DİP BUCAK
Tarih: 18.9.2017 09:09:43 / 1112okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Bayram önceleri evlerimizde bir telaş olur ya hani; alışveriş, eksik gedik, tertip düzen, temizlik. Ne varsa bir gözden geçirilir. Şöyle adam akıllı dip bucak elden geçirilir. Herkes işini bilir, ne yapacağını da. Tatillerin bittiği, okulların açıldığı bu zamanlarda da benzeri bir  çalışma bizi bekliyor.

                Ev bizim iç dünyamızdır. Evin içi huzurdur. Ev koruyucudur. Ev dışarıdan kaçıştır. Ev yalnızlığımızdır. Ev sığınağımızdır. Evinde ağlarsın, alınırsın; düşünürsün, yaşarsın, yaşlanırsın. ( Bu arada yaşlılıkla ilgili bir düşüncemi de belirtmeden geçemeyeceğim: Her can ölümü tadacaktır. Amenna lakin her can yaşlılığı tadamayabilir. Yaşlılığa bir de bu pencereden bakabilirsiniz. Siz siz olun yüzünüze :”Çok geçirmişsiniz .” diyenlere,”Sen de geçirsen keşke .”diyebilirsin. Yıllar niye geçiyor? Kim durdurabilmiş ki? Takvim yapraklarını koparmasan da günler aylar gelip geçiyor zaten.)

                Evin dışarısı mı? Toplumdur, çokluktur, ağyârdır, eldir, yabandır, yabancıdır. Dışarıda kırılırsın, gülersin el için, ağlarsın kendin için, oynarsın oyun için, kazanırsın, kaybedersin.

                Ağustos ayının son günlerinde Türkiye´de Kerpiç Şehrin Başkenti Balaban´da doğduğum evin etrafını- anılarımı canlandırmak duygusuyla- dolaştım. Sadece ‘Sırt´a bakan duvarı kalmış. Ev yerle yeksan. En çok da sufa (sofa. < Ar. Suffa) gözümün önüne geldi. En sıcak yaz sıcağında bile yün yorgana sarılıp yattığımız sufanın yüksek tavanına yakın iki küçük takadan yatık gelen ışık içerisini loş ve serin tutmaya yetiyordu. Kerpiç duvar, toprak dam, kalın hezenler yanında duvar boyunca dizili yataklar, duvarda bir yaban geyiği postu benim bildiğim hiç değişmeyen duvar dekoruydu. Raflarda bakır sahanlar, çirtikli tencere ve tabaklar  (Şimdi kimbilir neredeler?!...) O eski günlerden eser yok şimdi. Sufadan geçilen, sırta açılan kapıları olan  dip taraftaki oda ve yavru sandık odası gömme dolaplarda alet edevatlar, tavanda da kurutulmuş kemikli etlerin sallandığını hiç unutamam. Oda da, ortam da o kadar sessiz ve sakin ki . Sade huzurdu sadece huzur. Yıkılan sadece kerpiç evler mi sanırsınız? Yavru sandık odası dedim de içinde olanları söylemedim. Olur mu? Orada rahmetli dedemin at koşum takımları, gem, palan, kolan, belleme vb… bulunurdu. Ata ne kadar değer verildiği belli değil mi?

                Ev sokağı ile, sokağında komşusu ile var ise evdir. Dört duvardan ibaret değil şimdikiler gibi. Hep denir ya: “Komşu komşunun külüne muhtaç.”  Küldür közü muhafaza eden. Kül deyip geçmemek lazım. Değeri yok ama olmazsa o dahi komşudan istenir.  Söz böyle böyle komşu hakkının imgesi oluyor. Doğalgazla büyüyen nesil közü de bilmiyor külü de. Komşuluk mu? Sizlere ömür.

                Ev mahalleli ile evdir. İçli dışı olduğun  komşular, aidiyet hissettiğin bir mahalle sana hem güven verir hem de görev. Mahallede kim hasta, kim yaşlı- muhtaç, kim engelli, kim dul-yetim bilmek yetmez, korumak ve kollamak de asli görevdir. Düğüne gider oynar, ölüye gider ağlar. Mahalleli olmak böyle bir şeydir. Mahalle bitmemeli. Mahalle hayatını bitirmek isteyen batıdır. O hayatı yeniden idame ettirmek zorundayız. Batı´dan gelen ‘site´ bizim mahallenin yerine ikame ediliyor. Buna hepimiz de destek veriyoruz. Site, kapitalizmin imgesi. Birbirinden kopuk, birbirine fiziken çok yakın ancak ruhen ve manen o kadar da uzak. Sözün kısası mahalle biterse biz de biteriz. Tanzimattan beri bizi yok etmeye çalışan Batı Medeniyeti / Kültürü bizim dayanışmamızın, birliğimizin, dirliğimizin çimentosu olan mahalleyi bitirmeye çalışıyor. Durum ortada. Mahallenin muhtarı var devleti temsilen, hocası var danışılan, camisi var buluşulan, kahvesi  var konuşulan, çeşmesi var ayak üstü göz göze gelinen, bakkalı var emanet anahtar bırakılan. Çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla mahallenin bir kültürü var. Mahallenin delisi bile olurdu zararsız ama sözleri ile bizleri düşündüren. Mahallede yardımlaşma en üst düzeyde, yoksulluk ise en alt seviyede. Koskocaman şehirlerde neden sıkılırlar büyükleriniz anlamaz mısınız? “ Beni köyüme götürün.” demelerinin ne çok sebebi var oysa. Onlar için evlerinin önü, bahçelerinin kıranı, konu komşu ile birlikte çaya oturdukları, yarenlik ettikleri yerlerdir. İki insan görüp, iki kelam etmek ne saadettir bir bilsek. Evimizin kedisi Pufucuk bile çıkamadığı, oynayıp zıplayamadığı sokağı pencerenin camından seyretmek lüksünden bile mahrum. Ara sıra hırsla bıkmadan camı pençeleriyle tırmalaması yok mu? İçiniz parçalanır. Mahallenin kedisi bile mutlu.

Anahtar Kelimeler: BUCAK
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
3.6748
EURO
4.3184
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
04:55 06:30 12:22 15:28 17:55 19:18
Malatya
18 Ekim 2017 Çarşamba
Bugün
Güneşli
20 °C
3 °C
Perşembe
Güneşli
22 °C
3 °C
Cuma
Güneşli
23 °C
6 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
"Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan birsey kaybetmez."

ANONIM