Cemil Gülseren


Yarına Çıkmak

YARINA ÇIKMAK


Sabah ola hayrola. Gün doğa neler ola. Bu güzel dilekler, umudun gücünü öne çıkarır. Beklentilerin iyimserliğe dönüşmesini sağlar. Allah umutsuzluktan ırak etsin.-(Amin) Bir kapı kapanır; bin kapı açılır. “Görelim Mevla neyler? Neylerse Güzel eyler.” Günler, aylar, gelir geçer.

 Bu da Geçer Ya Hu!

Bizim duamızdır, muradımızdır, isteğimizdir. İki lafın arasında, ‘İnşallah’ niyetiyle; “Yarına çıkan canlar sağ olsun.” deriz. Her canın, her canlının doğal olarak istediği ve hatta görevi; ‘Yarına Çıkmak’ tır. Yalnızca kendi canını değil tabii ki. Yarınlara aktarmak istediğimiz daha neler neler var: Soyumuzu, canımızı, cananımızı, evladımızı, kültürümüzü, bilgimizi, birikimimizi(maddi-manevi) hep yaşatmak için uğraşıyoruz. (Kültürümüz derken töre-gelenek-görenek-adetlerimiz-tavrımız-tarzımız-müziğimiz-giyimimiz-mutfağımız hâsılı bütünüyle değerlerimiz.) Devletlerin, milletlerin dahi asli görevi de budur. Bu bağlamda Şeyh Edebali ne buyurmuştu: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Beka meselesinin özü de bu değil mi?

Yılgınlığın gereği yok. Söylemeliyiz, yazmalıyız, yapmalıyız, aktarmalıyız. Asla söylenmemeliyiz. Kimi kitap yazarak, kimi gazetede, dergide yayınlayarak, sergiler açarak, müzelerde sergileyerek, olmadı evlerimizin bir köşesini sembolik şark köşelerine çevirerek kültür aktarıcılığına vesile olmuyor muyuz? Hiç olmazsa giyerek, yiyerek, konuşarak yaşatalım bizi ve bize ait olanları. Son zamanlarda bilinçli ve kasıtlı olarak Türk Müziğine sataşmalar, reddiyeler yapanları izliyor ve okuyorsunuz. Neymiş Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği yani Türkülerimiz bizim için önemli değildir derlermiş. Hiphop, pop ve daha bir yığın yeni türedi şeyleri öne çıkarıyorlar. Böyle böyle tırtıklayacaklar. Kasıtlı olarak tabii. 

YABANA ATMAYIN

Bin dokuz yüz altmışlı yıllardan sonra neredeyse bütünüyle unutulmuş bir ifade vardı; ‘Yabana gitmek’ ve ‘yabandan gelmek’ Çocukluğumda sıkça duyardım. ‘Yaban’ sözünün birçok anlamı vardır: 1.Issız kır, ova. 2. Yabancı, yadırgı. 3. Dışarı yani başka memleket. Yabana giden de köyünden uzak bir memlekete gitmiş oluyordu. (İlçemiz Darende, beldemiz Balaban ve çevresinde ‘yaban’ denilince gidilen çoğunlukla Tokat, Samsun, Adana, Mersin, Amasya, Ankara, Zonguldak, Kastamonu, Erzincan, Kars, Erzurum, Uşak, Denizli illeri idi.) Alışveriş, cer, coğlancılık, çerçicilik, tığcılık niyetiyle güzü, yazı, baharı, kışı demeden uzun bir süre evden uzakta çoluk çocuktan bî-haber bir zaman gelmezler. Aylar sonra gelince misal işte: “Kamaş Hamza yabandan gelmiş.” Bu başlı başına bir kültür idi. Bitti. Herkes yerini yurdunu buldu. Bunlar yakın geçmişin halleri. Şimdi ‘gurbete gitti’ bile demiyoruz. Her yer bir oldu. Aslî memleketler gurbet oldu. Yabana gidenler yerli oldu, yerleşti. İş-aş için yabana gidenlerin son gözdesi İstanbul, Türkiye’nin özeti oldu. İstanbul değil Anadolu’nun, Ortadoğu’nun, Kafkasların, Orta Asya’nın ve hatta Afrika’nın gözde sığındıkları, koştukları şehir oldu. Hemşerilerimiz de İstanbul’un dışında Ankara, Bursa, Kocaeli, Manisa, Sakarya, Trakya’da yoğun olarak yerleşmişlerdir. Darendelinin tercihi daha çok Çukurova bölgesiydi. Hâlen de öyle. Evet HERKES HER YERDE artık. Yabanlık da bitti. Gidenler memnun ki yerinden dönen yok yaban elinden. Asıl köylerimiz yaban oldu, yalan oldu. Hele de 6 Şubat depreminden sonra her şey ama her şey YALAN OLDU. Hayalleri bile güç oldu.

Somuncu Baba’nın yolundan giden ünlü âlimlerden Fatih’in Hocası Akşemseddin Hazretleri der ki: “Balığa, denizden başkası azaptır.” Denizden gayrısı balığa yabandır, yaban. Neylersin ki geçim için geçtik bu geçitlerden. Göçen göçene, kaçan kaçana.  Klasik bir söylemle Türkiye gerçeği: Köyler boşaldı, kırlar yalnız, dağlar yalnız, kuzular koyunlar başsız. Afgan illerinden çoban tutar olduk. O da bulunmaz. İlçeler sessiz, mahalleler sakin. Taşra boşalıyor, çaresiz. Gittiğiniz yerde iş tamam, aş tamam ya huzur? İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin şanı şöhreti bırakıp Bolu’nun Göynük İlçesini mekan tutmuştur. Tıpkı Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’nin Bursa’yı terk ettiği gibi. Akşemseddin’in kelâmıdır: “Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, hiç aramamak demektir.” Ama bulanlar yine de arayanlardır. Neyse ki mevsim bahardır. Depremlerden sonra yüzümüz Anadolu’ya, yolumuz sılaya, köye doğru gider olur  - İNŞAALLAH.

 Aşık Ömer söylemiş: 

“Evvel bahar gülzâr ile yaz gelür   /   Yüce dağlar donandığı zamandur   /  Gülistandan gûnâgûn âvaz gelür  /   Bülbül güle kul olduğu zamandır.” (Gûnâgûn: renk renk, türlü türlü)

Dileriz bayram ile gelen bahar gibi memleketimize ve bütün dünyaya da sağlık, huzur ve esenlikler gelir. ‘İlk yaz’ ınız da uğurlu ola. Bereketli ola.

Cemil Gülseren
7.05.2023 14:18:09
Yaban eller, yabandan gel yabandan, yaman imiş yabanlık deyimlerimize hâlâ yaşıyor.