Hangi Mahalle
Tarih: 17.1.2009 00:00:00 / 922okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Ta ötelerden bir tutturdular Türkiye’de mahalle baskısı var diye. İnsaf mahalle mi bıraktınız? Tanzimattan bu yana bitirilmek istenen hep bu “mahalle” değil mi? Mahallemizde oturmayanlar mahalleyi birbirine kattılar.

Katıp karıştırılan kavramlardan biri de mahalli olmakla mahalleli olmak. Bir diğer misal köyden şehre gelip yerleşenler şehirlileşti mi sanki? Şehirde oturmak başka, şehri yaşamak daha başka.

Bazı tanıdıklarınız vardır sezgileri güçlü ve de kurnaz. Sizin paraya sıkışıklığınız belli. O malum kişi hemen senden önce hem de senden borç para ister. Bunu yaparken senin durumundan habersizmişçesine davranır. İhtiyacından değil. Senin önünü kesmek dahası suyu ta baştan kesmek içindir. Söyleyecek bir söz kalmaz size. Basit ama geçerli cinlik.

Asıl mahalle baskısına maruz kalan, mahalle baskısı yapmakla suçlanan kesimdir oysa. Baskın basanındır dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Asıl siz sözde aydınlar bu millete siz özür borçlusunuz.. Ama biz sizi iyi biliriz. Siz bir tek bu milletten özür dilemezsiniz. Dileseniz zaten bu milletten olurdunuz.

Lambadan cin çıkmıştır bir kere. Önüne gelen: “Benden özür dile” demez mi? İşgalcilerle bir olan yerli azınlıkların ihanetleri ne çabuk unutuldu? Karşılıklı oturun yüzleşin. Tarihçiler, bir masaya gelin konuşun. Aziz milletimizi emellerinize alet etmeyin. Düşünüyorum da yoksa masal mıydı onca süngülenen kadınlar, bebekler, kirletilen ismetler, çiğnenen haremler, yağmalanan haneler, yakılan camiler? Bunlar geri gelir mi özür dileme özürlü beyinler? Unutun, unutun. Hep affedin, hep çizgi çekin. Bizi hep böyle doldurdular. Demek ki Zerdüşt böyle istemiş. Onlar masal falan değil bizim geçmişimizde yaşanmış tarihin acı sayfaları. Öz yurdumuzda yedi düvele karşı vatanı savunmak hata mıydı?

Ben de ÖZÜR DİLİYORUM ecdadımızdan, şehitlerimizden. Kemiklerinizi sızlattık, hatıranıza sahip olamadık diye. Affedin bizi. Elin oğlu bile ayakkabı fırlatırken, biz cümle âleme ayak uydurmaya uğraşıyoruz. Birliğimize, dirliğimize ayak koyanlara tavır şurada dursun alttan alan biz, yana yatan biz, çamura batan biz oluyoruz. Değerleri ayakaltı etmek hiç hayra alamet değil, unutulmaya.

Balaban’dan  “Özür”lü Anılar

Hazır özür dileme modası başlamışken fırsattan istifade ben de köyümden özür dilemek istiyorum. Gitmesek de, gelmesek de o bizim beldemiz, bizim Balabanımız.

Çocuktuk ufacıktık işte. En özgür, en temiz, en verimli tatillerimizi Balaban’da geçirmişiz meğer. Durmak yok. Hep iş, hep hareket, hep üretim. Ne güzeldi ama. Uykunun tadını alırdık çalışmaktan. Uyanmanın hazzını duyardık işe yaramaktan. Doymanın farkına varırdık acıkmaktan. Dinlenmenin dinçliğini hissederdik yorulmaktan. Hiçbir çay, kayısı ağacı altındaki kadar istenmemiştir herhalde. Keseklerin üstünde içtiğimiz boranı güzeldi, akşam olunca eve dönüşü güzeldi. Köye giriş, odaya oturuş güzeldi. O zamanki şükür daha bir güzeldi canım.

“Özür”lük işlerimiz de olmadı değil hani… Yakup Hoca’nın  Karaçağıl’daki küçük sulu şeftalilerinden yemişimdir. Martinlerin bostanına dadananlar sağ mı?... Kim, kimden özür dileyecek? Terzi Hasan Ağa’nın “Makıf”daki karadutunu dalıyla, yaprağıyla hış edenleri kim affedecek? Abdurrahman Hoca’nın horozunu gece çalıp kesenler üstelik bir de kendisine bile yedirenler kimle helalleşecekler? Hatırası, gülüşmesi, yarenliği bile bir başka benim köyüm Balaban’ımın. Hemen hepsi de rahmetli oldular. Allah mekânlarını cennet eyleye. Biz ya da akranlarımızın başından geçen bildiğimiz anılar bunlar. Ha unutmayalım Terzi Battal Amcamızın Bayırdibi’ndeki elmaların çekiciliğine hangi çocuk dayanabilirdi ki? Sahibinin sesiyle şaşıran, korkudan ağaçtan nasıl atlayıp da siyeç, seki sekmen demeden yüksek atlama Balaban rekorlarını kıranlar ve o esnada pantol, gömlek yırtanlar kimden özürlerini dileyecekler. Hadi benim büyük amcam ya ötekiler?...

Şimdi bu çocuklar adam oldular da köylerini beğenmezler. Bir de “Ben nüfusumu aldırdım. Ne gereği var?” diyerek havalarını bile atarlar. Bunların kimi zenginlikten, kimi de gururdan efendim. Balaban eline geçmiyor da ondan. Balaban’lının yerinde olsam ben de şöyle seslenirdim: “Arkanı dön ve çık./ İstenmiyorsun artık.”  Yoksa şöyle mi seslenselerdi?

“Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun? / Gördün güzelleri beni unuttun.”

Unutulmasa iyi olur; İnsanın yaşadığı-oturduğu- mahalle değişir de köyü (yani memleketi) değişmez.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
3.7531
EURO
4.6593
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Şubat 2018 Salı
Bugün
Sağanak
11 °C
4 °C
Çarşamba
Bulutlu
12 °C
5 °C
Perşembe
Parçalı bulutlu
12 °C
2 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Cennet için ibadet geçersizdir…

Hacı Bektaşı Veli