Ayakbastı’dan kolbastı’ya
Tarih: 9.5.2009 00:00:00 / 1040okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Dede Korkut hikâyelerini okumayan yoktur herhalde. Hangi yaşta olursanız olun şayet okumamışsanız ilk fırsatta okumayı isteyin. Hele de yazarlığa birazcık hevesiniz varsa mutlaka okumalısınız. Nefesiniz olduğu sürece illa hevesleriniz de olacaktır. Özellikle Deli Dumrul hikâyesini öncelikle okumanız tavsiye olunur. Aşk, sadakat, vefa, dostluk, yiğitlik, saflık, temizlik ne kadar güzel değerlerimiz varsa sanki bu hikâyede toplanmış. Bir de hikâyenin ta başında yer alan, geçenden beş akçe, geçmeyenden döve döve on akçe alan köprü başındaki Deli Dumrul’u tanıyınca o kadar çok bildik gelecek ki size. Ekonomi sayfalarında bile zaman zaman  “Deli Dumrul Vergisi” diye bu masala (!) gönderme yapılır. Hani ya Deli Dumrul der geçersiniz. İşte gerçek hepsi. “Köprülerden, otoyollardan geçenden beş akçe, geçmeyenden peki döve döve on akçe nerede?” diyeceksiniz. Geçmeyin de görün çilenizi, çekeceğiniz sıkıntıyı. Dayak yemişliği geç, harcanan fazla zaman, eziyet kaç akçeye değer, kaç?... İşte bu yol üstü, köprü geçti vergilerinin aslı esası bu. İsterseniz inanmayın.

Çocukluğumuzda köyümüz Balaban’ın İçmecesine yürüyerek, koşarak ve hatta at kovdurarak çok gitmişizdir. Akranlarımızla bir de dakika tutardık. Köyle İçmece arasını dokuz dakikada almıştım. En son derecem buydu. Ancak bu dereceyi koşarak almıştım. Varmasına varırdık da orada “Ayakbastı” parası istenmesi gücümüze giderdi. “Bize de mi?” derdik. Duhuliye diyerek üsteleyen değnekçi ile az mı ağız dalaşı yapmışızdır. Şimdi bu “ayakbastı” harcının alınmadığı yer mi kaldı? Her yere ayak bastılar. Adları değişti; katılım parası, katkı payı, kayıt parası, giriş harcı, giriş aidatı, sabit ödeme..ve daha bir sürü terim. Ah Deli Dumrul var ya bir elime geçsen yok mu? Bu cin fikirler hep senden

GELELİM KOLBASTIYA

Bir filmin repliğinde geçtiği şekliyle; “-Hep veriyoruz, hiç aldığımız yok ki.” Hal böyle olunca oynatmaya az kaldı diyecek olduk. O da oluyor galiba. En azından adı yerli olan bu oyunlu oynak hava aldı da başını gidiyor. Bir sahiplenme, bir adlandırma furyası da cabası. Hiç olmazsa batının abuk subuklarına nazaran bizden. Ha bir de zayıflatıyormuş. Bir sürü ıvır zıvıra göre ehven. Herkesin bir kolbastısı var anlaşılan. Oysa ben kolbastıyı güreşte bir oyun adı bilirdim. Güreşten anlayan kaldıysa biri çıkıp da anlatsa diyeceğim. Yoksa yanlış mı hatırlıyorum?

DENİZE DÜŞEN HOCA

Fıkra gibi anlatılır ya kıssa gibi anlayın siz. Bir gemi yolculuğunda deniz kazası vuku bulunca HİÇBİRŞEY BİLMEYEN TAYFA İLE HERŞEYLERİ BİLEN PROFESÖR arasındaki diyaloğun (…Şunu biliyor musun, bunu biliyor musun? O halde gitti ömrünün yarısı falan diye tayfayı sıkıştırırmış bizim hoca.) son cümlesi şöyle bitiyordu: (O profesör tarafından aşağılanan, horlanan tayfa sorar) – Sayın Profesör yüzme biliyor musunuz?

-Hayır

-O halde gitti ömrünün tamamı.

Derine düşen boğuluyor pardon denize düşen diyecektik. Küçükken hep duyardım o âlim, derin hoca derlerdi. Yani ilme, ilmihale, fıkha, tasavvufa hakim, ileri, güçlü, yeterli ve yetenekli hoca. Şimdiki Derin Hoca tabiri çok başka hatta bambaşka çağrışımlar yapıyor. Ben bunu Anlambilim dersinde Anlam Kaymasına örnek verebilirim artık. Yani “Derin” kelimesi anlam genişlemesine uğramış hatta anlamı kaymıştır artık. Derinde olmak mı isteniliyor yoksa kim derinde diye mi merak ediliyor karışmış durumda. Bence derinlik biliniyorsa o derin sayılmaz. Ulaşılan derinlik derinlik değildir. Derinden geçinmek gibi görüntü peşinde olanlar da yok değil.

Mestî’nin dediği dedik işte:

KİMİSİ AÇ YATAR, KİMİSİ TOKTUR / KİMİSİNİN DERDİ GARİPTEN ÇOKTUR

KİMİSİNİN EVİNDE HİÇ DÜZEN YOKTUR / VARIR BAŞKASINA DÜZEN-SÂZ OLUR

Olur olmasına da kendi muhtaç himmete, kime ede himmet Himmet Dede hesabı…

Bağdatlı Ruhi duvara kazınacak kelamı gönderiyor ÇAKMA HOCALARA:

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der / Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der.

İnanın bu kelâmın üstüne ne söylense boş.

 

cemil.gulseren@usak.edu.tr

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
6.2671
EURO
7.3794
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
22 Eylül 2018 Cumartesi
Bugün
Güneşli
30 °C
13 °C
Pazar
Güneşli
31 °C
14 °C
Pazartesi
Güneşli
30 °C
13 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Denizin dibinde incilerle taşlar karışık olarak bulunurlar, övülecek şeyler de kusur ve yanlışların arasında bulunurlar

Mevlana