarını ,anlamadıklarımızı bir kere daha yeterince anlattı virüs aracılığıyla Yüce Rabbim,tabi anlamak isteyene. Bilim,sağlık,doğa ,hayvancılık,canlılar en önemlisi insan, hak ettiği değeri bulur umarım.Yazan elleriniz dert görmesin. Yüreğinize sağlık.

Hilmi Dulkadir
19.05.2020 09:25:28
Diline, yüreğine sağlık güzel güzel kardeşim.