Un sandığına girenler
Tarih: 20.2.2019 11:30:26 / 784okunma / 1yorum
Cemil Gülseren

Un sandığına girenler

Elbistan mahalli basınının kurucu-öncü ismi, mahalli kültürün yaşatılması yolunda canla başla çalışan gazeteci, yazar, şair aslen Darende-Yenice Mahallesinden Elbistan´a yerleşmiş olan Mehmet Göçer ‘Un Sandığı´ başlıklı kitap serisini yediye çıkardı. Un Sandığı 6 ve Un sandığı 7 kitaplarını okuyup inceleme imkânı buldum. Bölge kültürünün yaşayan tanıklarından bizzat derlenmiş, yaşanmışlıklar gâh hikâye, gâh hatıra tadında bir solukta okutuyor kendini.

Kitabın sayfaları arasında gezinirken, kendinizi köy odası sıcaklığında, muhabbetli dostların yarenliğini, gurbete düşüp de kavuşanların yakınlığını yaşıyor sanırsınız. Anlatanlar, anlatılanlar içimizden birileri. Özellikle öne çıkarılan, rol verilen, yapmacık tipler yok. Neyse o. Şu anda yaşları 75-80 ve daha üzeri olan Mehmet Göçer gibi halk tipi yerel araştırmacı yazarlar İdealleri, fikirleri, azimli çalışmaları, kendi çapında halkı aydınlatma ve bilinçlendirme gayretleri içinde olmuşlar. Olmaya da devam etmekteler. Bu ‘alay´lı araştırmacılar, Anadolu´nun birçok şehrinde yıkılmamak için direnen kalelerin son burçları gibi görünür bana. Türkiye´nin hemen her il ve ilçesinde bu araştırmacılardan birkaç tane olmalı aslında. Olanlar da var, gidenler de. Bu tür araştırmacıları maalesef akademik düzeydeki bilim insanları küçük görmekte ya da görmezden gelmekte. Şu meşhur alaylı-mektepli kavgası meselesi bu alanda da sürüp gidiyor. Oysa bunlar, halka akademisyenlerden daha yakınlar. Halkın ta içindeler. Bu kaleleri korumak zorundayız. Bu fikir emektarları kollanmalı. Emeklerine değer verilmeli. Onların yaptıkları ‘Sel önünden kütük kapmak´ tır. Yiten değerlerimiz, geleneklerimiz; ahirete göç eden insanlarımızla birlikte gidiyor. Bir nebze, bir tutam yakalama gayretidir bu kitaplar. Çok fazla disiplin, tertip beklemeyin. Bekleyen varsa otursun, yeniden seçsin, tanzim etsin. Bu kitapları okuyanlar ilk planda şöyle diyebilirler: Anılar, hikâyeler üst üste yığılmış. Öyle de denebilir.

7. Cilde ulaşan UN SANDIĞI kitaplarının içerisinde renkli, ibretlik ya da düşündürücü, kimi zaman da güldürücü hatıralar, anlatılar genç yazarlar tarafından ‘Dizi filim´ yahut ‘kısa filim´ formatında senaryolaştırılabilir. Burada benim görüşüm dahası önerim şudur: Bu yayınlanan yedi kitap içerisinden, üsluptan ödün vermeden, yerel ağız özelliklerini bozmadan, mahalli söz varlığını değiştirmeden ‘seçilmiş´ bir cilt oluşturulabilir.

Giden gidiyor, kalan yazıdır, yazılandır. Bu kitaplarda bölgenin kültürel yapısının taşlarını görebiliyoruz. Hayaller, hakikatler dünden bugüne taşınmış. Okunursa anlaşılır; anlaşılırsa sevilir; sevilirse paylaşılır. Bu yeni neslin sosyal medya paylaşımlarına benzemez. Onlar suya yazılmış gibi buhar olur uçar gider. Anlıktır. Adı üstünde cama yazılan yazı. Ha kuma yazmışsın ha cama. Bir gün sonra yazan da paylaşan da unutur.

Kitapta bu coğrafyanın söz değerlerine, deyimlerine, tekerlemelerine, kalıp sözlerine, deyişlerine, manilerine de rastlayacaksınız. Öğüt tarzı hatırlatmalara sık sık sayfa altlarında yer verilmiş. Malum bizim dualarımız hep şiir gibi olur. O kandillerde, hatimlerde okunan dualar kafiyeli, redifli adeta şiir gibi okunmuyor mu? Un Sandığı 6´nın 27. Sayfasında Yenice´de merhum Hulûsi Efendi´nin de katıldığı yemekte yapılan dua: “Bu hanenin halısını hasır, ineğini kısır, ekmeğini mısır, evladını esir etme Ya Rabbi. Amin.” Daha sonra ‘Sürmeli´ lakabıyla ünlenmiş Hulûsi Efendi Divanının gazelhanlarından Duran Bak bu duaya küçük minnacık bir ekleme yaparak okurdu: “Sizlena, bizlena, tezlena, Allahümme müyessirlena…” ile başlar. Duanın sonuna “…horantasını(ailesini) fısır fısır etme Ya Râb…”ile bitirirdi. Altıncı kitabın altmışıncı sayfasında Dişçi Hulûsi, Şair-i Âzam Hulûsi Efendi´den dinlediğini nakleder: “Meczuplarla Allah arasında perde yoktur. Alay geçip sinirlendirmeyiniz. Bunlar yıkar ama yapamazlar.”

Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencisi A. Yıldırımlar, hocası Selahattin Olcay´ın verdiği ağız derlemesini yaptığı zaman Güneş Nene´nin söylediklerini aynen aktarmak istiyorum: “…Oğlum, bu sözümü iyi dinle; çocuğunuz dünyaya gelince, kırk günlük iken gözlerine bir gün ekmek bağlayarak uyutunuz…” Hocası : ”Bu nedir, nedendir? Git sor bakalım.” Der. Talebesini ikinci kez Güneş Nene´ye yollar. Delikanlı sorar; Güneş Nene söyler? Görelim ne söylemiş?: “Oğlum Abduvahip; insan ne kadar zengin olsa, bir türlü gözü doymaz. Bu sabi yaşta bir gün gözüne ekmek bağlayarak uyutulursa, gözü doyup hırslı olmaz. Aç gözlü olmaz. Onun için göze ekmek bağlanır.” (Un Sandığı 6, s.142.)

Siz şimdi ne arıyorsunuz? Ekmek mi, sabi mi? İşte böyle dostlar şimdi ne ekmek saf kaldı ne de sabiler? Doktorunu dövenler, öğretmenini öldürenler, karısını öldürenler, şiddete doymayan nesiller! Neydik. Ne olduk? Nereden nereye geldik? Bu tür kitapları bu yüzden okumalıyız, anlamalıyız, yaşamalıyız. Yaşananları anlatmalıyız. Mehmet Göçer´e teşekkürler. Kalemine sağlık, gönlüne sağlık.

               

Anahtar Kelimeler: sandığına, girenler
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
ALİ Zaviyeli
20.2.2019 22:20:47
Mehmet amcayı duyduk. Kitapları Üniversitelerde tez olmuş birisi.Gurur duyuyorum.Bir gün tanışmak isterim.Zaviye den selamlar.
Yazarın Diğer Yazıları
Ne olsun istersin? (05 Aralık 2018 - Çarşamba)
İnce İşler (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
5.4345
EURO
6.1114
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
26 Mart 2019 Salı
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ne irfandır veren Ahlâka yükseklik ne vicdandır, Fazilet Hissi insanlarda ancak Allah korkusundandır.

M.AKİF ERSOY