Prof. Dr. Ramazan Altıntaş


Biz Bu Dünya Yarış Pistinde Hangi Ödül İçin Koşuyoruz?

Biz Bu Dünya Yarış Pistinde Hangi Ödül İçin Koşuyoruz?


Şu içinde yaşadığımız dünya, aslında devasa, gürültülü ve bir o kadar da aldatıcı bir yarış pistine benziyor. Etrafınıza bir bakın; hepimiz nefes nefeseyiz. Bir yere yetişme, bir şeyi elde etme, bir eksikliği giderme telaşındayız. Bu pistte kimileri servetine servet katmak, markasını parlatmak, komşusundan daha lüks bir arabanın direksiyonuna geçmek ya da sosyal medyanın sahte alkışlarını, şöhretin geçici parıltısını toplamak için koşuyor. Ömür sermayesini, hiçbir yere götüremeyeceği bu gölgeler için harcıyor.

Oysa bir başka grup daha var ki, onlar bu maratonun "gerçek" koşucuları. Onlar, bu pistin sonundaki gerçek ödüle odaklanmışlar. Müslümanlığının kalitesini artırmak, Allah katındaki makamını yükseltmek ve bu kubbede hoş bir seda, ardında samimi bir "dua" bırakabilmek adına ter döküyorlar. İşte asıl mesele tam burada, kalbimizin atışlarında başlıyor: Biz bu pistte hangi ödül için koşuyoruz? Sonunda "keşke" diyeceğimiz bir serabın peşinde miyiz, yoksa "elhamdülillah" diyeceğimiz bir vuslatın mı?

Kur’an-ı Kerim bizi, uykularımızı kaçırması gereken sarsıcı bir gerçeğe çağırıyor: “Hayırda yarışınız!” (Bakara, 2/148). Dikkat buyurun; "hayır yapın" demiyor sadece, "yarışın" diyor. Çünkü bu yarış, yürüyerek değil, koşarak; durarak değil, coşarak kazanılır. Hayır, öyle bir kenarda durup sizin "bir gün vaktim olursa, işlerimi yoluna koyarsam gelirim" demenizi beklemez. Hayır, nazlı bir misafir gibidir; kapıyı açmazsanız çeker gider.

Bir yoksulun sofrasında dumanı tüten sıcak bir çorbayı, "nasıl olsa yarın dağıtırım" diyerek erteleyemezsiniz; çünkü açlık yarını beklemez, mideye mühlet verilmez. Bir hastanın sönmeye yüz tutmuş gözlerindeki o son bakışı, "boş bir zamanımda ziyaret ederim" diye geçiştiremezsiniz; çünkü ecel randevu vermez, Azrail kapıyı çalarken saate bakmaz.

Şunu hiç unutmamalı: Eğer bugün imkânınız varken, altında sadece bir bisikletin varken bir dertlinin kapısını çalmamışsanız, o gönüle girmemişseniz; emin

olun yarın en lüks arabalarınız, en geniş imkânlarınız olduğunda o kapı size çok daha ağır gelecektir. Çünkü gönül yolu mal ile değil, meyil ile aşılır.

Uhud’un tozlu, kanlı ve hüzünlü meydanını hatırlayalım... Allah Resulü (s.a.v) o meşhur kılıcı eline alıp havaya kaldırdığında; "Bunu benden kim alacak?" diye sordu. O an bütün sahabe büyük bir iştahla, adeta yerinden fırlayarak; "Ben Ya Resulallah!" diye haykırdı. Eller ormandaki ağaçlar gibi havadaydı. Ama Efendimiz ikinci soruyu sordu: "Peki, bunun hakkını vermek şartıyla kim alacak?" İşte o an bir sessizlik oldu. Eller birer birer mahcubiyetle indi. Hakkını vermek... Yani o kılıç bükülünceye, iş göremez hale gelinceye kadar hakkıyla vuruşmak. Sadece Ebû Dücâne’nin eli göğe yükselmiş bir sancak gibi tek başına kaldı. O, kılıcı aldı ve hakkını verdi.

İşte bugün, içinden geçtiğimiz bu mübarek üç aylar, o kılıcın, o hayrın, o infakın "hakkını verme" vaktidir. Hayır yapmak sadece cebimizdeki bozuklukları, artan paraları vermek değildir. Hakiki hayır; içimizdeki o devasa bencilliği öldürüp yerine "diğerkâmlığı" koymaktır. Bir güzel sözle bin yıllık bir kırgınlığı onarmak, bir muhtacın ihtiyacını sanki kendi evladımızın ihtiyacıymış gibi dert edinmektir.

Darende Haber gazetesinin değerli okurları, gönlü güzel kardeşlerim! Bizler Somuncu Baba’nın, "ekmeğini bölüşme" ahlakıyla yoğrulmuş bir toprağın evlatlarıyız. İçinden geçtiğimiz bu üç aylar, hayırda yarışmanın "altın zaman dilimleridir." Recep ve Şaban aylarında başlayan bu manevi antrenman, Ramazan ayında zirveye çıkmalıdır.

Yarın kıyamet meydanında, o dehşetli günde karşımıza çıkacak olan şey, ne banka hesaplarımızdaki rakamlar ne kapımızdaki arabalar ne de unvanlarımız olacaktır. Karşımıza çıkacak olan tek şey; bu yarışta attığımız o samimi adımlar, gizlice akıttığımız gözyaşları ve kimse görmeden uzattığımız ellerdir.

Bugün, şu an, henüz ciğerlerimize bir nefes çekebiliyorken; hayır yolunda bir adım atmanın, bir yetimin yarasına merhem sürmenin, bir yaşlının duasını almanın, bir tebessümü sadaka niyetine bir yüze kondurmanın tam vaktidir. Yarın çok geç olabilir. Çünkü bu dünya, dönüşü olmayan bir yolculuktur.

Selam olsun, ömür sermayesini biriktirmek için değil, bölüşmek için kullananlara... Selam olsun, hayatını bir hayır maratonuna dönüştürüp nefesini rıza

yolunda tüketenlere... Selam olsun, o kutlu yarışta "Sâbikûn" (öncüler) saflarına adını gözyaşıyla yazdıranlara...

Gönlünüz huzurla, sofranız bereketle, yolunuz hayırla dolsun.