Sini Daşlı
Tarih: 1.1.2013 00:00:00 / 1604okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Taş Kalpli

Sevemediğimiz için mi biz kötüyüz, yoksa kötü oldukları için mi sevemiyoruz? Sözün başındayız ama yazıyı uzatmaya gerek yok. Kendimizi sevemediğimiz için bir başkasını da hiç sevemiyoruz. İnsanın kendisi ile barışık olması da bu olsa gerek. Sahip olamadıklarımızı bir başkası elde edince onu takdir etmek yerine içten içe tökezlemesini istiyor muyuz? Kimse cevap vermesin. Doğru yanıtı Allah bilir ancak. Gerçeği yansıtan az, söyleyen yok, hissettiğini açığa koyan mı?... Nerede?... Ya korkudan konuşmuyoruz ya hasetten… Maskelerle cemiyet içinde dolaşıyoruz ya yetmez mi? Kendin olmayı isteyen de yok bekleyen de. Merak buyurulmasın aslında çoğu insan maskeyle dolaşıyor. Tam bir maskeli balo. Kıyametten kaçtığını sananlar gibi biz de gerçeklerden hep kaçıp duruyoruz. Bakalım nereye kadar? Sahte öpücükler, hissiz gülüşler, yapmacık iltifatlar, abartılı ve yalancı yüzler tıpkı yalancı kıyametler gibi fos çıkacaklar neden sonra.

Yeni yıllar, yeni aylar, yeni haftalar ve derken günler, saatler hep yettiğin yere kadar hep şanslısın, mutlusun, başarılısın. Kendine yeni bir şans vermeyeceksen, verilenleri değerlendirmeyecek kadar akıllı değilsen; yeni ümitlerin de yeni yüzlerin de sana ne gereği var ki?...

Gelelim Sini Daşlı’ya;

Çocukluğumdan hatırlarım; halamız sevdiklerine takılırken latife olsun diye “Sini daşlı nerede kaldın?” ‘Hiç görünmüyorsun, arayıp sormuyorsun.’ niyetine serzenişlere bulunurdu. O zaman bile anlamını bilmeden onun hissiyatını anlar, demek istediğini hissederdik. Hâlâ o sini daşlı ifadesindeki sini’nin üzerine tas, tabak, çatal, kaşık konulan sofra sinisi (Çinko ya da alüminyumdan yapılmış sac metal) olduğunu sananlar var. Buradaki sin: Mezar, ölü gömülen yer, türbe anlamındadır. Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi dönemlerinde kullanılmıştır. Divanü Lügat-it Türk’te sın=mezar, sınlağ=mezarlık olarak geçer. Şimdi kullanan var mı? Sanmam. Bilen vardır. Şairlerimizin dizelerinde nasıl geçer bir göz atalım isterseniz: Yunus Emre’nin Divan`ında geçtiği hali ve anlamı herkes anlayacaktır: Sana ibret gerek ise gel göresin bu sinleri.

Sünbül Sinan’da şöyle geçer: “Anmaz mısın öleceğin / Kara sine gireceğin / Başına ne geleceğin / Bil hey gönül şimden gerü.”

O coşkulu Karacaoğlan da demiş: “İletip kodular beni sinime / Gökteki melekler gelmez oldu yanıma.” Sevgide de, sövgüde de ilenmede de hasılı halk kültürümüzde hala vardır.… "Bu tarlalarını verem sana, tapusunu senin ismine geçirem, sinime sövmeyen dedi.. Karaterzi Köyü-Doğanşehir" (Cemil Gülseren-Malatya İli Ağızları, TDK, Ank., 2000)

Halk arasında bir ilenme vardır. Argo gibi gözükse de değildir sadece fazla açıktır. Kızdıkları insanlara söylerler; "Sinine it sıça." İyi ki şimdi kullanan yok. Hoş anlayan da kalmadı ya. Günümüzde öylesine yanlışlıklar yapılıyor ki, söylemeden geçemeyeceğim. Son zamanlarda bir Müslümanın ölümünün ardından “Toprağı bol olsun.” diyen de bollaştı. Hem de ummadığınız seviyede insanlardan bile duyar olduk. İşte sini daşlı olasıcalardan biri, yakından tanıdığım, 55-60 yaşlarında –öyle yeni yetme falan değil- bir meslektaşım, hem de babası için diyor: “İhtiyarı kaybettik ha.. Ne yapalım toprağı bol olsun.” Müslüman olmasına müslümandı ama rahmet dilemesini de bilmiyordu; rahmetin kimden dileneceğini de. Biz taziyelerimizi sunduk. Şimdi kimin sini taşlıdır dersiniz? “Sin”iniz taşlı mı, taşsız mı onu kazan bilir de mezar taşını da yazan bilir. Kültürümüzde mezar taşını okumak unutkanlık yapar diye bir inanış vardır. O taşları okuyarak zihni meşgul etmenden dolayı bi unutkanlık olasıdır. Bense mezar taşını okumaktansa taşın altındakine okumayı tercih ederim. Taşlardaki etiketler, unvanlar altında yatanın hesabını değiştirmeye değiştirmez de geride kalanın vicdanını rahatlatır, bir parçada nefsini tatmine yarar. Yunus’un ibret diye sunduğu taş değil o sin`de yatandır. Bir Alman fabrikatörünün mezar taşında şöyle bir yazı okunmuş. Nakledeyim:

“Siz halen neyseniz ben de öyle idim. Ben şimdi neysem siz de öyle olacaksınız.”

Bir Azeri şairin mezar taşında da şöyle bir yazı okumuşlar:

“Yuhunuz şirin olsun diriler.”

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İnce İşler (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
5.3412
EURO
6.0565
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
17 Kasım 2018 Cumartesi
Bugün
Parçalı bulutlu
9 °C
-2 °C
Pazar
Bulutlu
10 °C
0 °C
Pazartesi
Bulutlu
12 °C
4 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Her evin kapısı vardır. Kabirin ki ayak tarafındandır.

Hz. Muhammed