Özürlü özürler
Tarih: 5.2.2009 00:00:00 / 874okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Herkesin her şeye özür dilemesi ‘özür’ü de özürlü kılmıştır artık. Özür de ayağa düşmüştür. Önüne gelenden özür dilemek sıradanlaştı, anlamını da yitirdi. Özürler artık bir kıymet ifade etmez olmuştur. Bunu da başardık ya pes doğrusu.

Bir zamanlar “şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diyorduk, ya şimdi?

Şehitlerimizden kim özür dileyecek? Ne yani şimdi onlar size göre boşu boşuna mı gittiler? Onlar kendi kendilerini mi öldürdü yoksa? Onlarınki vatanseverlik değildi de fantezi miydi? Namus, din, vatan, millet hiç miydi? Öz vatanımızda özümüzün, milletimizin akan kanının hesabını kim verecek? Dileyen dilediğini yapıyor. Sahipsiz mi buldunuz vatanı?

Elbet bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini. Zannetmeyin böyle gider.

Çıkıyorlar biz şu kadarız, biz bu kadarız. Şu kadarı şu, bu kadarı bu. Sayın sayın, atın atın ses çıkaran yok nasıl olsa. Bir de çıkmazlar mı biz şu kadar milyonuz. Herkesin ortaya attığı sayıyı toplayınca Türkiye’nin nüfusu 70 değil 170 milyon zannedersiniz. Desteksiz, mesnetsiz atış. Nasılsa yutan birileri var. Bunlar tehlikeli kıyaslar, yanlış istatistikler. Bir de televizyona çıkan her adam demez mi bizi şu anda 70 milyon izliyor. Milletin işi gücü yok yediden yetmişe seni izliyor. Aman Allah’ım bu kadar da olmaz diyorsunuz. Nasıl bir önyargı, ön kabulse bu? O öyle bir sihirli kutu ki, televizyona çıkan herkes kendini kaybediyor, bütün Türkiye de kendisini izliyor zannediyor. Yahu ayaklarımız ne zaman yere basacak bizim?

“Hoca’nın canı bir gün etlice bir yahni ister...

 Kasaba gidip bir okka et alır, eve gönderir.

 Hoca’nın karısı yahniyi pişirirken komsuları çıkagelir. Kadın komsularına yahniyi bir güzel ikram eder. Komsular, yemeğin tamamını yiyip bitirir ve dönerler evlerine.

Bütün gün yahni özlemiyle aksamı zor eden Hoca evine döner. İştahla oturur sofraya. Biraz sonra karısı önüne bir tabak bulgur aşıyla bir kaşık koymaz mı? Hoca hiddetlenerek sorar ne olup bittiğini.

“Efendi,” der karısı, “Eti bizim Tekir yedi.”

Bu sözü duyan Hoca sinirlenerek eline bir sopa alır ve Tekir kediyi aramaya koyulur. Bir süre sonra Tekir görünür, bir deri bir kemik... Yürüyecek gücü yok, iskelet gibi...

Hoca şaşkın: “Hatun, yahnilik eti şu bizim Tekir mi yedi?” diye sorar. Karısı da “Evet Efendim, o hınzır yedi” diye cevap verir.

Bunun üzerine Hoca alır eline el terazisini ve tartar Tekir kediyi... Tam bir okka çeker Tekir. Bunun üzerine karısına söyle çıkışır

Hoca:

“Hatun! Su gördüğün bizim Tekir tam bir okka geldi. Öyleyse, yahnilik et nerede? Şayet et bu ise bizim Tekir nerede?”   

Bir terazi kurulur. Hesaplar görülür. Şimdi bu milletin hakkı yenmektedir, yenilmiştir. Nerede bu ülkenin evlatları, milletin gerçek mümessilleri? Siz kimin hakkını kime veriyorsunuz? Herkes içindekini kusuyor, millet de susuyor. Nereye kadar? Ne zamana kadar? “Yok mudur kurtaracak baht-ı kara maderini?”

Kime kime ona buna…

Sonra ödül. İşte yıllardan beri ulu orta verilen ödüller özürden çok daha önce ayağa düşen bir kutsalımızdı. Artık değil!...  Hele vara yoğa, olur olmaz her fırsatta dağıtılan o plaketler yok mu? Artık kimileri vitrinlere bile koymaz oldu. Gelişinin anısına, ziyaretinizin anısına, töreninin anısına, katılışınızın anısına ve gidişinizin anısına. “An” da bitmez, anı da…

Türkiye’de ödül hem artık iyice içe kapanık bir hal almıştır. Her grup, her camia, her cemaat, her dernek, her yayın kuruluşu kendi içinden birine verir olmuştur. Ya da sen bana ver, ben sana. Karşılıklı, danışıklı tarz bir şey. Vere vere bitiremedik ödülleri. Şöhret böyle bir şey işte. Balonlar böyle şişiyor ve de öyle patlıyor. Ben de isterim diye ağlayan herkese alın sizin olsun. 

Verilen ödüller verilen ödündür üstelik. Kaz gelecek yere tavuk göndermektir. Tayinler, terfiler, yükselmeler… gider gelir. Bu döngü böyle sürer.

Liyakat mı? O ne ki?

Öteki beriki derken

Siz hiç zengin bir kimsenin aşıklık yaptığını duydunuz mu? Hali vakti yerinde ozan gördünüz mü? İnsanı dert söyletir dert. Yoksulluk çaresizlik dertleri depreştirir, kalpleri inceltir, kalemleri sivriltir. Anlaşılan kimi dertten kendi kendini yer. Kimi de zevkten.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
3.7531
EURO
4.6593
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Şubat 2018 Salı
Bugün
Sağanak
11 °C
4 °C
Çarşamba
Bulutlu
12 °C
5 °C
Perşembe
Parçalı bulutlu
12 °C
2 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Hamı pişiremezsen bari, pişmişi ham etme…

Hacı Bektaşı Veli