Şimdi değil de ne zaman ?
Tarih: 9.6.2011 00:00:00 / 1013okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

“Geciken adalet, adalet değildir” sözünü çok duymuşsunuzdur. Hoş bizde adaletin gecikmesi de vaka-yi âdiyedendir. Hem de âdet olmuş neredeyse. Üstelik de pek yaygın bir ön yargı. Vaktinde olacak olursa her şey çok güzel. Vaktinde olan, hem tadında olur hem yerinde…

Geç gelen şöhretiyle ünlenmiş ancak çabuk unutulan bir usta sanatçımız vardı; Urfalı Halk Müziği Sanatçısı Kazancı Bedih. Üreten, icra eden ve yetiştiren bir üstaddı. Altmışından sonra meşhur olmuştu. İbrahim Tatlıses’e hocalık yaptığı da söylenir. Bir söyleşisinde Rahmetli; “-Ben altmışından sonra gelen şöhreti neyleyim?” tarzında bir sitayişte bulunmuştur. Zaten o şöhretin kazancını bile göremeden, sobalı evinde soba zehirlenmesinden dünyasını değişmiştir. Sıra gecelerinin, eyvan programlarının bu değerli sanatçısını kaloriferli bir eve koyacak kadar vefalı talebeleri olamamış demek ki (!). Demem o ki, şan, şöhret, mal, mülk, han, hamam bile vaktinde gerek.

Vaktinde kılınan namaz, vaktinde eda edilen hac ne ala. İyilik, ihsan hepsi vaktinde olmalı. Elin ayağın tutmazken, gözün görmezken yaptıkların çaresizliğin, son pişmanlığın neticesi sayılmaz mı? Heyhat ki ne heyhat. Eyvah ki ne eyvah. Namaz, hac sanki emekli olunca niyetlenilen ibadetlermiş gibi algılanırdı bir zamanlar. En azından bu anlayış kalktı şimdilerde. Bizim memleketimiz Darende’de bazı büyüklerimiz ölmeden önce ‘yemek dökerler.’ Hani şu ölenin ardından sonra verilen geniş katılımlı bir yemek var ya hatimli yahut mevlidli o işte. Kimisi de bunu kendisi sağken kendi eliyle verir. Biraz garip ya da tuhaf bulabilirsiniz ama sağlamcılık denir buna. Kayınpederim de böyle yapanlardandı. Yemeğe gelen birisi : “Soyadı Delibaş ama kendisi çok akıllı.” Demişti onun için.

Babaların en sinirli olduğu zamanlar genelde yemek saatleridir. Yemeğe vaktinde gelmeyen gençler, ne şimşekler çekerler üstlerine bir bilseler. Soğuyan yemeğin ne tadı kalır, ne tuzu. Ha bu arada tuz’un Türkçe’de ‘tad’ anlamında olduğunu da belirtelim. Böylece bir ikilem oluşturmuş oluyoruz “Hiç tadım tuzum yok.” Derken. Yemek, aile fertlerinin bir araya geldikleri, birbirinin yüzünü gördükleri vakittir. Hele de akşam yemekleri bulunmaz bir fırsattır. Niçin? Huzur için, istişare için. Ne soğumuş çorbanın lezzeti ne de soğuk çayın muhabbeti olur.

Savsakladığımız biraz da aldırmaz olduğumuz bir geciktirmeden de söz etmesek gençlerin gönlü kalır. Hoş asıl vurdumduymaz olan onlar. Geciktirenler onlar, ciddiye almayan onlar. Evlilikten söz ediyorum. Demir tavında dövülür de gençlere bir şey denmiyor. Anne babalar mürüvvetlerini görsek der yanarlar. Gençler bir başka sevdaya kanarlar. Bahanelerle oyalanırlar. İş, iş, iş diye dolanırlar. O da vaktinde bulunsa ah bir kere, eş de bulunacak, aş da pişecek. Nazlananlar için söylenir. Yeridir uyaralım: Otuzuna kadar istediğini alırsın, otuzundan sonra ise isteyen alır. Bir değişik biçimi de şöyle: Otuzuna kadar istediğine varırsın, otuzundan sonra mı?... Bekleyin.

Vaktinde olunca çok âlâ olan hayırlarımız, iyiliklerimiz, yardımlarımız nedense hep gecikir. İlla ki göze gelecek, gündeme gelecek. Atalar demiş zaten: “Elden gelen öğün olmaz olsa da vaktinde gelmez.”

Sözün özü: Vaktinde seveceksin seveceklerini, kaybedince değil. Vaktinde sayacaksın sayacaklarını, yitirince değil. Vaktinde bileceksin kıymetlerini onların. Değerlerini tartacaksın, yabana atmayacaksın. Sağlığını, gençliğin gücünü, vatanını, istiklâlini vaktinde koruyacaksın. Elden gidince değil sonra da dizini dövmeyeceksin, ağıtlar yakmayacaksın, ah edip yanmayacaksın. Vaktinde uyanacaksın. Vaktinde önlem almazsan, tedbirler kılmazsan nafile vakitlerde, nafile işlerle oyalanacaksın. Keşke şu iki beyit’i çok önceden duymuş olsak, okumuş olsak dememeniz için aktarıyorum:

 Bir gün gelir bu hayat-ı âlem hayâl olur

  Dehrin nesi varsa cümle pâ-mal olur

  Her demi zevk ile geçen eyyâmın

 Âkıbet encâmı firkat melâl olur.” (Osman Hulûsi ATEŞ)

Yani bu dünya hayatı bir gün gelir hayal olur. Dünyalık adına neyiniz varsa hepsi ayak altı olup, çiğnenir. Toprağa karılan varlığınızdır. Her anı zevk ile geçen ömrünüzün akıbeti-en sonu-ayrılıktır, hüzündür. Dünyayı hiç terk etmeyecekmiş sananlara, hem kurumlara hem de kurum kurum kurulanlara, gök gürleyince “Allah Allah” diyen bizlere, depremlerle yüreği birden korkuyla çarpan kullara kulluğun hatırlatmasıdır bu beyt.

Niyetim ilgi çekmek değildi. Yalnızca dikkat çekmek istedim. O da vaktinde olmuştur inşâallah. Kararlarınızın sonrası ‘eyvah’ olmasın tek.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
19 Temmuz 2018 Perşembe
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Resüller, Nebiler miras bırakmaz, onların bıraktıkları, sadakadır

Hz. Muhammed