Yemenicilik ve kunduracılık
Tarih: 13.4.2009 00:00:00 / 1158okunma / 0yorum
Musa Tektaş

Geçmişten bugüne Yemenicilik ve kunduracılık

Yemeni (Postal Ayakkabı) tamamıyla deriden yapılan kullanışlı ve sıhhatli bir ayakkabıdır.  Bugün de ustalara özellikle çevre köylerden yemeni yaptırma talebi geldiğini duyuyoruz. Ancak yemeni yapmak zahmetli bir iş olduğundan ve artık yemeni ustası bulunmadığından bu talep karşılanamamaktadır. Bu el sanatımız ihtiyaca rağmen unutulmaya terk edilmiştir. Yemenicilerin çarşıdaki dükkânlarının vitrinlerini, fabrikasyon ayakkabılar süslemektedir.

Ali Rıza Karaağaç ile yaptığımız röportajda şu bilgilere ulaştık:

Darende’de bundan 50-60 sene önce, Debbağ Turan ustanın tezgâhında sahtiyan, sızılık ve meşin deri olarak terbiyelendikten sonra Köşgerler çarşısına gelirdi. Yine Maraş’tan katırlarla nakliyecilik ve ticaret yapan esnaf tarafından yemeni malzemeleri getirilirdi. Taban köselesi ise İstanbul’dan Köşger Hafızlar ve Hacı Osman Ağa (Arıkan) tarafından getirilerek imalatçı esnaflara taksitle satılırdı.

Darende’de “Köşgerlik” olarak tabir edilen yemenicilik ile ilgili terimler:

Sahtiyan: Koyun derisinden imal edilirdi. Dikilmiş haline derz veya yüz denirdi.

Meşin: Keçi veya koyun derisinden üretilir.

Sızılık: Yüz malzemesinin kenarlarına çekilen malzemenin adıdır.

Gön: Büyükbaş hayvanlardan sığır, manda gibilerin kalın derisinden elde edilirdi.

Çiriş: Tutkal malzemesi yapmak üzere kullanılan ot, dövülerek toz haline getirilir ve su ile yoğrularak yapıştırıcı olarak kullanılırdı.

Biz: Ağaç saplı dikiş yapılacak yere dikiş yeri (izi) açmak için kullanılan sivri uçlu demir.

İğne: Ham demirden kırılmaması için imal edilen iğnelerin ucu batmayacak şekildedir. Buna “pot uçlu iğne” denirdi.

İp: Pamuktan fabrikasyon imal edilmiş olarak alınan pamuk dikiş ipliği, bal mumu ile kaplanır ve öyle kullanılırdı.

Kalıp: Ceviz ağacından el ile yapılmış olan yemeni kalıplarıdır.  Dikimi tamamlanan yemeniler kalıba vurularak ayak şekli verilir.  Giyenlerin ayağını vurmaması için böyle bir işlem yapılırdı.

İlk önce sahtiyan yüz yapılmak için endazeye göre kesilir kış aylarından itibaren istif edilirdi. Her esnafın iki-üç bin adet “derz” diye tabir edilen yüz malzemesi olarak hazırlanırdı. Sahtiyanın iç yüzüne çiriş ile meşin yapıştırılarak, dayanıklı ve kiri önlemesi için kullanılırdı.  Şimdilerde kösele olarak anılan ancak o zaman köşgerler arasında ve halk arasında “gön” olarak zikredilen ayakkabı tabanında kullanılan malzemeye önceden hazırlanan yüz dikilirdi. 1955’li yıllardan sonra lastik tekerli traktörlerin kullanılmış tekerlerinden yapılan malzeme kösele yerine daha dayanıklı ve daha ucuz olduğu için taban malzemesi kullanılmıştır.

Üretilen yemeniler öncelikle dükkânlarda olmak üzere, köy ve kasabalarda seyyar satıcılık yapan seyyar esnaflara verilir ve böylece pazarlanırdı. Kuluncak, Hekimhan, Kangal, Gürün ve Elbistan köylerinin ihtiyacının büyük bir kısmı Darende’den karşılanırdı.

Köşgerler çarşısındaki esnaflar haricinde, evlerinde imalat yapan çok sayıda Darende’li ürettiği bu yemenileri seyyar olarak civar kaza ve köylerde buğday, yağ, yün gibi malzemelerle takas ederlerdi.

Ustalar ise şöyledir:

Ali-Abdurrahman Ulu; Zaviye mahallesinden olan bu ikisi kardeşti. 

Köşger Hafız ve Oğulları,

Hacı Ömer oğlu Hacı Mehmet ve Bekir Efendiler

Ali Rıza Karaağaç,

Hacı Soylu,

Eski Çarşı Camii Müezzin Hacı Emin Hoca

Muhittin Kocamemik,

Mehmet Taşcı,

Ali-Gazi  Karakaya

Mustafa Tartar,

Ermeni Murat Usta,

Mehmet Ataş

Kunduracılık

Eskiden Türk kunduraları sandalın gelişmiş şekliydi; atkılar kaldırılmış ve bir yüz geçirilmiş şekliydi: En yaygın olarak kullanılan ayakkabı sahtiyandı ve kalın pençeli olup ucu sivri ve ökçesizdi.

Bir de mercan terlik dedikleri pabuçlar vardı. Sert deriden imal edilirdi. İki kısımdan meydana gelirdi. Bir yüz, bir arkalık (fort) biri ötekinin içine girerdi.

Terlikler bir varım-kavık şeklini taklit ederdi. İnce deriden yapılır, renkleri çoğu zaman sarı veya kırmızı olurdu: Pençeleri düz değil kıvrık olup ucu iki-üç santik çıkıktı. Bu ayakkabı ancak evin içinde kullanılırdı. Makinelerin kunduracılıkta kullanılması çok yenidir.

Darende Temettuat Defterleri adlı eserde “Deri” başlıklı konuda ayakkabıcılık hakkında şöyle denilmiştir: Darende’ de ayakkabıcılar(haffaf) 4 kişi olup 1300 kuruş gelir elde etmekteydiler.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Darende’de kunduracı esnafından iki ikişinin ismi öne çıkıyor; Kuş Kazım ve İhsan Usta. Daha sonra Mehmet Ataş bu mesleği 1995 yılına kadar devam ettirdi. Kundura sanayiinin gelişmesiyle üreticiler tamirciliğe devam ettiler.

İki kunduracı iki hikâye

ÖĞRENDİĞİNİ HAYATA TATBİK ETMEK

Vaktiyle bir kundura tamircisi yaşarmış küçük bir ilçede. Kendi halinde, sessiz, sâkin, efendi bir insan. Yalnız, kimsesi yok... Çevresinde çok seviliyor, sayılıyormuş... Derdi olan ona gidiyor,  sıkıntısı olan ona koşuyormuş. Elinden geldiği kadar o insanlara yardımcı oluyormuş. Velhâsıl ona giden, dert verip, der­man alıyormuş. Bir gün münadiler ilçeyi dolaşıp haber vermişler. Fi­lanca gün, ülkenin en büyük hadis bilgini filanca câmide ikindi namazından sonra ders verecek diye. Beklenen gün gelmiş. Na­mazdan sonra herkes heyecan içinde hadis bilgininin söze baş­lamasını bekliyormuş. Birden bizim kundura tamircisi ayağa kal­kmış. Sükûnetle kapıya doğru yürüyüp, çıkıp gitmiş. Herkes hayret içinde kalmış. Bir türlü anlam veremişler. Böyle büyük bir bilgin gel­sin de, sen dinleme, olacak iş mi bu? Her kafadan bir ses çık­mış. Nihayet cemaatten biri, arkadaşlar demiş, biz bu zatın hemen hepimiz pek çok iyiliklerini gördük; gelin, bu boş ko­nuşmaları bırakalım. İçimizden bir grup arkadaş, dersten sonra gitsin, kendisiyle konuşsun. Belki bilmediğimiz bir incelik vardır. Önyargılı olmayalım. Zan ile yakîn hasıl olmaz, demiş. Kabul etmişler. Ders bittikten sonra birkaç kişi, kundura tamircisini ziya­rete gitmişler. Sebebini sormuşlar. Derin bir iç geçirmiş. Biraz düşün­ceye dalmış ve “Ah efendim, hiç sormayın demiş. Bundan on yıl önceydi, yine büyük bir hadis bilgini memleketimize gelmişti. Yine münadiler ilân ettiler. Merakla, heyecanla koştum, dinledim, not aldım. Dersin sonunda, o büyük bilgin, arkadaşlar dedi, size on hadis yazdıracağım. Sizler en kısa zamanda bu hadisleri günlük hayatınızda yaşayıp, uygulayacaksınız. Size emânet bırakıyo­rum.” Sonra bizim kundura tamircisi yine bir göğüs geçirmiş ve “Ah efendim, ben nasıl yanmayım. O kadar gayret ettiğim halde, yine de aradan on yıl geçti, o hadisleri istediğim gibi yaşaya­madım. Beni bağışlayın. Şimdi hangi yüzle sayın bilginin karşı­sına geçip, ondan yeni hadisler öğrenmek isteyebilirim?”

ŞEHİRDE KUNDURACI OLMAK

Bir zamanlar iki kardeş varmış. Kardeşlerden birisi dağlarda çobanlık, diğeri de şehirde kundura tamirciliği yaparmış. Bir araya geldikleri zaman çoban kardeş gösterdiği kerâmetlerden bahsedermiş. Bu arada kundura tamirciliği yapan kardeşine söz dokundurmayı da ihmal etmezmiş.

Bir gün çobanlık yapan kardeş, şehirdeki kardeşini merak etmiş ve ziyaret etmek istemiş. Eli boş gidecek değil ya! Ne götüreceğini düşünmüş. Aklına süt götürmek gelmiş. Koyunlarından sağdığı sütü kerâmeten mendiline koymuş, elinde mendil şehrin yolunu tutmuş. Kundura tamircisi kardeşinin dükkânına girmiş, mendilini duvardaki askıya asmış. Kendisine gösterilen iskemleye ilişmiş. Bu arada ayakkabısını tamir için bir kadın gelmiş. O da başka bir iskemleye oturmuş, ayakkabısını çıkarmış ve beklemeye başlamış. Biraz sonra askıda duran mendilden süt damlamaya başlamış. Sütün damladığını gören çoban şaşırmış. Ayakkabısının tamiri biten kadın ayakkabısını giyip gitmiş. Tamirci kardeş çoban kardeşine:

“Dağ başında kerâmet göstermek kolaydır. Marifet şehirde kerâmet göstermektir!” demiş. O da çoban kardeşine bir ders vermiş. Çoban buna karşılık söyleyecek bir söz bulamamış!

BİR DEYİM

Pabucu Dama Atılmak

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkârların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı. Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikâyeti ve sanatkârı dinliyor. Eğer şikâyet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikâyetçiye ödeniyordu. Ayakkabılar da ibret-i âlem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Irmaklı Köyü (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Hacı Gözütok ile röportaj (12 Nisan 2018 - Perşembe)
GAZİ TÜRKYILMAZ İLE RÖPORTAJ - 2 (06 Mart 2018 - Salı)
GAZİ TÜRKYILMAZ İLE RÖPÖRTAJ (04 Şubat 2018 - Pazar)
Kamil Akgül Röportaj-3 (02 Ocak 2018 - Salı)
Kamil Akgül Röportaj-2 (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMİL AKGÜL İLE RÖPORTAJ-1 (19 Kasım 2017 - Pazar)
NECDET KIRCEYLAN İLE RÖPÖRTAJ –II (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
NECDET KIRCEYLAN İLE RÖPÖRTAJ-1 (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
ÖMER FARUK TAŞKIN İLE RÖPORTAJ-2 (06 Haziran 2017 - Salı)
ÖMER FARUK TAŞKIN İLE RÖPORTAJ (06 Nisan 2017 - Perşembe)
ILICA ZİYARETİ VE HATIRALAR (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
PROF. DR. KEMAL DİNÇER İLE RÖPORTAJ (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Günerliden Yankılanan Hoş Sada (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Atmalı Yöresinden Selam Var (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Dr. Sadık Özen ile röportaj (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Memduh Önal ile röportaj 2 (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
Memduh Önal ile röportaj (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Vahap Sönmezler ile röpörtaj (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Bir muhabbet ve hizmet ehli: Osman Parlak (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Mehmet Arif Toprak ile Röportaj (01 Ocak 2016 - Cuma)
“Hacı Piroğlu” Hacı Hamza Çokyaşar (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Mengelisli Kara Mustafa Dayı (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Gürünlü Hacı Hüsnü Dayı (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Hakkında ne dediler? (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Hulusi Efendi Çok Büyük Bir İnsandır (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Hacı Hasan Akyol Efendi (03 Mart 2015 - Salı)
Gerçekleşen Sözler (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Unutulmaz Hatıralar (03 Ekim 2014 - Cuma)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor-3 (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor - 2 (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Yazıköylüler Anlatıyıor (19 Mayıs 2014 - Pazartesi)
Maraşın Kurtuluşunda Darendeliler (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Hulusi Efendi (k.s.) ve Cami Kitabeleri (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Malatya kitaplığında DARENDE (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Gönüllerin bayramı (06 Ağustos 2013 - Salı)
Evrensel görüşleriyle bir lider Hulusi Efendi (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Herkesin sevdiği ve saydığı gönül sultanı (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Kalkınmanın umudu Hulusi Efendi (k.s.) (07 Aralık 2012 - Cuma)
Hulusi Efendi (k.s) ve Hac hatıraları (09 Kasım 2012 - Cuma)
Aşık Mevlüt’ün ardından (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Eğitim hayırseveri Hulusi Efendi (k.s) (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Hulusi Efendi’nin sağlık hizmetleri (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Yirminci Asrın Filozofu (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
50 yıldır okunan bir eser (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Kırk yıl önceki bir gazete manşeti (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Darende Şairleri Antolojisi (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
50 yıllık proje (02 Mart 2012 - Cuma)
Yeşili getiren kişi (07 Şubat 2012 - Salı)
Darendeli Hasan Rıza Paşa (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Tevazulu Bir İnsan Uzun Hacı (02 Aralık 2011 - Cuma)
50 yıl önce Darende’deki Öğretmenler (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Zaferi müjdeleyen kahraman gazilerimiz (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Şerh Yarışması Hakkında ne dediler (02 Ağustos 2011 - Salı)
İlim ehlinin Darende izlenimleri (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin Onbir tavsiyesi (09 Haziran 2011 - Perşembe)
İrfani Abdullah Darendevi (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Halid-i Yekta Efendi (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Darendeli Hacı Mahmud Efendi (11 Ocak 2011 - Salı)
Bir Darende sevdalısı Hasan Ali Göksoy (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Devlet Arşivlerinden Belgelerle Darende (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Devlet Arşivlerinde Darende Halkevi (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Sağ elin sol elden gizlediği (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sempozyum Tebliğlerinden Özetler (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
İlim Adamları Hulusi Efendi’yi anlatıyor (07 Haziran 2010 - Pazartesi)
Devlet Arşivlerinde DARENDE (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Yakınlarının Diliyle: HACI VALİDE (04 Nisan 2010 - Pazar)
Memleket için büyük hizmetler yaptı (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Darendeli İki Alim (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
İhramcızade Sempozyumu (03 Kasım 2009 - Salı)
Çeşmeler ve Sulama Kanalları (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Cömertlikte yarış (04 Eylül 2009 - Cuma)
Hazeynce (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Kıbrıs barış harekatı... (21 Temmuz 2009 - Salı)
Mecruh`nin şiirlerinde Peygamber sevgisi (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Bolu Gerede’de Darendeli İbilli Ailesi / (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Somuncu Baba Dergisi’nin 100. sayısı (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Mektuplar ve Hatıralarla Bedrettin Ateş (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Define meraklılarına (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Hacı Ömer Aydoğan ile röportaj (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Helvacılık (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
19 Temmuz 2018 Perşembe
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Güzelliği sevdiği kadar, erdemi de seven bir insanı daha görmedim.

Konfüçyus