Tükenmişlik mi, doymazlık mı?...
Tarih: 3.10.2013 00:00:00 / 1078okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Herkes yaşadığını keşke mutluluk kabul etse. Nerde?... Keşke her ilgiyi, her yakınlaşmayı sevgi saysa. Oysa kimininki heves, kimininki istek, kimininki de umut. Aman bitmesin. Beklemek, ummak bizi hayata bağlar. Ne hevesiniz bitsin; ne umudunuz azalsın. Ne sevginiz tükensin; ne saygınız azalsın. Bunlar tükenmeye görsün. Sonuç senin tükenmişliğindir aslında. Ne mal, ne mülk; ne para ne de ün fayda getirmez. Doymuşluk değildir bu doymazlıktır. Yetmezliktir aslında. İster dile getirin dillendirin, ister yüreğinizde olsun. Sende olsun da. İsterse yalnızca beyninizde olsun. Aklınızdan çıkmasın. Ele gelirse şefkat, göze gelirse rikkat, kulağa gelirse dikkat olur. Hepsi sende, hepsi senin ya.

Birine kızabiliyor musun? Hâlâ seviyorsun demek ki. Birine kırılabiliyor musun? Hâlâ umudun var o halde. İster küsün, ister alının. O sizin bağlarınızın kuvvetine işarettir. Hayra alamettir. Birini özlediniz mi? Ne duruyorsun? Ona ulaşmayı denesene. “Seni çok özledim.” demek bize zor gelir nedense. Hep karşımızdaki mi arayacak. Bekleme. Sen de ara.

Yaşanmış Konuşmalar

Hastanede öğlen yemeği dağıtan görevli hasta ve yakınlarına seslenir: “Gelin yemeğinizi alın.” İçeridekiler oralı olmaz. Yemekçi yine seslenir: “Yemeğinizi gelin alın.” İçeriden bir ses: “İşimiz var.” Kapıda bekleyen yemek dağıtıcısı o bildik sokak jargonuyla öyle bir cevap verir ki, kimseden ses çıkmaz. “İşi olmayan şehir mezarlığında.”

Herkesin hayatta olduğu sürece işi vardır. Onun adı meşgaledir. Boş adam olur mu? Kimisi hasta bakar, kimisi hasta olur; kimisi yemek yapar, kimisi yemek dağıtır, kimisi de yemek yedirir. Yemek yemek de bir iştir, yemeği kazanmak da. İş mi? İş işte. Bazı bencil insanlar vardır; gelmez, gitmez; aramaz, sormaz. “Hayrola! Görüşemiyoruz.” Dediğinizde; iş, güç, dünya telaşı, mücadele…” der. Soran sanki boşta gezer, işsiz, güçsüz takımından. Kendisi mi? Dünyanın tüm yükünü o sırtlamış sanırsın. Yığdıkların göğe değse ne olur? Kül tepecik olmaz ki. Yemekçinin sözü ne kadar gerçekçi oysa. İşi olmayan mezarlıkta gerek. Derler ya, ağrısız baş arayan kabristana gitsin. İş biter mi? Biter. Vade yetince. Birbirimizi ihmale varan, umursamazlığımız olsa olsa bencilliğimizdendir. Hep geçim, hep ekmek parası da değil kavga. Daha fazlası için. Doymazlıktır bu.

Bir gün emekli olan dayı beye bacanağı akıl verir; “Emekli ikramiyeni şu işe yatır ikiye katlarsın.” Öneriler, öneriler… Dayı bey sakin sakin dinler, cevap verir: “Peki ikiye katladım. Sonra?...” Bu kez yine yatır, yine yatırım… Dörde katlarsın.” “Sonra…” Onlar sekize çıkarır. “Sonra sonra, hep para, hep para, ne olacak bu işin sonu? Ben bu dünyaya habire para kazanmaya mı geldim? Hiç mi dinlenmeyeceğim, hiç mi ibadet etmeyeyim, hiç mi Kur’an okumayayım, hiç mi eş dost ziyaretine gitmeyeyim? Eşe dosta, hal hatır sormaya zaman ayırmayayım mı?” Bu dayı beyin kendine has bir çizgisi var, bir tarzı var. Sağlığı elverdiği ölçüde buna uygun yaşamayı sürdürüyor. (Allah hayırlı, sağlıklı ömür versin.) Günlük hayatında okuma saati, kahve saati, meyve saati, ibadet saati, haber dinleme vakti belirlidir. Muntazam yemek saatine misafiri bile uymak zorundadır. Hangi gün enginar, hangi gün kereviz ya da balık yenecek bellidir. Misafir gitseniz sırada ne varsa şansınıza. Yıllık gezileri, ziyaretleri planlıdır. Kimilerine göre sıkıcı, kimilerine göre de imrenilecek bir hayat. Bu da bizim kuşak çatışmamızın gerçeği ve gereğidir.

Gelelim her daim koşuşturan, para kazanmayı birinci sıraya koyan, işini tüketmeden kendini tüketenlere. O denli yoğundurlar ki ne ölüsüne ağlar, ne dirisine sevinir ne de düğününde oynar. Ağız tadıyla bayram bile yapmazlar. Herkesin, her kesimin her vesileyle eleştirdiği büyükşehirlerdeki konu komşu, eş dost aldırışsızlığı gibi giderek de yaygınlaşıyor. Robot hayatlar yaşamaya başladık. Robotlar gibi davranmaya. Duyarsız, duygusuz, sevgisiz. Sadece programlanmış hayatlar. Kazanın, daha çok kazanın. Hep kazanın. Sonra mı? Tükenmişlik her tarafınızı sarmıştır. Tutunacak bir el, yapışacak bir dal bulamazsın artık.

Hikâyenin sonu mu? Dayı beye akıl veren bacanak ölmüştür. Aynı şehirde oturup da cenaze törenine bile gidemeyen yakınları biliyorum desem kınamış olmam değil mi? Vallahi billahi kınamak için dile getirmiyorum. Durum gerçekten vahim. O kadar iş güç içindeyiz ki. Bunun sonu nereye varacak düşünmek bile istemiyorum. Yakında ne mi olur? İnternetten cenaze işleri aranır. Gelirler sizin adınıza cenazenizi kaldırırlar. Siz işinizi, gücünüzü bırakmamış olursunuz.

Yazının sonunu beğenmediniz değil mi? Ben de beğenmedim. Böyle bitmemeli.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
6.2671
EURO
7.3794
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
23 Eylül 2018 Pazar
Bugün
Güneşli
31 °C
14 °C
Pazartesi
Güneşli
30 °C
13 °C
Salı
Güneşli
32 °C
13 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Bize karşı silah taşıyan, bizden değildir

Hz. Muhammed