Anahtar Kelimeler:

Profesör Yalçın´ın Darende´yle buluşması

Profesör Yalçın`ın Darende`yle buluşması

Ekonomist Prof. Dr. Sinan Yalçın:

Bir ziyaretle hayatım değişti

 

Röportaj: Aslan Tektaş

 

Sinan Hoca ile Darende ziyaretinde tanışmıştık. İstanbul’a yaptığım ilk gezide kendisini aradım. Üsküdar Meydanı’ndaki işyerlerine davet etti. Eşi Neşe Hanım ve kızı Didem’le tanıştırdı. Gelinlikler ve özel günler için kıyafetler hazırladıkları çok şık, çok sıcak bir işyerleri var. Yıllar sonra Darende’yle tanışmasına rağmen memleketinden gelen bir misafir olarak ilgisine hayran kaldım. Ziyaret hatırlı olsun diye kahveleri yudumladıktan sonra beni evine davet etti. Boğazın muhteşem güzelliğine hâkim manzaralı, Üsküdar’daki evinde ikram ettikleri yemeklerin ardından güzel bir söyleşi yaptık. Elim bir kazada kaybettikleri kızları Sinem’i, Darende’yle olan bağlantıları, ilk ziyaretleri, yaptığı görevler gibi birçok konuyu konuştuk. Neler mi konuştuk, buyurun beraber devam edelim…

 

İsterseniz kendi dilinizden sizi tanıyarak söze başlayalım

1952 yılında Ankara’da doğdum. Ankara Atatürk Lisesini bitirdim. Daha sonra Almanya’da Aachen Üniversitesi’nde İşletme Mühendisliği okudum ve Türkiye’ye döndüm. Marmara Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora yaptım. Aynı üniversitede bir süre derslere katıldım ve daha sonra iş hayatına atıldım. Hayatımız inişli çıkışlıydı. En son yaşadığımız üzüntü ise, dünyadaki en büyük servetimiz olan kızımız Sinem’i kaybetmemizdi. 

 

Özgeçmişinizi anlatırken Darende ile ilgili bağlantınıza değinmediniz, bir de o kısmı anlatın isterseniz?

Âlim Hacı Mahmut Efendi’nin torunuyum, Babamın adı Mustafa’dır. Babam Darende’den ayrılınca Sivas’ın Kangal ilçesine yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Dedemiz, Hacı Mahmut Efendi, Somuncu Baba Camii Medresesinde hocalık yapmıştır. Kabri oradaki hazirededir. Yüzlerce ilim adamı yetiştirmiştir.  Somuncu Baba Hazretlerinin neslinden gelen ve oraya hizmet eden büyük insanlarla yan yana yatıyor. Bu yıllar sonra öğrendiğimiz bir kıvançtır. Sinem’in de en büyük arzusu Darende’ye gelmek, soyumuzla ilgili araştırma yapmaktı. Sinem meraklı ve duygusal biriydi. Geçmişimiz, soyumuzla ilgili araştırmalar yaptı. Kütüphanesinde Somuncu Baba ve Hulûsi Efendi ile ilgili birçok kitap toplamıştı. Sinem’den sonra Hacı Mahmut Efendi’nin izini sürüp dedemin nereli olduğunu, Darende ile olan bağımızı araştırdım. Cennet mekan dedemize, aile arasında ‘İstanbullu Hoca’ dediklerini öğrendik.  Doğru bildiğimiz yanlışımızı düzeltmek lütfunda bulundular. Biz somuncu Baba soyundan olduğumuzu sanırken, Hulûsi Efendi Hazretlerinin anne tarafından akrabası olmaktan şeref duyduk. Hayatımızda ilk defa Darende’yi ziyaret edip, bu mübarek aileden hüsn-ü kabul görmeyi nasip eden, Mevla’mıza şükrettik.    

 

Bu planlı bir arayış mıydı?

Hayır, planlı bir arayış değildi. Sanki ilahi bir güç bizi oraya çekiyordu. Oysa ben her işimi planlayıp, nerede, ne zaman, ne yapacağımı hesaplayan biriyim. Darende’ye ilk gidişim 2011’in Ekim ayı içerisinde oldu.

 

Peki, Darende’ye ilk gittiğiniz zaman neler hissettiniz?

Darende’de ömrümde hiç hissetmediğim manevi duygular yaşadım. Darende’ye hiç gitmemişken bir daha oradan ayrılmak istemedim. Orada herkese her zaman nasip olmayacak hatıralarım oldu. Bunlardan en önemlisi ise Hulûsi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Hamit Hamidettin Ateş Efendi’yi tanımak oldu. Onunla tanışıp, mübarek yüzlerindeki nurla aydınlandık. Bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim. Çok karizmatik birisi. Ben bir akademisyenim, görmediğim ve okumadığım şeylere inanmam. Orada şimdiye kadar görmediğim ve yaşamadığım manevi şeyler oldu. Sanki bir anda beynime maneviyat yerleştirildi. Yaşadığım yer, büyüdüğüm yer İstanbul. Oradan geldikten sonra Darende’ye tekrar tekrar gitmek istedim. Ne zaman gideceğimi bilmiyordum. Allah nasip etti Kurban Bayramının ikinci günü eşim ve kızımla gittik. Havaalanında uçağı kaçırdık. Sanki biri bize yardım etti, uçaklar tamamen doluyken, son anda yer bularak gittik.

 

Sürprizlerle başlayan ikinci ziyaretinizde de güzel hatıralarınız oldu o zaman

Çok fazla ziyaretçi olmasına rağmen Hamidettin Efendi ile görüşme fırsatı bulduk. Aklıma gelmeyen konuları orada kendilerinden duydum. Ceddimizin fertlerini ayrıntılarıyla anlattı. Çok inceleyememiştim. İçimden; ‘Acaba yazılı bir dokümanı var mı?’ diye düşündüğümde, bir dosya uzattı ve dedemin kim olduğu, Darende’de neler yaptığına dair dokümanları bize verdi. Aklımızdan geçenleri gören, ilahi bir gücü olduğunu gördük.

 

Önceden sizin için sadece dedenizin memleketi iken bugün Darende denilince neler hissediyorsunuz?

Sanki oraya her zaman gitmek istiyorduk. Hamidettin Efendi, zaten ‘Bu heyecanınız hiç ölmesin’ dediler. İnşallah hep oranın manevi yolundan gideceğim.

 

Darende’ye gidince dikkatinizi neler çekti?

Darende’de Hulûsi Efendi Vakfı herkese büyük hizmetler yapmış ve herkese açık bir yer olmuş. ‘Hiçbir fark gözetmeden herkese gel’ denmiş. Beni en çok etkileyen yerlerden birisi de rahmetli babamın anlattığı Somuncu Baba Camii önünde bulunan havuzdaki balıklardı. Hayal meyal hatırlıyorum. Babam bize Somuncu Baba namaz kıldığı postunu havuzun üstüne atıp ‘Tutun su kuşları’ dediğinde balıkların postu tuttuğunu ve Hazretin orada namaz kıldığını anlatırdı. Yıllardır içimizde oraya karşı büyük merak vardı.

 

Geçmişe dair yeni bilgilere de ulaştınız o zaman

Darende’de dedemle ilgili, Hulûsi Efendi ve Somuncu Baba ile ilgili anlatılanların gerçekten yaşandığını anladım ve hissettim. Bunlardan birini her zaman duyardım. Kangal Ağası, kız çocukları olduğundan “Bir oğlum olursa kulağı beş karış kurban keseceğim” der. Erkek evladı olur. Ağanın verdiği söz aklındadır. Araştırır ancak kulağı beş karış olan kurbanlık bulamaz.‘Senin derdine Darendeli Âlim Hacı Mahmut Efendi çare bulur’ derler, hemen atına atlar gider, derdini anlatır, pratik bir zeka ve bilgi ile dedem, tarihte “Eyüp Peygamberin ruhsatı” olarak da bilinen bir tarifle kurban kesilecek hayvanın kulağının bebeğin eli ile ölçülmesini söyleyerek ağaya aradığı cevabı verir. Halbuki bu konu farklı kişiler tarafından bize efsaneymiş gibi anlatılırdı. “Kim bu âlim” derdim. Ceddimle gurur duydum.

 

Bir ziyaretle hayatınızda birçok şey değişti desenize

Darende’yi ziyaret etmek orada namaz kılmak bana yeni bir hayat tarzı kazandırdı. Manevi duygularım anlam veremediğim şekilde arttı. Darende’de bunu hissetmemek imkânsız zaten. Arkadaşlarıma dostlarıma da anlatıyorum yaşadıklarımı ve gidip Darende’yi görmek istiyorlar. Bu kişilerin çoğu önemli bilim adamlarıdır. Bunlar belki de daha önce hiç manevi duygu yaşamamıştır. Hamidettin Efendi’nin söylediği ‘Bu heyecanınızı hiç kaybetmeyin ve tekrar gelin’ sözüne çok mutlu oldum, demek ki bizi çağıran oymuş. Hiç beklemediğim anda orada oluyorum. İnşallah hep böyle olur. Hamidettin Efendi’nin sahip olduğu manevi ilme ve âlimlere verdikleri öneme büyük saygı duyduk.

 

Maneviyata bakış açınızda değişme oldu mu?

Ben bilim dalı olarak ekonomiyi seçtim. Her şeyi materyalist olarak düşünürüm. Fakat insanların maneviyatla da hayatlarını süslemeleri gerektiğini öğrendim. Bundan sonra inşallah Allah yolunda olacağız.

 

Ziyaretlerinizde önemli izlenimler edinmişsiniz, vakfın çalışmalarında dikkatinizi neler çekti?

Dedemden aldığım örnek, okumak ve bilime değer vermektir. Hulûsi Efendi Vakfı’nın buna çok önem verdiğini gördüm. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde ilimî çalışmaları var. Fark gözetmeksizin yardım etmesi ve öğrencilerin eğitimini tamamlaması için karşılıksız burs vermesi örnek davranış. Bunlarla gurur duydum. Kızım adına Sinem Reyhan Yalçın Vakfı’nı kurduk ve öğrenci okutuyoruz. Hulûsi Efendi Vakfı’nın yanında çabalarımız cılız kalıyor. Genelde cemaatler şartlar koşarak insanları bir yerlere getirirler. Hulûsi Efendi Vakfında böyle bir şey yok. Öğrenciler okuyor, faydalanıyor, yiyor içiyor geçip gidiyor. Bir minnet duyarsa, onu da Allah bilir zaten. Karşılık beklemeden insanlara faydalı olan vakıf Hulûsi Efendi Vakfı’dır. Vakfın İstanbul Örnek Mahallesindeki yurdunu da ziyaret ettim, çok sıcak bir eğitim yuvası. Dünyanın her yerinden öğrenciler var. İlim yapanlara destek olunuyor. Dünya döndükçe Allah, Hulûsi Efendi Vakfı’nı yaşatsın.

 

Rahmetli kızınız iyi bir eğitim almıştı ve hayatına devam ediyordu, elim bir kazada maalesef hayatını kaybetti. Adına vakıf kurduğunuzdan bahsettiniz, eğitim alanında ne tür çalışmalarınız var?

Sinem’i kaybedince adına vakıf kurduk ama geliştiremedik. Şimdi Sinem Reyhan Yalçın Vakfında, kendi imkânlarımızla, Güzel Sanatlar Fakültesinde okuttuğumuz 18 öğrencimiz var. Hepsi de başarılarıyla bizi gururlandırıyorlar. Allah nasip ederse, Sinem’in adını taşıyan bir okul yaptırmak istiyoruz. Sinem 29 yaşında vefat etti. Allah bu kadar ömür vermiş. Elim bir kazada onu kaybettik ama adını yaşatmak istiyoruz.

 

Kızınızın hayatını kaybettiği kaza ile ilgili çok ciddi bir hukuk mücadelesi veriyorsunuz. Bu konuda adaletten beklentiniz nedir?

Katil yabancı bir ülkede yakalandı. Türk adaleti ona en üst olan bir ceza verdi. Yargıtay cezayı onadı. Fakat Kalkavan ailesi devletin verdiği cezayı kabul etmedi. Nüfuzunu kullanıp önce Amerika’ya, sonra da Türkiye ile suçlu iade anlaşması olmayan Belarus’un başkenti Minsk’ kaçtı. Yurtdışına çıkış yasağına rağmen, gizli eller katili dışarı kaçırdı.

Türk halkı bize çok yardımcı oldu. Her yerden ihbarlar geldi. Bunları resmi makamlara ilettik. Hepsi gerçekti. Herkes insanlık adına bize yardım etti. Mail ve telefonlar geldi. Bize yardımcı olanlara minnettarız. Benim Darende’ye gitmemdeki en büyük sebep; ‘Sinem gidemedi, babası olarak ben gidip ceddimizi tanıyayım’ dedim. Onu Darende’de yâd ettik. İnşallah cennetten bizi görmüştür. Sinem’i bu dünyadan koparanlar Allah’ın adaletinden kurtulamayacaktır. Çünkü devlet imkânlarını kullanıp maalesef kötü şeyler yaptılar. Gerekli yerlere ulaştık ama sözümüzü dinletemedik. Gene de dünyadaki en büyük silahın, bilgi birikimi ve beyni olduğunu düşünüyorum. Elimden geleni yaptım, ceza verdirdik ama bir insanın hayatı 5,5 yılla ölçülmez. Devletin verdiği cezayı çok bulup, çeşitli hilelere başvuran bu insanlar, Türk gençliğine kötü örnek oldular. Aynı aile, Sinem’den sonra iki kişinin daha ölümüne sebep oldu. Amerikan arabalarıyla, sarhoş bir vaziyette trafiğe çıkıyorlar. Hepsi de üniversitede okuyor gözüküp, diplomaları arkalarından gönderiliyor. Türk gençleri askerlik yaparken, onlar kaçış yolları arayan korkaklar. Zalim Kalkavan ailesini, önce Allah’a, sonra kadirşinas halkımıza havale ediyorum. İlahi adaletin yerini bulacağına inanıyorum.

 

Kızınızın katilini elleri kelepçeli görebilecek misiniz?

En büyük temennimiz bu. Aldığımız dualarla bunun gerçekleşeceğine inanıyoruz. Acımız çok büyük. “Her işte bir hayır vardır” Darende’ye gidip atalarımızı bulacakmışız. Artık maddiyata değil maneviyata sarıldık. Hesapta yokken Darende’ye gitmek nasip oldu. Hamidettin Efendi’yi tanıdık. Farklı bir gönül bağımız oldu. Sinem bunlara vesile oldu.

 

Söz yeniden Darende’ye gelmişken Darendelilerin en önemli özellikleri ticarette iyi olmalarıdır. Hem bir ekonomist hem de bir Darendeli olarak ticarette başarının sırrı nedir?

Ticarette en önemli şey dürüstlüktür. Kimsenin gururu kimseninkinden aşağı değildir. Onların gururuyla oynamak ya da hak edilmeyen bir kazanç sağlamak insanın kendi kaybıdır. En büyük servet insana yapılan yatırımdır. Onları kazandıktan sonra zaten ekonomist oldunuz denebilir. Çünkü insan bir kere alışveriş yapmaz. O kişinin ailesi dostları çevresi de alışveriş eder. Yani ekonomide belirli parametreler uygulanır. Onları düzgün kullandıktan sonra sorun çıkmaz. Bir de biz genelde ticaret yapanlara ‘Kara gün akçesi’ dediğimiz bir birikim yapmalarını öneririz. Küçük birikimler bir gün çok lazım olur. 

 

Üniversite de hocalık yaparken ilginç olaylar yaşamışsınızdır, unutamadığınız bir hatıranız var mı?

1980 ihtilalinin hemen ardından maalesef 1402’lik oldum, yani hiçbir suçum yokken görevime son verildi. Daha sonra bir devlet büyüğümüzün sayesinde nasıl kurtulacağımı öğrendim. 1402’lik olup da üniversiteye dönen ilk kişi benim galiba. Adaletten aldığım karar emsal teşkil etti ve çok kişi işine döndü.

 

Ekonomistsiniz, eğitimin dışında ticaretle de uğraştınız mı?

Ben Almanya’da okurken turizmle ilgilendim. Üniversiteden atıldığım gün Taksim Sheraton Otelinde bir arkadaşımla çay içerken tesadüfen karşılaştığım Otel Müdürü Mr. Edward yanımıza geldi. Ne iş yaptığımı sordu başımdan geçenleri anlattım. Ertesi gün beni çağırdı ‘Müdür yardımcısı oldun’ dedi. Genç yaşımda işimi kaybettiğim gün dünya markası bir firmada iş bulmuştum. Günahsızsanız, Allah bir kapıyı kapanırsa başka kapı açıyor. Büyük ekonomik kazançlarım oldu. Turizm hem derin bir kültür istiyor, hem geniş bir vizyon veriyor. Ufkunuz genişliyor. Davayı kazanınca da çok sevdiğim üniversiteye geri döndüm.

 

İşsiz kalmış iken güzel şeylerin sahibi oldunuz. Daha sonra ise büyük devlet adamlarıyla bir arada olma şansınız oldu. Kısaca bunlardan bahseder misiniz?

Çocukluğumdan beri, Sayın Süleyman Demirel’in yanında bulunmak nasip oldu. Onların manevi evladı olarak bilinirdim. Bütün dünyayı sayesinde gördüm. Hayatımdaki en güzel şeyleri kendilerine borçluyum. Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel, bize hep vefa gösterdi. En kötü zamanlarımızda yanımızda oldular. Övünülecek görevler yaptım. Allah uzun ömürler versin, Sayın Demirel’den büyük tecrübeler edindim. Tahsil hayatımda, sosyal yaşantımda büyük destekleri oldu. Yurtdışına birlikte gittiğimizde, devlet adamları ve krallar önünde eğilip, deneyimlerinden yararlanmak isterlerdi. Bunları görünce “İyi ki Türk’üz” derdik. Ona yakın olmak büyük onurdu. Üniversitede bu kadar büyük tecrübeler edinilemiyor.

 

Bu arada eşinizin gelinlik gibi insanların ender zamanlarda kullandıkları kıyafetler üreten bir firması var, orada neler yapıyorsunuz?

Şafak Gelinlik ve Modaevleri adında 30 yıllık şirketimiz var. Eşim Patron. Ben finansmanı sağlarım. Biz İsviçre’deyken eşimin sanat yeteneği ortaya çıktı. Dünyanın en güzel gelinliklerini yapar. Dünyaca ünlü Modacı Bijan ile tanıştık. Oradaki Büyükelçimiz Rahmetli Fuat Bayramoğlu, eşimin Bijan’la çalışmasını istemişti. Bijan; “Eşiniz Neşe Hanım, genç kızın göz rengine göre bile gelinlik yapıyor. Böyle bir yetenek yoktur. Türkiye’ye dönmeyin, ne gerekiyorsa yapalım” demişti. Ben hepsini reddettim ve askerlik yapmak için Türk ordusunda yedek subay oldum. Türkiye’ye döndükten sonra yan gelir olsun diye eşime bir iş yeri açtık. Öyle büyüdü ki, 5,5 milyon müşterimiz oldu. Aileleriyle birlikte 25 milyon eder. Türkiye’nin yüzde 25’ine sahibiz. Gelinlik seçmeye aileleri ile gelirler. Bizi de ailesi sayarlar. Onun için biz büyük bir aileyiz.

 

İşyeriniz Mimar Sinan’ın son eserinde, isminiz de Sinan nasıl oldu bu?

Eşime;‘Mimar Sinan Çarşısı bizim’ diye şaka ederdim. Nasipmiş, sonra orası işyerimiz oldu. Mimarların piri Mimar Sinan, dünyaya birçok eserler kazandırmış. Çarşının bir örneği Kahire’de var. Hamam olarak inşa edilmiş ancak sonradan işyerlerine çevrilmiş. Dünyada kendi kendine ısınan ve soğuyan başka bir yer sanırım yoktur. Orijinaline uygun restore edildi. Turistler de bilsin diye İngilizce, Türkçe, Almanca ve Fransızca yazılarla donattık. Adım Sinan, işyerimiz Mimar Sinan, Mimar Sinan Camii’nin yanındayız. İşyerimiz ve evimiz de Mimar Sinan Mahallesi’nde. Kısaca Sinanlar cem oldu.

 

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz, çok keyifli bir söyleşi oldu

Asıl ben teşekkür ederim, bana böyle bir fırsat verdiğiniz için. Darende’de sürekli görüşmek üzere…

 

Haberin Fotoğrafları için tıklayın

http://www.darendehaber.com/gallery_photo.php?pg_id=1058