Algı ve imaj denilince
Tarih: 15.10.2015 12:05:08 / 2575okunma / 1yorum
Cemil Gülseren

Algı yönetimi, algı oluşturma ve daha birçok benzeri ifadeleri son zamanlarda sıkça duyar olduk.  Algı, aslında psikolojinin sahasına girer. Sözlükteki karşılığı şöyledir:  İnsanın zekâsının verileri ile birleştirmek üzere nesnelere ait duyular yoluyla elde ettiği yalın bilgiler; idrak. Algılamak da idrak etmektir. Bir de Fransızca asıllı (image) imaj vardır ki algı ile imaj çok iç içedir. Sözlükte şöyle karşılık bulur: 1. Bir kimse veya topluluğun başkaları üzerinde yaratmak istediği etki ya da bırakmak istediği iz. 2. Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi istenen şey, hayal, hülya, imge. 3. Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, görüntü.

Bir milletin, bir ülkenin, bir şehrin hatta bir insanın verdiği imajın bir diğerinden farklı olması gayet tabiidir. Yine her insanın çevresi ile çevresindeki insanları algılayışları elbette aynı olmayacaktır. Ancak çoğunluğun kabul gördüğü bir algı vardır. Bu hem insan hem şehir hem de ülkeler için geçerli olacaktır. Somut örnekleme yapacak olursak;  ‘Alman´ denilince bizde sarışın, çok bira içen öte yandan çok disiplinli çalışan ve üreten ülke insanı aklımıza gelir. Etek giyen, gayda çalan erkek hemen ‘İskoç´ algısı oluşturur. ‘Norveç´ denilince, somon balığı, buz ve soğuk aklımıza geliyor. ‘Japon´ denilince de ilk olarak geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, teknolojileri gelişmiş, karşılaştıkları herkese eğilerek selam veren insanları düşünürüz. Ya Japonya? İlk atom bombası, depremler ve bütün bunlara karşın dimdik yükselen bir ekonomi… Yerli bir Afrikalı ile bir Eskimo´nun imajı ne kadar da birbirine zıtlar değil mi? Bir ülke insanının yerel giysileri, yemekleri, dansları imaj oluşmasına yeterlidir. Meksikalının şapkası, şalı her ortamda onu canlandırmaya kâfidir. Boğa güreşleri ve güreşçileri hemen İspanya´yı gözümüze getirmez mi? Biz yani Türkiye dışarıda nasıl algılanıyor biliyoruz. Döneri, şiş kebabı, baklavası, çiğ köftesi, lahmacunu ile mutfak kültürümüz özetlenir. Sultanahmet Camisi, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Kapalı Çarşısı, Eminönü, Boğaziçi Köprüsü İstanbul´u simgelemez mi? Bunlar yalnız İstanbul´un değil aynı zamanda Türkiye´nin de simgeleri olarak sunulur. İlave olarak Konya´dan Mevlana Türbesi, Ankara´dan Anıtkabir, Edirne´den Selimiye bir de Kırkpınar Güreşçileri, Antalya´dan deniz,  Adıyaman´dan Nemrut figürleri o şehirleri sembolize ederler. Bu örnekler uzar gider. Hemen her şehrimizin gerek doğal gerek tarihî mutlaka imgeleri vardır. Kültür ve Turizm Bakanlığı´nın misyonu da bunları bulmak ve görmeyenlerle, bilmeyenlerle buluşturmak değil midir?

Şehirlerin lezzetleri, eserleri, ürünleri onların hem övüncü hem de simgeleri değil midir? Kimi şehrimiz çayıyla, kimisi fındığı ile kimisi fıstığı, elması ile ünlenmiş değil midir? Acısı tatlısıyla, davulu zurnasıyla, horonu, halayıyla, sazıyla sözüyle, efesiyle zeybeğiyle ne güzel bir ülkede yaşıyoruz değil mi? Çifte minareler, ulu camiler, tarihî kaleler, surlar hep bizim için varlar.  Dadaşıyla, gakkoşuyla, kardaşıyla, yoldaşıyla tek bir yürek değil miyiz? Konusuyla komşusuyla, geliniyle güveyi ile hısım akrabasıyla, sağdıcıyla, kirvesiyle tek bir yumruk değil miyiz? Bedri Rahmi Eyüpoğlu “Siyah-Beyaz” adlı yazısında şöyle sorgular kendini ve şahsında aydınlarımızı: “…Niçin köylünün bir avuç kelime ile söylediği türkü dağları deler, bize kadar gelir de, bizim şiirlerimiz bir türlü onlara kadar ulaşamaz? Niçin köylüden aldığımız kadarını köylüye veremiyoruz? Tereyağına karşılık mazot, buğdayına karşılık çikolata, arpasına, çavdarına elektrik, halayına horonuna sazına türküsüne karşılık da sinema, tiyatro, roman verebildiğimiz gün güzel bir alışveriş olacak.” Laf aramızda “Ata arpa, yiğide arka gerek.” misali köye, köylüye destek derken; biz onu hazıra alıştırdık. Farkındasınız değil mi? Ama halktan kopmayan, milletten uzaklaşmayan bilakis ta milletin bağrında açan nice yüce gönüller, Hak dostları vardı ki hâli hazırda günümüz aydını bile bu gerçeği görmezden gelmeye devam ediyor.

Birçok yerde Yunus Emre makamı yok mudur? Bu ne güzel bir paylaşımdır. Yok paylaşamamadır. Konya´da Mevlana, Nevşehir´de Hacı Bektaş-ı Veli, Bilecik´te Şeyh Edebali, İstanbul´da Eyüp Sultan, Darende´de Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba), Göynük´te Akşemseddin, Bolu´da Tokadî Hayreddin, Malatya´da Battal Gazi, Ankara´da Hacı Bayram-ı Veli, Bursa´da Emir Sultan Hazretleri ve diğer manevi sultanlar şehirlerini aydınlatan âlimler, evliyalar hepsi birer sembol hepsi simge olmuş memleketin mümtaz temsilcileri. İşte bunlar yurdumuzun güzel yüzleri, güzel eserleri değil midir? Bütün bu isimler aynı zamanda bu milletin çimentosu değil midir? Toplumu kucaklayan, bir tutan, seven, sevdiren gönüller yapan gönül sultanları değil midir?

     Siz hangi imajın peşindesiniz? Siz bütün bu olan biteni nasıl algılıyorsunuz? Bir de böyle düşünelim.

Anahtar Kelimeler: Algı, imaj, denilince
Okuyucu Yorumları (1 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Leyla ATÇEKEN
21.10.2015 21:48:19
Yazınızı kim nasıl algıladı bilemem ama ben seçim öncesi güzel bir soruyla bağlanmış güncel köşe yazısı olarak algıladım Hocam. Algılamalarımızın değişiklik göstermesi son derece normal. Algılama,dediğiniz gibi psikolojinin konusu ama günlük hayatta sıkça karşımıza çıkar oldu.Algıda seçicilik( duyu organlarımıza pek çok uyarı gelmesine rağmen bir bölümünü algılamamız) algıda önceki yaşantılarımızın etkisi,eski haliyle hatırlama gibi pek çok etken var.Günlük yaşamda uyarıcıların farklı algılanmasıyla,algı yanılmaları da var işin içinde.Algılarımızı yönetmesini bilenler kazanacak.Ayrıca Türkiye´de”Lider odaklı” oy veriyoruz.Bunu da göz ardı etmememiz gerekiyor.Kim kazanırsa kazansın sonuçta Kazanan Türkiye olsun. Sağlıcakla kalın hocam,hürmetler.
Yazarın Diğer Yazıları
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
6.2671
EURO
7.3794
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
23 Eylül 2018 Pazar
Bugün
Güneşli
31 °C
14 °C
Pazartesi
Güneşli
30 °C
13 °C
Salı
Güneşli
32 °C
13 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Dünyada iki yüzlü olanlar, kıyamet günü ateşten iki yüzlü olarak gelirler.

Hz. Muhammed