“ÇOCUKLAR HIÇKIRIR, ANNELER AĞLAR”
Tarih: 6.3.2018 10:18:30 / 1962okunma / 1yorum
Ömer HİDAYET

     Ölüm, en büyük ve derin bir nasihattir. Ölümü öldüren, müminin sonsuz imanı ve teslimiyetidir. Annesini kaybeden çocuk, hüznü yaşarken, çocuğunu kaybeden anne yüreğinin bütününü kaybeder. Körpe yavrularını, hayatının baharında vatan toprağına emanet eden annelerin yüreğini bir düşünün.

    Bilinen bir hikâyedir. Maşuk, sevdiğinin aşkını test etmek için, annesini öldürüp kalbini getirmesini ister. Delikanlı hiç tereddüt etmeden annesini öldürür ve kalbini bir mendil içine sararak sevdiğine ulaştırmak için yola revan olur. Dere tepe koşar, bir taşa takılan delikanlı, yüzükoyun yere yığılır. Anne kalbi bir tarafa savrulur, kendisi bir tarafa savrulur. Anne yüreği işte” Vah yavrum, sana bir şey oldu mu ” diye dile gelir. Yürek parçalayan bir hikaye.. Acıyı, yokluğu hayatlarına en leziz katık yapan anneler, bir kerecik olsun öf bile dememişlerdir. Böyle bir ilahi dayanaklık özelliğini barındırırlar naif bedenlerinde..

    8 Aralık Cuma günü seksen yaşında, annemi kaybettim. Ebedi hayata uğurladık. Ümmi idi, okuma yazması yoktu. Bin bir zahmet ve çile ile dokuz çocuk büyütmüştü. Öf bile dediğini hiç hatırlamam. Nasıl bir ruh hali, nasıl bir katlanma ve teslimiyet duygusu bilinmez.

    Karaciğer yetmezliği teşhisiyle beş yıl önce yoğun bakımda yattı. O gün için umut yok denmişti, beş yıl yaşadı. Çoklu organ yetmezliği vücudunu sarmıştı. Sigaranın paketini görse bilmez, içki şişeni görse iyi reçel kavanozu olur derdi. Uzaktan yakından bu cisimlerle ilgisi olmamıştı. Çarşamba Ekmek günü, Perşembe çamaşır günü, komşunun ekmeği, tarhanası, falan eşrafın sabah ezanından ocağa konacak zahireliği derken koca bir ömür isin pasın, dumanın karşısında tükenmişti. Kariyer uzmanları, yaşam koçları güne altıda başlıyoruz diye öğünmesinler. Benim Anadolu insanım sabah namazından sonra hiç yatmazdı. Tüm günü, inceden inceye planlanmış, koşturma içinde, komşu, imece borcu, torunun borcu, bu fakir, şu yetim derken gün çabucak akşam olurdu.

         Kısık sesle konuşur, seksen yaşında bir gelinlik kız kadar mahcup ve hüznü yaşardı. Hiç kimsenin arkasından kötü konuştuğunu hatırlamayız. Mahallenin ve sokağın Pembe ablasıydı. Herkesin ilk aklına gelen kişiydi, eksik bu hanede giderilir, ödünç bu kapıdan alınırdı. Çünkü suratını ekşitmeyen tevekkül ve cömert bir yaratılışa sahipti. Sofrası genişti, on beş kişiden aşağıyı kaşık savaşı verdiğimizi hatırlamam. Bir muhabbet olurdu ki sormayın, bugün ne kadar muhtacız. Yemeyen ve beğenmeyen mızmız, naylon bir nesil yetiştiriyoruz. Kaşıklar muhabbetle iner kalkardı. Paylaşma ve tatlı rekabet vardı. Uzanamayan, doymayan gözetilirdi. Paylaşılınca, az da çok olurdu. Sofrada yokluk vardı ama huzur ve berekette eksik değildi.

         Başörtüsünü değiştirirken bile, bulduğu kanepe, duvar dibi onun sığınma yeri olurdu. Ellisini yaşamış, evladı olarak bir kerecik olsun saçının bir telini dahi göremedim. Yoğun bakımda yatarken ziyaretlerimizde, bonesinden kar gibi dışarı taşan saçlarını, cennetin Tuğba dallarını tutar gibi perçinlemiştim. Nazik, naif, yılların tüm sıkıntı ve tasalarını ak bir tabloya dönüştürmüştü.

     Gurbette olan tek evladı bendim. Yoğun bakımda son ziyaretimde beni görünce, “Uzaktan niye yoruldun, zahmet ettin “deyince, merhametinin ve şefkatinin sıcaklığını, iliklerime kadar tatma şerefini yaşadım.  Anne yüreği, ölüm döşeğinde de aynı saflık ve temizlikte idi.

      Dört çivi ile tutturulmuş, kırık dökük ders masasında uyuya kaldığımızda, üzerimize naftalin kokan örtü çoktan örtülürdü. Hangi aralıkta gördün, nasıl fark ettin, annelik melekesi, hikmetinden sual olunmazdı. Uzun bir kış gecesi, açlıktan kıvanırken, bir fare gibi dolabın kapağını aralamış, en fazla olan nedir ki, asgari ücretli, dokuz çocuklu bir ailenin dolabında. Güz mevsimi ise üzüm ve peynirdir. Yufka ekmekle kendime ziyafet çekerken, babama yakalanmıştım. “Çabuk yat, sabaha ne kaldı diye” ültimatomla yatağa dönerken, anacığımın şefkat ve merhamet dolu sesi çınladı,” Herif herif yılan sokmuş uyumuş da, aç uyuyamamış, bırak çocuk istediğini yesin” demez mi?

        Bu arada hemen belirtelim, edebiyat sevgisi bir damar olarak bize annemizden geçmiştir. Yerinde bol deyim ve atasözü kullanırdı. Adı konulmamış gönüllü bir kültür elçisi gibiydi.

       Asil bir kadındı. Baba tarafım biraz varlıklı, anne tarafım ise, bir çift öküz ve boz bir eşeklerinden başka dünyalıkları yoktu. Varlık insanı asil yapmaz, İslam´da asıl olan davranış ve huy güzelliği değil mi? “Kendi güzele doyulmuş da, huyu güzel olana doyulmamış” sözünü sık tekrar ederdi.

      Komşudan gelen tabağı asla boş göndermezdi. Köyden erken yeten yerlerden sepetle üzüm getiren akrabaların, sepetini günlerce bekletip, en yakın bakkaldan iki kilo içine şeker koyup gönderdiği çok gözlemlemişimdir. Ben annemin tüm davranışlarını hayretle hafızasına kaydeden iyi bir pedagogdum. Tüm yaşantımın ve kültürümün ipuçlarını annemden aldığımı düşünüyorum. Her gün yaya gittiğim yedi yıllık imam hatip hayatımın en büyük destekçisi ve gizli kahramanı idi. Öğleyin eve gelemeyip, harçlıklarımı biriktirip kitap aldığımı öğrenince ”ilmin önü soğandan acı, sonu baldan tatlı” diye katlanmayı öğütlemişti.  Farkında olmadan dünya pedagoglarının keşfedemediği bir desteği karşılıksız veriyordu.

      Beni yaralayan, içimi acıtan, bilgi ve fikrimi allak bullak eden bir tavrı da şu olmuştu. Yine kendi aramızda güncel bir konu tartışılıyordu: Aile Planlaması

    Orada bulunanlardan biri, çok çocuğun zahmet olduğu, hepsinin kendisine göre sıkıntısı ve beklentisi olduğunu söyledi. Kenarda sessiz sakin oturan anacağım,”-Bana bakın dokuz çocuk dünya getirdim, hiçbirinin bana dünyalık bir meşakkati olmadı. Allah bir şekilde çaresini veriyor.” deyince bir ölüm sessizliği çöktü üstümüze. Okuması yazması olmayan bir arif, irfan sahibi, hikmet sahibi bir Anadolu kadını ferasetini konuşturdu. Bizse hala dayatılan, zorlamayla yaptırılmaya çalışılan bir dram karşısında tavır bile alamıyorduk. Adeta yetmişlerde her yanımız doğal süt ile doluyken, Marshall yardımıyla dağıtılan ne olduğu belirsiz süt tozunu nasılda yenilik adına okullarımızda dağıttık. Akla ziyan bir uygulama değil mi idi?

     Tüm anneler özeldir. Tüm anneler biraz buruk, hayata dair dillendirilmemiş hikâyelerini kefenleri ile alıp götürürler. Necip Fazıl Üstat´dan her okuduğumda burnumun direğini sızlatan özlemli bir anne şiiri:

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,

Kanadın yayılmış, çırpınmak için;

Bu kış yolculuk var, diyorsa için,

Beni de beraber al anneciğim! ...

       Mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın.

                                                                                                     

Anahtar Kelimeler: ÇOCUKLAR, HIÇKIRIR, ANNELER, AĞLAR
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
abdurrahman erkargın
10.3.2018 11:13:22
her fırsatta kaçıp yanına geldiğim yanında huzur bulup duasını aldığım sultanım ANAM . CENABI ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET OLSUN NUR İÇİNDE YATSIN
Yazarın Diğer Yazıları
Meb 2023 eğitim vizyonu ne getirecek? (05 Aralık 2018 - Çarşamba)
Tasavvuf Irmağında Akan Kalemler (04 Kasım 2018 - Pazar)
Aynadaki yalan (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
Psikolojik Savaş (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
İYİ İNSANLAR İYİ ATLARA BİNİP DÖNDÜLER (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Sıcak günler (01 Haziran 2018 - Cuma)
1980 yılında bir açık oturum (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dini üslup ve İfade Şeklimiz (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Kayseri Paneli (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
DEĞİŞİM YOLCULUĞUMUZ (19 Kasım 2017 - Pazar)
EĞİTİMİ YERLİ VE MİLLİ YAPMAK (19 Ekim 2017 - Perşembe)
Ve Şimdi Söz Kuran´ın (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Ramazan-I Şerifin Sonsuz Rahmeti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
ANADOLUNUN KADİM RUH KÖKÜ (06 Nisan 2017 - Perşembe)
ŞEHRİN RUHU: DARENDE ÖRNEĞİ (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Küresel Saldırı/Topyekün Seferberlik (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Gençlik Merkezlerinin Önemi (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Yeniden Birlik Olmak (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Asıl Tehlike (08 Eylül 2016 - Perşembe)
15 Temmuz ve liderlik ruhu (02 Eylül 2016 - Cuma)
Gün, bir ve beraber olma günüdür (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Darende´mizde trafik ve yaşam kültürü (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kut´ül Amare Zaferimiz (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Medya ahlakı ve algı operasyonları (06 Mart 2016 - Pazar)
MEB´de performans değerlerimiz (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
İstikamet ve İman üzere olmak (04 Aralık 2015 - Cuma)
Okul zili çaldı (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Mekanların mana dili (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Sosyal tesisimizin temeli atıldı (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Ramazan ayının manevi iklimi (07 Temmuz 2015 - Salı)
Darendede bilim fuarları (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Gençlerin başarı yolu (06 Şubat 2015 - Cuma)
Gönül ve mana sultanları (06 Ocak 2015 - Salı)
Amasya yolculuğunundan kalanlar (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Maddeden manaya hicret (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Darendede eğitim çalıştayı (03 Ekim 2014 - Cuma)
SAHRALARDA SOHBETLE SERİNLEMEK (09 Eylül 2014 - Salı)
İlklerin İlkesi: Darende İmam Hatip Lisesi (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Huzur ikliminin nadide beldesi: Darende (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Şehir ve kültür (11 Nisan 2014 - Cuma)
Şehir ve medeniyet (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Sayfa:
DOLAR
5.3633
EURO
6.0764
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
13 Aralık 2018 Perşembe
Bugün
Parçalı bulutlu
4 °C
-2 °C
Cuma
Bulutlu
7 °C
0 °C
Cumartesi
Bulutlu
7 °C
0 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini hakkıyla takdir edemezler: onlardan biri sıhhat, diğeri de boş vakittir.

Hz. Muhammed