Bağlanmak mı Bağımlılık mı?
Tarih: 9.8.2014 00:00:00 / 1216okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

?Hayata tutunmak? başka şeydir ?Hayata sıkı sıkıya bağlı.? olmak başka. Doğmakla bağlanıyoruz dünyaya. Aslında göbek bağından kurtulmakla başlar dünya bağımız. Ondan sonra yaşa başa göre hep değişir bağımlılıklarımız. En önce annedir en büyük bağımız. Sonra sütüdür. O yetmezse diğer sütler. Oyalansın diye yalancı memeye bağlamıyorlar mı? Kandırmaca da böyle başlar. Başlangıçta oyalansın derler. Niyet iyidir. Ama yalancı işte. Çocuk büyür. Genç olur. Eve bağlı olsun deriz. Okula, derslerine bağlansın isteriz. Mezun olur. İşe başlar. İşine bağlı biri olsun istenir. Ve nihayet sezon finali gelir çatar. Bu kez başı bağlansın deriz. Evine, eşine bağlı olmak aman ne büyük bir meziyettir bilirsiniz. Sanki mutlulukla eş değerdir. Neçe sonra öğrenir evlenene kadar gözünü dört açması gerektiğini; evlilikten sonra da bir gözünü kapatması gerektiğini. Her şeyi görmemelidir. Her şeyi duymamalıdır. Hele hele her şeye hiç karışmamalıdır. O zaman mutluluk bağı ile bağlandığını anlar. Duruma göre dilini de bağlasa yeğdir. Biz buna evlilik bağı diyoruz işte.

Sözün kısası da desem uzunu da desem ne değişir ki sanki? Tepeden tırnağa bağımlıyız. İçimiz dışımız; yanımız yönümüz hep alışkanlıklarımızla dopdolu. İster siz alışın, ister sizi alıştırsınlar ne fark eder ki? Her alışkanlık başlı başına bir zincir değil mi? Güneşe bağımlıyız, havaya, suya bağımlıyız demeyeceğim, mecburuz. Bağımlılığın bir adım ötesidir mecburiyet. Yani zorunda olmak, onsuz olamamak. Toprağa bağlıyız. Olmasın mı? Topraktan toprağa bir yolculuk bizimkisi zaten.

Bazen sevdik, bazen hoşlandık ama bağlandık işte. Türküler yaktık, yakılan türküleri kendi duygularımızla örtüştürüp yanık yanık söyledik, dinledik. Onlarla sevdalanmadık mı? Şarkılar söylemedik mi? Saçının teline, yüzünün benine, kaşına, gözüne, gözünün alasına, kaşının hilaline gönlünü kaptırdın mı bağlandın işte. Şairin dediği aşk bu olsa gerek: Zülfünün teli ile seni kendine mecbur etti. Neymiş; aşk en büyük bağ imiş, bağımlık imiş. Bu bağ bir yerde incelip de kopmaya görsün. Olursun bağrı yanık bir âşık. Zannedersin ki bağımsız oldun. Ne mümkün? Dizinin bağı bile çözülür, görür gözün görmez, tutan elin tutmaz olur. Sevda bağı ne bahçedir ne bostan; mahkûmun zinciridir. Şiirlerde kalan, romanlarda okunan, filmlerde izlenen bu aşklar artık yok üzülmeyin.

Şimdi daha somut bağlar bizi meşgul eder oldu. Mesela futbol topu. Bir top milyonları bir araya toplamıyor mu? Yeni bağımlılıklar böyle bir şey. Bireysel aşkların yerini kitlesel, ?top?lumsal objeler aldı. Bir dizi milyonları ekran başına toplamıyor mu? Dizi dediğin bağımlılığın bir diğer adı olmadı mı? Ben de ne çok soru sordum değil mi? Gördünüz ben de bu soruların bağımlısı oldum. Niye, niçin, neden bütün bunlar demeden geçemiyorum. Gördüğüm çok yeni. Aktarayım. Ramazan?da Cuma namazı? Hutbe okunuyor. Bizim insanımız (elbette gençlerden biri) elinde kendinden akıllı telefonunu bir sağa, bir sola, ekranı kaydıra kaydıra fotoğraflarını izlemekle meşgul. Hutbe bitene kadar telefondaki gezinti devam etti. Ta namaza ayağa kalkana kadar. Allah?ım bu nasıl bir bağımlılıktır demeden kendimi alamadım. Ben şimdi o genci kınamış sayılır mıyım hocam? Ben hemen yanı başımdaki genci görmemek için gözümü kapatmalı mıydım hocam? Bu bağımlık mıdır, sorumsuzluk mu? İnançsızlık değil bir kere. İnanmış gelmiş, camiye ve cumaya. Gerisi büyüklere kalıyor? Genelde de bağımlılık denilince neden hep gençler akla gelir? Samimi olarak sorgularım bunu. İnternet bağımlılığı onlarda, telefon hakeza onlarda. Teknolojinin tüm nimetlerini biliyorlar ve sonuna kadar da uyguluyorlar. Derste, okulda, camide, sınıfta neredeyse sınavlarda bile. Yolda, yolakta, durakta, karada, denizde, havada onsuz hayat düşünülemez oldu. Vay anasını be... Evvelden insanlar nasıl yaşarlarmış dimi? Yaşamışlar mı ki acaba (!)? ?

Tehlikesi apaçık meydanda olup da yine de çok çok büyük sorunlar yok değil. Kamuoyunda asıl bağımlılık denilince akla gelen de bu tehlikeli deneyimler maalesef. Ve yine maalesef hedefte gençler, heder olan gençler, biten, yiten gençler. Uyuşturucuya uyan bu gençlerimiz üçer beşer hayatlarını kaybetmektedir. Alışanlar, bağlananlar ise öyle üçer beşer değil. Ne büyük tehlikeler bekliyor gençliği. Zaman kaybetmeden geçici demeçlerle oyalanmadan ciddi önlemler almak zamanıdır. Hem de acilen. Aileler, okullar ve bağlı kurum ve kuruluşlar ele ele verip, gönül bağıyla meseleye yaklaşırlarsa ?gelecek gençlerin? ifadesine de gönül rahatlığıyla inanabiliriz.

Bu halk cumhurbaşkanını seçer. Bu millet kendine yaraşanı bulur. Bundan eminiz. Şundan da emin olmak istiyoruz: Gençlerin içine düştüğü bu kirli bağımlıklar konusu yeni cumhurbaşkanımızın da öncelikli meselelerinden biri olsun isteriz. Çünkü gelecekte seçen de onlar olacak; seçilen de.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
19 Temmuz 2018 Perşembe
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
İnsanların en hayırlıları, ahmak, aptal diye adlandırılmadıkça kıyamet kopmaz

Hz. Muhammed