Karman çorman
Tarih: 6.8.2013 00:00:00 / 1016okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Herkes her şeyi biliyor mu? Hayır, bilmiyorlar. Herkes bilmek istediğini biliyor. Duymak istediğini duyuyor. Fazlasına tahammülümüz yok. Fransızların sözüdür: “Öküzün dünyası, gözlerinin gördüğü kadardır.” En yakın misal Mısır katliamı ve sessiz kalan dünya. Türkiye hariç. Ne Batı’sı ne Doğu’su ne Arap âlemi... Herkes Fransız…

Siyasi ve sosyal olaylar yine siyasi ve sosyal değişimlerin neticesidir. Önce düşüncesi gelişir sonra olaylar vuku bulur. Bu esnada kimi kelimelerimizin de anlam değişikliğine uğraması kaçınılmaz olur. Yeni kavramlar, yeni anlamlar dilimize yerleşir. Artık ‘Gezi’ bir kavram olmuştur. Çapulcu’nun başına geleni hiç sormayın. Ötekileşmeyen çok az ortak değerlerimiz var zaten. Ne olur polemiğe sözlüğümüzü katmasak. Günübirlik olaylar sözlüğü değiştirir mi hiç? Kısır döngülere alet olmayacak, ayrılaştırılamayacak kamusumuz (Lügat) Cemil Meriç’in ifadesiyle “bizim namusumuzdur.” Koşan adam, yürüyen insanlar, duran adam… Değişim durmaz. Yeni kavramlara, yeni söylemlere alışık olmak gerek. Ancak ‘Koşan Türkiye’ dedirtmeyecekler. Türkiye pek çekilmiyor. Tartışan Türkiye’yi kimse benimsemedi. Karışan Türkiye dışarıda daha çok isteniyor. Dahası bekledikleri o. Darbelenen Türkiye olsun daha da iyi olacak. Yorulan, Türkiye olsun. İstenen bu. Kim istiyor? Dış güçler. Kim bunlar? İçi bir türlü doldurulmayan dış güçler ifadesi 200 yıldır da söylenir. 200 yıldır mesailerine ara vermemişlerdir, vermeyecekler de. Kananlar, aldananlar, kandıranlar, yanıltanlar hep olmuştur, olacaktır. Bu düşman güçler hep tetiktedir özellikle de barış zamanlarında. Savaşı başlattıkları zaman mutlu mesut kenara çekilip leş yiyicileri gibi beklerler. Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta hasılı tüm Ortadoğu’da olan bu. Türkiye’de olmasını bekledikleri de o. Müslümanlar hep uyur, onlar hep uyanıktır. Onlar ne Arap’ı sever, ne Türk’ü ne de Kürt’ü. Onların derdi bunların birbirine girmesidir.

Onlar Batı’yı karıştırır, ayağa kaldırır; Doğu’yu organize eder, Güneydoğu’yu kalkışıma zorlar; Karadeniz’e fitne sokar, Ege’yi dürter. Arka planda tencere tava çaladursunlar, gezi diye yatıp kalkalım senin ülken çok daha ciddi sorunlarla yüz yüze. Biz ıvır zıvır konularla rehavetteyken, biz tencere tava ile oynaştayken büyük fotoğrafın görünmesi perdeleniyor. Gazlı, biberli çelik çomak oyunu herkesin gerçekleri görmesine mani oluyor. Misak-ı Milli tehlike içinde ey millet. Neyi kimden saklıyorsunuz? Evet, Batı oyalanıyor, Güneydoğu’da bildiklerimiz ise bize bildirdikleri kadar. Ötesi mi? Oldubittiden sonra ne denirse onu diyorum. Her gazete, her kanal işine geldiği gibi yönlendiriyor. Herkes en doğruyu, en gerçeği kendisinin söylediğini zanneder. Özellikle televizyonun büyüsünden olsa gerek ekrana çıkan ya da çıkartılan bir anda allâme-i cihan sanıyor kendini. Bilmediğini bilmeyenler de bildiklerini sandıkları için âlime muallim kesiliyorlar. Bu insanlar var ya Fatih’e siyasi dehayı, Atatürk’e komutanlığı, Sinan’a mimarlığı, Akif’e şiiri, Mevlana’ya hikmeti, Yunus’a doğruluğu, Mecnun’a aşkı öğretmeye kalkarlar. Bunlar Fuzuli’ye de çatarlar, Yunus’a da değnek ararlar, Mevlana’ya da sataşırlar. Bu televizyon yüzlerine yüz veren de sorumlu değil mi? Sorun tek otorite kendileri olduklarını sanmak. Tek cevher kendileridir. Sansınlar. Ukalalık diz boyu. Ne halden anlarlar, ne sohbetten. Ne candan konuşurlar, ne canandan. Sohbet-i cananın kıymetini ise hiç bilmezler. Onlar kendilerinden akıllıya da tahammül edemezler, bilgiliye de. Meydan yalnız onun olsun ister. Uysa da uymasa da dışarıdan bir hikâye ile bu noktada akıl taslamakla sonuca gidilemediğinin resmini görmenizi istedim: Adamcağız kan çanağına dönmüş gözlerle psikoloğun odasına girer. Uyuyamıyorum doktor bey, der. “Bir haftadır uyuyamıyorum. Yatağa uzanıyorum, tam uykuya dalacakken birden karyolanın altında birisi var gibi geliyor.” Doktor Bey: “Şu ilaçları kullan ve bir hafta sonra kontrole gel.” Adam gider ve geldiğinde gözler öncekine nazaran daha fazla şiştir. Doktor: “Ne oldu?...” Adam: “Sorma doktorum… İlaçları aldım almasına ama karyolanın altında hâlâ birileri saklanıyor olsa gerek. Tam ben kontrol etmek için karyolanın altına baktığımda aniden oradan yok olduklarını fark ediyorum.” Doktor: “Bu hafta değişik bir usûl uygulayalım. Yatağın altında birilerinin olduğunu anladığın anda yatağın altına gir ve orada uyu.” Adam bir hafta sonra yine kan çanağı gözlerle gelir. “Doktor bey, karyolanın üstünde yatarken, karyolanın altında birileri var zannettiğimde, söylediğiniz gibi karyolanın altına yatıyorum. Bir müddet sonra da bu sefer karyolanın üstünde birileri var gibi geliyor. Bir alta bir üste taşınmaktan gözüme uyku girmiyor.” Doktor: “Sana Hint tarzı bir terapi uygulayacağım ve bunun ücreti de 500 dolar.” der. Adam: “Kusura bakmayın, o kadar param yok.” der ve muayenehaneden çıkar gider. Ertesi hafta doktor hastasıyla yolda karşılaşır. Hastanın kan çanağı gözleri düzelmiştir. “N’oldu?” der doktor hayretle. “Hiiç…” der adam, umursamaz bir tavırla.. “Sorunu marangozumla 10 dolara hallettik.” “Nasıl yani?” der doktor. Adam: “Marangozum geldi ve karyolanın ayaklarını kesti. Sorun da bitti. Şimdi yatağın üstü de altı da bir artık. Çözümü hiç de öyle karman çorman değilmiş.”

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
19 Temmuz 2018 Perşembe
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki !

Mevlana