Anahtar Kelimeler:

İngiltereden özlem duyuyor

İngiltereden özlem duyuyor

Sajad iqbal; eşine rastlanılmayan aşkın şehri, DARENDE

 

Ropörtaj: Aslan Tektaş

 

Darende’de çok turist gezdirdim, önemli birçok kişiye mihmandarlık ettim, değişik kişilerin gördükleri ve karşılaştıkları ile ilgili duygularını dinlemiştim, ama onu biraz daha farklı buldum. O kadar candan o kadar sıcak ki, her şeye muhabbetle bakıyor. Sajad Iqbal’dan bahsediyorum. Biz ona isminin Türkçe’deki telaffuzu ile Sacid diye hitap ediyoruz. Henüz 24 yaşında İngiltere’de yaşıyor ama sanki İstanbul’da oturuyor gibi, nerdeyse her ay burada. Darende’ye üçüncü gelişinde ondaki sevgiyi, yaşadıklarını, hissettiklerini merak ettim ve aşağıdaki söyleşi ortaya çıktı. Onu hayranlıkla dinledim. Sevgiyi, aşkı, Darende’de bulduğunu anlattı. Neler mi konuştuk, gerisi röportajımızda…

 

İstersen önce kendini tanıt, sonra da Darende’yle nasıl tanıştın onu anlat bize

Aslen Pakistanlıyım ama İngiltere’de yaşıyorum. Bir sigorta şirketinde yönetici olarak çalışmaktayım. Aslında buralara çok uzak yerlerdenim ama gelin görün ki, kaderin cilvesiyle kutsal topraklara yaptığım ziyarette Darende ve Darendelilerle tanıştım. Bu tanışma benim için çok önemli bir olaydı ve hayatımın sonuna kadar o ziyareti ve tanışmayı unutmayacağım.

Nasıl bir tanışma anıydı ki?

Halen yaşadığım yerde sosyal bir boşluk içerisinde hissediyordum kendimi. Müslüman bir ailenin ferdi olarak çok arzu etmediğim bir memlekette ‘nasip’ olduğu için bulunduğumu düşünüyordum ve yeni açılımlar peşinde hayaller kuruyordum. Gönlümdeki boşluğu yeni dostlar, yeni aşklarla dolduracağımı düşünüyordum, çok şükür gerçekleşti. Aradığımı bulmak için kutsal topraklara bir ziyaret yapmayı planladım. Kardeşim Adnan’la birlikte mini bir organizasyonla umreye gitme kararı aldık. Hazırlıkları yaptık ve yola çıktık. Yapacağım umrede bende önemli bir değişiklik olacağı hissini taşıdığım için çok heyecanlıydım. O heyecanla ilk günlerde zevkli bir ziyaret yapmıştık ama sanki aradığımı henüz bulamamıştım. 

Aradığın neydi, biraz açar mısın?

Aradığım gönüllerindeki güzellik yüzlerine ve hallerine yansımış insanlardı. Çok uzatmayayım bir gün Kâbe’de, Altınoluğun karşısında akşam namazını beklerken yanımıza beyaz elbiseler giyinmiş bir grup geldi. Herkes aynı renk elbise giyinmiş, sanki bir bölük asker gibi hareket eden insanlardı. Grubun önünde, gören herkesin hayranlıkla baktığı, hâl, tavır ve duruşuyla bütün dikkatleri üzerinde toplayan, herkesin saygı ve hürmet gösterdiği birisi vardı. Benim de dikkatimi çekmişti o zât. Bir süre merakla izledik, sonra içimizdeki kıpırtı ve heyecanla tanışmaya karar verdik ama o anda kendimizde yeteri cesareti bulamadık. Grubu bir süre takip ettik. Ertesi gün öğlen namazına geldiler, çıkışta dondurma yenilen bir mekâna giden grubun peşine biz de takıldık. Heyecanlı adımlarla gruba yaklaşırken, bir anda o herkesin gıpta ile baktığı kişi ile göz göze geldik, çok güzel bir yüzü, insana huzur veren bir hâli vardı. Selam verip kendileriyle tanışmak istediğimizi bildirdik. Tanıştığımız kişi Türkiye’den gelen H. Hamidettin Ateş Efendi idi.

Daha sonra ne yaptınız, konuştunuz mu?

Yanından yer açtılar bize de dondurma ikram ettiler. Görüşme sırasında kendileriyle içimizden geçenleri paylaştık. Örnek ve güzel halleriyle O artık bizim gönlümüze hitap ediyordu. O’na baktıkça Allah Rasulünü hatırlıyorduk. Sohbetimiz ilerleyince “Size ‘Efendim’ diyebilir miyim?” dediğimde gülümseyerek verdikleri cevapla mutlu olmuştuk. Seyyid olduklarını öğrendiğimizde binlerce kişi içerisinde neden kendilerine ilgi duyduğumuzu daha iyi anladık. İçimizdeki heyecan zirveye ulaşmıştı. Bize dua etmesini ve kıyamet gününde “Büyük Dedesi” ile birlikte olmayı arzuladığımızı bildirdik. Onlara bakınca ayrı bir manevî güzellik gördüğümüzü dile getirdik. Bizi otellerine davet ettiklerinde, canımıza minnet bilerek teklifi hemen kabul ettik ve belirtilen saatte verilen adrese gittik.

Keyfin yerine gelmiştir…

Hem de ne biçim… Otele gittiğimizde karşılaştığım manzara da çok güzeldi, sofralar hazırlamışlardı. Yemekler bir düzen içerisinde konmuştu. Efendimin yakınına oturtulduk, ömrümde böyle bir şey görmemiştim. Yer sofrasında yenen keyifli bir yemekten sonra semaverli bir çay sohbeti yapıldı. Kimse konuşmuyordu, dillerini anlamıyordum ama okunan ilahilerin melodileri kulağa da, gönle de öyle hoş geliyordu ki mest oldum. Herkes büyük bir sessizlik ve huşu içinde çaylarını yudumlarken gönüllere hitap eden sözlerin etkisini yaşıyordu. Konuşmalarımız sırasında İngiltere’de ahlâken bozulmaktan korktuğumuzu ve Efendimden bize dua etmelerini istedik.

Daha sonra görüştün mü grupla?

Kendi kendime düşündüğümde aradığımı bulduğuma kanaat getirdim ve bu insanlarla mutlaka daha fazla beraber olmalıyım dedim. Beş vakit namazı grupla beraber kılmaya başlamıştım, çok mutluydum. Grubun Medine’ye gideceğini öğrenince içimizi bir hüzün kapladı, gerekli görüşmeleri yaparak biletlerimizi 2 gün erteleyerek grupla ‘Peygamber Şehri’ne biz de gittik. İngiltere’den gelirken önce Medine’ye gitmiştik. Ancak Medine’nin havası bile bir başka gelmişti bu defa. Ertesi gün Efendime karşı hissettiklerimi dile getiren şiiri okuduğumda dinleyenlerin gözyaşları ile bize baktığını görünce içime ılık ılık bir sevgi huzmesi akıyordu. Ve 2 güzel gün daha o mukaddes beldede geçirdik. O gün ayrılırken Efendim bizi Darende’ye davet etti. Gönüllerinde böylesi güzellik olan insanları daha yakından tanımalıydık. Gözyaşlarıyla ayrıldık ‘Peygamber Şehri’nden. Efendim ile Mescid-i Nebevi önünde vedalaşırken “Bizi unutmayın Sacid, sizi Darende’ye bekliyoruz” demesi bende yeni heyecanların yolunu açmıştı bile.

İngiltere’ye döndüğünde neler oldu?

Ailemin yanına döndüğümde karşılaştıklarımı onlara da anlattım. Annem de babam da bendeki değişikliğe memnun olmuşlardı. Sanki yeni bir Sacid olarak dönmüştüm. Hayatımda yeni bir kapı olarak açılan Darende, artık benim gönül evimdi. Henüz görmemiştim ama içimi bir Darende sevgisi kaplamıştı.

Gönül evine ilk nasıl geldin?

Bir gün maillerime bakarken Darende adını gördüm ve heyecanla açtım. 20 Haziran’da Darende’de Somuncu Baba ve Hulusi Efendi’yi anma etkinlikleri olduğunu beni de beklediklerini bildiriyorlardı. Tarih yaklaştıkça heyecanım da artıyordu. Güzel insanlarla yeniden görüşecek olmak onları yurtlarında, kendi mekânlarında görecek olmak beni meraklandırıyordu. Haberleştik ve geleceğim tarih ve saati bildirdim. Buluşma zamanı gelmişti, uçağım İstanbul’a indiğinde ismim yazılı olan bir kâğıtla beni bekleyen birilerini görünce kardeşimi görmüşçesine sevindim. Biraz dinlendikten sonra ünü dünyaya yayılan İstanbul’u gezdik. Ertesi gün asıl muradımız olan Darende’ye doğru yola çıktık.

Darende’ye ilk geldiğinde neler hissettin?

Darende olumlu yönde hayatımı değiştirdi. Ben, kalbimi alan insanlarla tanıştım, buradaki insanlar benim ruhuma hitap ediyordu. Daha önce hissetmediğim duyguları yaşamaya başlamıştım. Geldiğim gün Cuma namazını Somuncu Baba Camisinde kıldık. Ortam öyle güzeldi ki her yeri sanki cennetteymişim gibi seyrediyordum ve mırıldanıyordum “Cennet dedikleri de böyle olsa gerek…”

Buradaki manevî atmosferi nasıl buldun?

Darende inanılmaz bir manevî havaya sahip. Bedenim ve beynim burada iken öyle rahatlıyor ki, anlatamam. Teneffüs ettiğim hava, buradaki güzel koku ruhuma huzur veriyor. Burada insan kalbi Allah’ın varlığını daha açık hissedebiliyor. Mesela, geceleri binlerce yıldız tarafından aydınlanmak inanılmaz bir görüntü benim için.

İlçedeki tarihî, doğal ve kültürel yapı hakkında neler düşünüyorsun?

Darende’deki yapılar özellikle de Somuncu Baba Camisi inanılmaz güzel. Hem mimarisi hem ortamı öyle güzel ki, manevî havası, sadeliği, doğa ile iç içe olması buraya ayrı bir özellik katıyor. Burada gördüğüm bir husus da Hulusi Efendi Vakfı’nın yöreye kazandırdığı hizmetler. Tarihine, insanına, kültürüne sahip çıkan vakıf, eğitim, sağlık ve sosyal alanda birçok çalışmayı Darende’ye kazandırmış. Sadece ilçe halkı değil onbinlerce ziyaretçi buradaki güzellikleri görerek yaşıyor ve inanıyorum ki herkes Darende’yi tanımaktan büyük haz alıyordur.

İnanılması güç ve güzel bir doğa ortamı var. Dik ve yalın kayalıklar, gürül gürül akan sular, yeşilin her tonu, doğayla uyumlu dinlenme alanları, gezinti ve piknik yerleri… gören herkesi etkiliyordur.

Peki, seni bu kadar etkileyen yeri, yaşadığın çevrene nasıl anlatıyorsun?

İnsanlara dünyadaki cenneti gördüğümü söylüyorum. Kur’an der ki; “Cennette bahçeler, pınarlar, şelaleler vardır.” Darende bütün bu sayılan özelliklere sahip. Ve bu özel yerde tanıştığım insanlar o kadar güzel ki, çevreme ‘cennet ehlini’ gördüğümü anlatıyorum. İslâm’a, insanlara bakışımı değiştiren Darende’de, karşılıksız hizmet etmenin güzelliğini gördüğümü dile getiriyorum.

Sana göre Darende’yi diğer yerlerden farklı kılan ne?

Darende’de her şey çok farklı, buradaki çocukların bile yürekleri o kadar temiz o kadar saf ki, büyüklerinden aldıkları terbiyeyle yaşıyorlar. Çok misafirperverler, burada olduğum süre içerisinde ikram etmeyi, karşılıksız sevgiyi, Allah rızası için hizmet etmeyi öğrendim. Bunlar insana ayrı bir huzur veriyor. Buraya her geldikçe benim de kalbim temizleniyor. Güzel hislerim ayyuka çıkıyor. Bir de Darende’deki ve buraya sevgi duyan, gönül bağı olanların aşklarını tarif edemem, böyle bir aşkı dil tarif edemez. Bu aşkın, bu sevginin bir eşine dünyanın başka bir yerinde de rastlanılacağını sanmıyorum.

Bu üçüncü gelmen ve her gelişinde yeni arkadaşlarını getiriyorsun, aileni de getirecek misin?

İnşallah en kısa zamanda tekrar geleceğim. Buraya bir daha gelmek için tanıdığım bütün insanlara dua etmelerini söylüyorum. Gönül huzurunu bulduğum bu şehre tabii ki annemi ve yeni arkadaşlarımı da getireceğim. Her dönüşte aileme ve sevdiklerime bir masal gibi buraları anlatıyorum.

Bu kadar sevdiğin şehri özlemek nasıl bir duygu?

Tarifi güç bir duygu, ancak her geçen saniye inanılmaz özlüyorum burayı. Aklım, ruhum ve kalbim, Darende’de yaşıyor. Sevgiyi Darende ile tanıdım, aşkla burada buluştum. Hamidettin Ateş Efendi gibi muhterem ve önemli bir insan burada yaşıyor. Aklımdaki bir düşünce de bundan sonra burada yaşayıp hizmet etmektir. Çünkü Darende benim kalbimi aldı ve geri vermiyor…