Cemil Gülseren


Değer mi?

Yaşayan görüyor. Yıllar geçince de akılda kalanlar ‘tecrübe’ oluyor.


                Yaşayan görüyor. Yıllar geçince de akılda kalanlar ‘tecrübe’ oluyor.  Tecrübe, yerini ‘deneyim’ e bırakır mı bilmem ama ‘birikim’ çok uymuyor. Aslında hiç bir şey, eş anlamlı diye sunduğumuz bir sözcüğün yüzde yüz eşi, eş anlamlısı değildir.  İki artı iki dört eder. Matematikte eder doğru. Hem soyut hem de somut fark etmez. Tecrübe yaşanılmıştır, deneyim denenmiştir, birikimde de üst üste koymuşsundur. Yaş yaşayan yaşlanır elbet. “Bunun ‘kafa kâğıdı’ eskimiş.” Cümlesi ise çok kaba. Argonun bile edeplisi güzel. Büyüklerimiz; “Latifeler bile latif olmalı.” demişler. Söz tutana söylenir.

                ‘Kafa’ deyince bir anda aklıma bir çok deyim ve ifade geldi. Kimisi gerçek, kimisi mecaz. Kafanız götürürse bir kaçını hemencecik sıralamak isterim: “Kafayı yiyeceğim.” diyen çok bunalmıştır. Tam böyle ‘karantina’ sızlanışı. ‘Kafayı bulmuş’ ta ise kendinden geçmişlik vardır. Keyif versin vermesin, içsin içmesin nâ-hoş ya da hoş ne değişir? Gördüğünüz an dersiniz: “ Bu kafayı bulmuş.” ‘Kafayı sıyırmak’ ise ‘kafayı oynatmak’ ile eş değer bulunur. Zihinsel anlamda ‘kafayı çalıştıranların’ en çok istediği de ‘kafa dinlendirmek’ tir. Korona sürecindeki zorunlu kısıtlamaları bu bağlamda fırsata çevirenler de oldu şüphesiz. Evde yalnızken, kafadan atanlardan bayağı bir uzak kaldınız hatta onları bile özlemişsinizdir. İşte hayat böyle. Sosyal hayatta hepsine yer bulunurken sosyal mesafe ile torununuzu bile kucaklayamazsınız. Nereden nereye, ne idik, ne olduk? Çok klasik bir duadır: Allah beterinden saklasın. Bu arada ‘kafa tatili’ yapacağım demeye de hiç gereksinim duymadınız. İstediğiniz kadar ‘home ofis’ çalışın, istediğiniz kadar evde/uzaktan eğitim-öğretim yaptırın. Sonuçta evdesin işte. Tatilden bile yorulur insanoğlu. Tatiller bile değişecek zaten. Artık kıra, köye, yazıya, yabana en iyisi de yaylaya yönelmek zamanıdır. Endüstriyel değil doğal tatil istiyoruz; tabiata, doğaya. Bu tercih meselesi. Sen nerede ‘kafam rahat’ diyorsan; gönlün ne diyorsa onu yap. Aklınla gönlünü birbirine düşür sonra seyret. Seçeneğin azsa daha iyi ya. Ya şundan ya bundan olur biter(!)…

                Filmlerin kabadayılık sahnelerinde duyduğumuz, argoya özgü deyimlere de değinelim ama kullanmaktan olabildiğince kaçınmak gerek: ‘kafa yapmak’, ‘kafa yarmak’, ‘kafasına sıkmak’, kafasına geçirmek, kafasına etmek ve burada yazamayacağım iki üç edep dışı olanı dışında tarih boyunca duyulmuş en ağır ‘kafa’lı söz grubu hiç kuşkusuz ‘kafa kesmek’tir. Pedagojik olarak artık duyarlı davranan öğretmenler unutulmaya yüz tutmuş şu kelime gruplarını kesinlikle kullanmıyorlardır: ‘kafadan kontak,  kafasından aşağı dökmek / boca etmek, kafasına vurmak -eylemi ki kesinlikle birini hastaneye birini karakola götürür-, dik kafalı, kalın kafalı, kafası kalın, koca kafalı, boş kafa, mankafa aynı şekilde çok sakıncalı yasal olarak da adli ve idari soruşturmaya açık hakaretlerdir. Şakası bile olmaz. Bırakın öğretmenleri veliler dahi kullanmasa gerektir. Kimse, kendisine ‘geri kafalı’ dedirtmez. Anne terliğinin suç sayıldığı dönemdeyiz. Sıkıysa değişmeyin

                ‘Kafam almıyor’ diyenlere diyeceğim şudur: Çok da kafana takma. Olduğu kadar. Sınıf öğretmenlerinin çokça kullandığı bir çıkışı bu uzaktan eğitim sürecinde artık evdekiler seslendirmişlerdir: “Susun çocuklar yeter kafam götürmüyor.” Okulların açılmasını en çok da onlar istemiştir haklı olarak. ‘Evde kal, evde hayat var, hayat eve sığar’ etiketleri hepimize aynı zamanda empati yapma olanağı da vermiştir. Sağlık çalışanlarının kıymetini bilmek, okulların açık ve aktif halini düşlemek, seyahat edebilme özgürlüğü ve kararını elde tutabilmek…Can can. Her şeyin başı sağlık. Kısaca can sağ olsun da gerisi düzelir. Çok canlar gitti. Hepsine rahmet olsun. Ne diyordu Şeyh Edebali: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”

                Her insanın yapısı, yaratılışı ayrı olduğu gibi nasibi de farklı. Yine de kafanız eser de uzaklara gitmek istiyorsan memleketin sana yeter. Aklın yatar, yaşın da yeterse git üzümünü bağda; kirazını dalda ye. Her şey zamanında ve yerinde güzel. Ha sonradan kafam yeni dank etti demenin de anlamı yok. En son duyduğumu da aktarıp kafanızı iyice bozmayayım: Güzel bir deyişin ardından Aziz dost Kerami Bey dedi: “İşte böyle güzel oku; istersen gel kafamı kır.” Efendim her ne kadar sürç-i-lisan ettikse affola. Kimsenin ne kafasını ne de kalbini kırmaya niyetimiz yok. Değer mi ki?...Şu rübâîden sonra hele de… Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî,(2006) İstanbul, s.342.

                 “ Bir gün gelir bu âlem-i hayat âlem-i hayal olur  /  Dehrin nesi varsa cümle pâymâl olur

                Her demi zevk ile geçen eyyâmın  / Âhir encâmı firkat ü melâl olur”



Şamil
4.09.2020 17:57:34
Eline sağlık güzel abim