Ömür dedikleri bir rüya
Tarih: 7.5.2011 00:00:00 / 1475okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Nasreddin Hoca, ben de çalarım diye sazı eline almış, başlamış sazın teline vurmaya. Görünürde ise parmakları perdede  dolaşmıyor, hep aynı yerde sabit duruyor.

“-Hocam bu ne biçim saz çalmak ?... Saz çalanların parmakları gider gelir. Seninki ise hiç oynamıyor” dediklerinde: “-Onlar benim bulduğumu arıyorlar. Ben de bulduğumu kaybetmemek için sıkı sıkı tutuyorum” demiş. Ben pek sevmiştim bu hazırcevabı. Paylaşmak istedim. Elde ettiklerini yitirmemek adına koltuklarına sıkı sıkı sarılanları görünce Hoca’yı da daha iyi anlıyoruz.

*   *   *

Umarız seçtiklerimiz, sevdiklerimiz olur. Ömrümüz hep seçtiklerimiz ve sevdiğimizle geçerse daha ne isteriz biz? Anne babamızı biz severiz ama seçemeyiz. Eşimizi seçeriz bir de severseniz… Seçim ve sevgiden söz ederken araya evi, evliliği katınca ortaya bu kez de ‘geçim’ girecektir. O vakit de geçim ile seçim arasında sıkışıp kalma demesek de gidip gelmeler başlayacaktır. Doğmamız elimizde değil lâkin ölmemiz de… Onları biz seçemiyoruz. Ölmeyi isteyen olmuyor mu? Ancak bu bir seçim de değil, seçenek de… O bir tükeniştir zaten. Sen o noktaya gelmişsen ha ölmüşsün, ha yaşamış. Ne fark eder? ‘ Sıradan biri olmaktan’ kurtulmak mı istediniz. Boş verin. Gördüklerinizin çoğu zaten sıradan. İmrenmeyin.

*   *   *

En sorunsuz ve en sorumsuz hayat bebeklik ile çocukluk yıllarımıza aittir. Büyütene değil büyüyene göre. İste ne istersen. Veren olur, vermeyen olur. Anneleri çileden çıkartan, babaları öfkeden çıldırtan istekler bu döneme özgüdür. Ondan sonrası mı? Mevlana demiş ki: “Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum, ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum… Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi… Ağladım. Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. (Demek ki çaldığımızı yaşıyormuşuz) Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim” Bu tad mı sadece göz açıp yumuncaya kadar. Ne olacaksa işte o kadar. Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Divanından aynen aktarıyorum:

 Bu bir yoldur köprü başı üstünden / Her demde bin yahşi kem gelir geçer

  Güvenme dünyanın varı yoğuna / Sabreyle mihnet ü gam gelir geçer

 Ömür dedikleri bir rüya gibi / Göz açıp yumunca dem gelir geçer.” (s.248)

(Her devirde bin iyi, bin güzel, bin de kötü, fena gelir geçer. Bu hayat, bu ömür işte böyle bir yoldur ve öyle bir köprüdür ki geçesin, görürsün. Üzüntü, sıkıntı hepsi de gelip geçer. Vara yoğa aldırma ve güvenme. Bu ömür göz açıp yumuncaya kadardır. Nefes biter, zaman dolar)

Güveneceğin, dayanacağın başka başka güzellikler olmalı. Rüya bu. Saniyeler kadar rüya görürmüşüz de saatlerce düşte kaldık sanırız. Uyanmak vaktidir diye öğüt verecek değilim. Kimse kendini kandırmasın. Seni uyutmak bazılarının görevi. Biz uyudukça kendileri yaşamaya devam edecekler. Rüyada değil dünyada olan bitenleri iyi süzelim: Kimi seçer yönetilir, kimi seçilir yönetir. Kimi de seçkinim diye geçinir. Onu bunu kandırdığını sananlar mı dersin, ilmiyle mağrur olanlar mı, yahut da  ilmiyle amel etmeyenler mi?... Etse zaten mağrur olmaz. Süzelim ve görelim bakalım: Amelsiz ilmiyle şöhretten başı dönenler yahut başını döndermeyenler, öte yanda ise gedalar, marabalar, ameleler, yığınlar beklerler ama neyi?... Bilmezler ki gelmeyecekler. Boşuna emekler. Atanmışlar, asiller, taşralılar, zekiler, uyanıklar, ötekiler, berikiler, bizimkiler, sizinkiler, kurnazlar, kerizler, elitler, çantada keklikler(!), Yemendekiler, yanımızdakiler, zikredenler, şükredenler, taklit edenler, meczuplar, dervişler, ermişler, inanmışlar, yanmışlar, kanmışlar… Sözün özü; cennet varsa cehennem de var. Melek de, şeytan da bizim için. “İnsanı öğrendim / Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu / Sonra da her insanın içinde / İyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim” demiş Mevlana. Tamam öğrendik sonra; Şu dörtlüğü anlayabilsem. Haydi anladım diyelim. O aşkı evet o aşkı nasıl yakalarım ben? Yoksa Nasreddin Hoca gerçekten buldu da bu yüzden mi parmaklarını hiç ileri geri oynatmıyordu? Biz oynatıyoruz da niye bulamıyoruz? Parmak başka, yürek başka; ağız başka, el başka da ondan mı? Ne dersiniz? İşte o dörtlük: -Divan-ı Hulûsiî Darendevî’den-

 “Sensiz dünyayı ukbayı / Gülüm nidem, nidem, nidem

  Hûri cennet’ül-âlâyı / Gülüm nidem, nidem, nidem.”

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İnce İşler (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
5.3272
EURO
6.0935
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Kasım 2018 Salı
Bugün
Bulutlu
13 °C
2 °C
Çarşamba
Fırtına
12 °C
6 °C
Perşembe
Fırtına
11 °C
6 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı…

Mevlana