Anahtar Kelimeler:

Sibel Pehlivan´la ropörtaj

Sibel Pehlivan`la ropörtaj

Sibel Pehlivan

“Hulusi Efendi’den aldığımız dua hep hedeflerimize ulaştırdı”

Bereket parası hayatımıza uğur getirdi

 

Röportaj: Aslan Tektaş

 

Bir Bolu ziyareti sırasında, Darende aşığı, dostumuz Hakim Yusuf Zabun’la kenti gezerken karşılaştığımız Sibel Pehlivan’a selam verip ‘merhaba’ dedik. Tesadüfen karşılaştığımız birinin anlattıklarını dinledikçe Darende’yi Hulûsi Efendi’yi herkesin tanıdığını bir kez daha gördüm. Sibel Hanım Bolu’nun tanınmış ailelerinden birine mensup, yılmadan, usanmadan eğitimcilik yapıyor. Sohbetimiz sırasına Sibel Hanım yıllar önce başlayan güzel bir dostluğu Hulûsi Efendi’yle olan hatıralarını anlattı. Kahve içmeye davet etmişti, sohbetimizden ‘kırk yıllık hatır’ çıktı. Darende’yle gönül bağı olunca, kayıt cihazını çalıştırdım, hatıralar peşi peşine geldi. Ve aşağıdaki röportaj çıktı.

 

Bir hayat hikayeniz vardır, isterseniz söze ondan başlayalım?

Babamın isteğiyle öğretmen oldum. O zaman okullarda rehberlik hizmeti yoktu. Eğitimciliğe aşık birisiyim ve yaptığım işten büyük keyif alıyorum. 23 yıl devlet hizmetinden sonra 11 yıldır özel eğitim kurum yöneticiliği yapmaktayım. Babam Vasfi Birol rahmetli olalı 20 yılı aştı, bir süre akaryakıt bayiliği yaptı, sonra yarıda bıraktığı memuriyete döndü. Sonradan Fizik Tedavi Hastanesi Başhekimliğine kadar yükseldi.

Hulûsi Efendi’yi babanız mı tanıyordu?

Aile olarak yemeklerde buluşmak bizim vazgeçilmezimizdi, babamın en çok değer verdiği şeylerden birisi ailesiydi, hergün mutlaka öğünler beraber yenilirdi. 1978 yılında birgün öğlen yemeğinde bize “Hastanemizde çok enteresan bir zat var, sizin de tanışmanızı istiyorum, beraber gidelim” dedi. Babama kim olduğunu sorduğumuzda “Tam olarak ben de bilmiyorum ama onu seyredince huzur buluyorum, yorgunluğum gidiyor, içime bir rahatlama geliyor” dedi.

İlk, hastanede mi görüştünüz?

Babam ve kardeşimle beraber hastaneye gittik. İnsanlar herkesle tanışır ama o zatın gözlerine bakamıyorduk, farklı bir elektrik, manevi bir hava oluşmuştu. Hani zıt kutuplar bir birini çeker, aynı kutuplar bir birini iter o mıknatısın kutuplarının birbirine yaklaşamaması gibi arada bir şey hissettik. 2-3 gün sonra hastaneye akın akın insanlar gelmeye başladı. Herkes o zatı ziyarete geliyordu. Ziyaretçi sayısı git gide artınca babam gelenleri de düşünerek kaplıcadan yer ayırtarak misafiri daha iyi şartlarda bir ortama taşıdı. O zatın önemli birisi biz o zaman anladık. O zât, Darendeli büyük alim Osman Hulusi Ateş Efendi’ydi.

Daha sonra görüştünüz mü?

Orada bir süre kaldılar gideceklerini öğrenince de uğurlamak amacıyla yeniden ziyaret ettik. Bu sırada elini ceketinin iç cebine sokarak oradan adeta yeni basılmış gibi gıcır gıcır paralar çıkardı ve hepimize birer tane verdi. “Bunları cüzdanınıza koyunuz, inşallah hiç yokluk görmezsiniz. Birgün hiç ummadığınız bir yerden ummadığınız bir şekilde birileri gelir, işleriniz rast gider bu paraya dokununuz. Ama hiçbir zaman başka birine vermeyin” dedi. Vedalaştık ve Bolu’dan ayrıldılar.

O zaman daha sonra da gördünüz?

O aradaki dilimde aramızda enteresan bir bağ oluştu. Kardeşim evlendi ve 1982 senesinde İstanbul’a yerleşti, eşi Vedat Pembecioğlu Beşiktaş takımında Basketbol oynuyor Milli Takımın maçlarına da çıkıyordu. 2 yıl sonra basketbolu bıraktı. Arkadaşlarından bir tanesi çok yakın bir dostunun dürüst, işletme mezunu bir yöneticiye ihtiyacı olduğunu söylüyor ve eniştemizi tavsiye ediyor. Eniştemiz, işadamı Mesut Toprak’ın yanında işe başlıyor.

Bir ramazan günü kız kardeşime sürpriz yapmak için İstanbul’a gittik, onlar da patronlarının evine davetli oldukları için hazırlanıyorlarmış. Misafirleri geldiği için davete katılamayacaklarını söyledi eniştemiz, patronları “iftara misafirinizi de alın gelin” demiş bizi de çağırdılar. Ama biz nereye davetli olduğumuzu bilmiyorduk. Eve girdiğimizde şok olmuştuk, Hulusi Efendi Hazretleri oradaydı ve biz güzel bir tesadüfle aradan geçen zamanın ardından yeniden buluşmuş olmanın heyecanını yaşadık. Mesut Bey, Hulûsi Efendi’nin damadıymış. Kendisini yeniden ziyaret ettik ve çok mutlu olduk. Sonra bir ara rahatsızlandığını ve İstanbul’da bir hastaneye yattığını öğrendik. Biz yine ziyaretine gittik.

İftar sofrası sizin için güzel bir tesadüf olmuş?

Hem de nasıl. Bir de o gün ki, ziyarette çok fazla açıklamasını yapmadan biz sıkıntımızın olduğunu söyleyerek dua istemiştik, ayrılırken bize “Önünüzde yıllar var, inşallah o probleminiz kalmayacak” dedi. Problemimiz de çocuğumuz olmuyordu. 1992 yılında bir kızımız dünyaya geldi. Güner Naz şu anda üniversiteye gidiyor, psikolojik danışmanlık eğitimi alıyor.

Duasını almışsınız demek ki?

O mübarek zatın duasını hep üzerimizde hissettik. Hulusi Efendi’nin verdiği bereket paralarının yansımalarını aile olarak çokça gördük. Allah bize yokluk göstermedi. Zaman zaman her insan gibi sıkıntıya düştüysek de en bunaldığımız zaman da bile sanki ‘Hızır yetişir ya’ öyle sebeplerle karşılaştık sorunlarımız kendiliğinden çözüldü. Ayağımıza bir şey takılsa bile kendiliğinden halloldu yolumuza devam ettik. Bir şey elimizden çıksa bile geri dönüşü bol miktarda oldu.

Sıkıntılı günlerden hatıralarınız vardır?

1999 yılında deprem oldu, sıkıntılı bir süreç geçirdik. O sıkıntılı anların birinde cüzdanımdaki para elime geçti ve Hulusi Efendi’nin duası aklıma geldi. O anda içimden “Ya rabbi bizi bu çadırlardan kurtar rahata eriştir” diye dua ettim. Onbeş yirmi dakika sonra eczacı bir arkadaşım işini sağlam yapan bir firma bulduklarını ve ev yaptıracaklarını söyleyerek bize de tavsiye etti. Aradan çok zaman geçmeden binalar tamamlandı ve evimize geçtik.

Şans yüzünüze gülmeye başladı yani?

Bu arada emekli oldum ve bir dershanede öğretmenlik yapmaya başladım. İstemeyerek emekli olmuştum ama hayat devam ediyordu, birgün komşumuzun kızının bir avukatla görüşmesi vardı, yalnız gitmemek için zorla beni de götürdü. Götürdüğü avukat, okuttuğum öğrencilerden birisinin babası çıktı. Kısa bir hoşbeşin ardından bir telefon geldi avukata görüşme sırasında ağabeyi olduğunu sonradan öğrendiğim kişiye ‘ben yapamam ama Bolu’nun en iyi fen bilgisi öğretmeni şu an burada emekli oldu, kabul ederse size öneririm’ dedi ve telefonu bana verdi, karşımdaki kişi dershanesinin Bolu’da şubesini açmak istediğini ve bu işi yürütecek insanlara ihtiyacı olduğunu söyledi. Neticede görüşmek için kalktık Konya’ya gittik. Sistem Dershanesiyle anlaştık, çalışmaları kısa sürede başlattık.

Bu arada gazete ilanlarından Anadolu’ya açılmak isteyen dershaneleri takip ediyoruz, bunların bazılarına telefon ettiğimde doğru dürüst bir cevap almak şöyle dursun yetkilileri ile dahi görüşemedim. Çok kısa bir sürede dershanemizi faaliyete geçirdik ve adımızı hızla başarılarla duyurduk.

Yeni bir atılım mı düşünüyordunuz?

24 Kasım Öğretmenler Günü’ne davet edildim, hazırlandım çıkarken cüzdanım yere düştü, Hulusi Efendi’nin verdiği para da düştü. Hemen yerden alarak şöyle bir elimi sürüp cüzdana koyarak içimden de ‘hayra vesile olsun’ diye dua ettim. Törene katıldık, ertesi gün dershanemize iki kişi geldi. Daha önce hiç görmediğim bu kişilerden biri Uğur Dershaneleri Genel Müdürü İbrahim Küçükaydın’dı. Daha önce arayıp da ulaşamadığım dershanenin genel müdürü yanıma gelmişti. Akşamki törende eğitim camiasıyla iç içe olduğumuzu sosyal ilişkilerimizi gözlemlemişler ve bize şubelerini açma teklifini getirmişler. Aklıma cüzdanımla birlikte düşen parayı yerine koyarken yaptığım dua geldi, ben neyin hangi vesileyle geldiğini hemen anladım, sonra anlaştık ve Uğur Dershanesini 2002 yılında Bolu’da açtık. Paranın uğuru oldu desek yanlış olmaz.

Daha sonraki gelişmeler nasıl oldu?

Çok zaman geçmedi adeta bir öğrenci patlaması yaşadık, binamıza sığmıyoruz acilen yeni bir bina bulmamız lazım, hali hazırda kullanılacak bir yer de yok. Bir inşaat bulduk, temelleri atılmış, öyle kalmış, onun satılacağını duyduk bu işe karar vereceğimiz sırada cüzdanımdan parayı çıkardım, elimle şöyle bir sıvazlayıp ‘hayırlara vesile olur inşallah’ diyerek teklif mektubunu yazdım. İhale zamanı geldi, diğerlerinden farklı olarak bina yapıldıktan bir yıl sonra kira ödemeyi taahhüt ettiğimizden diğerlerinin de böyle bir koşulu bulunmadığından ihale bizde kaldı. Yap işlet devret modeliyle 20 yıllığına anlaştığımız binayı 5 ayda tamamladık. Açılış zamanı geldi, Milli Eğitim Müdürü binamızın dershane olarak kullanılmasına karşı çıkıyor, hatta bir hafta önce vermemize rağmen davetiyenin geç geldiğini söyleyerek katılmayacağını falan söylemiş. Bolu Belediye Başkanı Alaattin Yılmaz Bey sağolsunlar ruhsat almaya gittiğimizde eğitime verdikleri önemin göstergesi olarak işlerimizi hemen halletti.

Açılış günü Bolu’ya Tarım Bakanı geldi. Seben’de bir festival var, binamız Ziraat Odası’nın mülkü olduğu için Belediye Başkanımız ve Ziraat Odası Başkanının teklifiyle binamızı da Sayın Sami Güçlü bey hizmete açtı. Hiç aklımızda yokken muhteşem bir açılış oldu. Bakanın açılışı yapması bizim tanıtımımıza çok büyük katkı sağladı. Protokolün yanı sıra eğitim camiası okul müdürleri, inanılmaz bir kalabalıkla açılışımızı yaptık.

Ne zaman dara düşsek Allah bizi zorda bırakmadı. Hulusi Efendi’den aldığımız dua bizi hep hedeflerimize ulaştırdı.

Hatıralarınız için teşekkür ederim?

Asıl ben teşekkür ederim, güzel günleri yad edip, geçmişe gittik. Sıra inşallah Darende’ye gitmeye geldi.