Kitap kabı
Tarih: 6.10.2011 00:00:00 / 1002okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Şimdiki çeyizlerde var mıdır bilmem ancak yirmi yıl öncesine kadar bir de işlemeli satenden içerisine Kur’an-ı Kerim konulan duvara asılan bir el işi kitap kılıfımız vardı. Örtü desek daha iyi olacak. Evin en güzel bir köşesine çoğunlukla da yatak odasının baş tarafına asılırdı. Korunmasına özen yönünden güzeldi lakin süslü püslü, cicili bicili bir kılıf içinde hapsolmuş hissi vermesi bakımından beni üzerdi bu kılıflar. Kaç kez onu dışarı çıkartmışlardır diye kendimce iç geçirmişliğim olurdu. O bulundurmak içindi, asılır öyle kalırdı. Bir de dizi dizi raflar vardır aksi, asabi babaların, dedelerin kitapları. Çocukları bilir de torunları sıkı sıkıya tembihlerler; “Aman çocuklar onlar dedenizin kitapları dokunmayın.” Deyiş o deyiş. Çok güzel söz tutmuş evlatlar ki kimsecikler kitaba dokunmuyorlar. Kabre gitmiş sahipleri orada bunun da hesabını vereceksiniz. Hayırsız mirasçılar sizden sonra da dokunmadılar ama talan ettiler. Yazmalarınız varsa da sattılar heba ettiler. Siz de orada hesabı görün.

Gazali’nin ders notları

Meşhur Müslüman bilgin Gazali, zamanın ilim merkezi Nişabur’a gelir. Hocaların gözdesidir. İsteklidir. Bildiklerini, elde ettiklerini ve tecrübelerini kaybetmemek adına onları düzenli bir şekilde yazar ve defter haline getirir. Yılların emeğidir doğal olarak tatlı canı gibi korur onları. Nihayet vatanına dönme vaktidir. Bir kafileye katılır. Olacak ya hırsızlar kafilenin önünü keserler. Herkesi yoklarlar alacaklarını alırlar. Sıra Gazali’ye gelmiştir. Torbasına el atarlar. Bir sürü defter. Gazali yalvarıp yakarmaya başlamıştır: “Bundan başka ne varsa alınız bir tek bunu bırakınız bana” der. Eşkıya reisi iyice meraklanır. Açar bakarlar ki karalanmış kağıtlardan başka bir şey değil. Reis sorar: “Bunlar nedir, neye yarar?”

Gazali, “-Size yaramayan o şeyler bana yarar” der. “- Nasıl yani?” dediklerinde; “-Bunları benden alırsanız, bilgilerim boşunadır, yıllardır çektiğim zahmet de, tahsil de heba olup gider.” Eşkıya reisi söyler: “-Yeri bohça olan ve çalınması mümkün olan bilgi, ilim değildir. Şu eşeğin sırtındaki defterler olmasa sen bir hiç misin?” “Evet” der Gazali. Bunun üzerine eşkıya reisi; “-Git de haline bir çare düşün” der ve o an Gazali’nin ruhani durumu sarsılır. Eşkıyanın irşad ettiği alim diye değişik biçimlerde anlatılır bu kıssa. Papağan gibi kaydolunan bilgiler değil de beyne, zihne, gönle, ruha işlenen  bilgilere öncelik verir ondan sonra. Demiştir de, “-Öğütlerin en iyisini yol kesen bir hırsızın dilinden işittim” diye.

Bir çekişme mi yoksa yarış mı?

Şeriat-Tarikat-Marifet sırası hiç bozulmaz. Tartışılır hep. Marifete ulaşmak için âlimler ve âşıklar arasında uzayıp giden bir çekişme sürüp gider. Biri der; “Ben yazıyorum ya, aşkı anlatıyorum. Yetmez mi? Âşık ki bir başına işte. Bense binlerce âşıkın haline tercüman oluyorum. Binlerce aşık adayı da okuyor. Benim yolum daha hayırlıdır.” Bir diğeri de; “Ben dinimi, diyanetimi dört dörtlük yaşıyorum.-Kendince- Şeraiti harfiyen uyguluyorum. Kılı kırk yarıyorum. Suyu üfleyerek içiyorum. Daha ne olsun.” “Ben daha daha başka bir lezzetin peşindeyim.” diyene ne lazım gelir? Hal ehlinin gönlü dahasını istiyor. Vermek lazım, sunmak gerek. Vecd var, aşk var kabına sığmayan, satırlarla tanımlanamayan. Aşk üzerine yazmak hep para eder. Müşterisi boldur. Ben aşkı yaşamayı severim kimi yazmayı. Ben onu tatmayı isterim. Kitaplardan almasını bir türlü beceremem. Aşkı anlatıyorum diyenin kendisi âşık değil. Aşktan nasipsiz. Edebiyat öğretmenleri vardır şiiri anlatır ama şiir yazmamıştır belki de. Eskiden bir de aşk mektubu yazan taife vardı. Şimdi de hazır mesajlar yayınlıyorlar cep kitapçığı tarzında. Onun gibi işte. Heyecanı yoksa yazdıklarınız boşuna. Yanardağ misali durur durur patlar, ırmak gibi çağlar, bülbül gibi ağlar insanları nasıl dinginleştireceksiniz? Şu kitabımı alın, okuyun diye mi?... Kitabınız kalbe hitap etmiyorsa nafile senin çaban. Sen müşteri peşindesin, gönül değil. Dirilere gönderilen Yüce Kitabımızı da o yüksek çivilere asmaktan vazgeçip el sürelim, kulak tutalım, göz göze gelelim.

Kitabı gönülden okuyacaksın, gönülden yazılanı okuyacaksın. Dünyalık endişesiyle yazılanı değil. “Bana dünyalık olarak kitap sevdirilmişti. Hacdan sonra o da yok diyen Gönül Sultanlarından Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi acaba neyi işaret etmişti? Bütün kitaplar onu anlatmıyorsa, O’na dayanmıyorsa neyleyim ben onları? Habibullah’a uzanmayan aşk, aşk mıdır? Yazın, yazın, yazın ama bir kere o aşkı tatmadıysanız yazık, yazık, yazık.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
6.2671
EURO
7.3794
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
22 Eylül 2018 Cumartesi
Bugün
Güneşli
30 °C
13 °C
Pazar
Güneşli
31 °C
14 °C
Pazartesi
Güneşli
30 °C
13 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Öldükten sonra yaşamak isterseniz, kalıcı bir eser bırakınız.

HZ.ALİ (R.A)