Türklerde ordu-millet geleneği
Tarih: 2.9.2010 00:00:00 / 1565okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Türklerde vatanın savunulması bir askerlik hizmetinden çok severek, isteyerek yapılan ve gereklilikten doğan bir gelenektir. Üstelik en köklü ve kendimize özgü törenlerde gençlerimizi asker ocağına yollarız. Davullu zurnalı, halaylı şamatalı ve aynı zamanda dualı dilekli, şenlikli uğurlanırlar.

Bu borç adeta namus borcudur. Askerlik, kanunlardan önce adetlerimizde, törelerimizde yaşatılır. Hatıraları, bir ömür torunlara kadar anlatılır. Komutanlarımıza saygı, generallerimize-ki bizde paşa ifadesi daha tutulur ve sevilir- hürmet sınırsızdır. Onlara “paşa” diyerek geleneksel kıymetin en güzide yerine oturturuz.

Türk milleti ordu-millettir. Kışla kışın geçirildiği yer demektir. Hem halkın kışı geçirdiği yere verilen addır. Hem de ordunun daha sonra her mevsim kaldığı yerin adı olarak yaşamaktadır. Bu kelimenin paraleli olan yaylak ya da yayla hâlen halkın özellikle yazları çıktığı yüksek yerler olarak kabul görür.

Mete Han’ın ordusundan bugüne kadar 2500 yıldır ordu, milletin ordusudur, Çin kaynakları Göktürkler hakkında şunları kaydetmiştir; “ savaşta ölmeyi şeref sayarlar, hastalanarak ölmeyi istemezler, bu şekilde ölmekten utanırlar.” Macar Türkoğlu Rasony Türklerin çok mükemmel ordu teşkilatına sahip olduklarını söylerken özelliklerini vurgular; Dayanıklılığı kanaatkârlılığı, savaş araçlarını kullanmaktaki maharette ve üstün yetenekleri buluşları çok eski çağlardan itibaren batılı komşuları arasında ün salmıştır.

Hz. Adem’den beri bugüne kadar para ile satın alınan esirlerin sultan olduğu hiçbir yerde görülmemiştir. Türkler müstesna muharebe meydanında bu kadar çetin ceviz olan Türk askeri savaş bittikten sonra insaflı ve merhametlidir. Malazgirt, Fatih, Alparslan huzuruna getirilen Bizans imparatoru Romanos Diogenos’a son derece yumuşak davranmış yaptığı barış tekliflerinin kabul edilmemesinin bu akibeti hazırladığını mukadderata katlanmak gerektiğini söylemiş ve Bizans ordusunun düştüğü askeri hataları anlatmış ve sonunda ve ona nasıl bir muamele beklediğini sormuştur. Diyojen: “-Ya öldürüleceğim ya zincire vurulup İslam ülkelerinde teşhir edileceğim.” Son olarak da çok zayıf olan üçüncü ihtimalle affedileceğini söylemiştir. Sultan Alpaslan umulmayan üçüncü şıkkı uygulayarak onu affetmiştir. Bizans kaynaklarının bile itiraf ettiği üzere hür ve misafir bir imparator gibi ayrı bir çadırda ağırlanmış ve daha sonra maiyetindekilerle birlikte bir Türk müfrezesinin koruması altında memleketine iade edilmiştir bu bize hemen kurtuluş savaşını ve Mustafa Kemal Atatürk’ ü hatırlamamıza vesile oldu. Büyük devlet adamı Atatürk’te Yunan generali Trikopis’e aynı tutum ve davranışı sergilemiştir. Dedeler ve torunlar aynı karakterde, aynı zihniyette. Oyun aynı, sahne aynı. İşte milli liderler işte milli karakterler işte bu bizim ananemiz işte bu bizim töremiz işte bu biziz.

Büyük zaferin hemen ardından 1924 yılında Atatürk Türk ordusu için şöyle diyor:

“Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri millet kararı diğeri en acıklı ve en güç şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkıyla layık olma niteliğine kazanan ordumuzun kahramanlığı”

Atatürk askeri liderlik hususunda şunları söyler: “ Kumandanlar emir vermiş olmak için emir vermezler. Lüzumlu ve kabiliyeti gerekli olan hususları emrederler, kendine o emri ifa edecek olanın yerine koymak ve emrin nasıl ifa ve tatbik olunacağını düşünmek ve bilmek lazımdır.” “Subay yalnız askere savaş vasıtalarını öğreten ve ona harpteki vazifesini gösteren bir insan değildir. O insanı ve milli hisleri de işler.” “Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür.”

Türk tarihini diğer milletlerin tarihlerinden ayıran noktaları merhum Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu şöyle açıklıyor. “Türklerin en belirgin özelliği tarih sahnesine çıktıkları anlardan itibaren ordu-millet karakterlerinde görünmeleridir… İlk Türk anayurdu olan bozkırlar coğrafyası Türkler için ordu millet vasfını zaruret haline geçirmiştir.. O zaman ki tabii şartların gereği her an mücadeleye hazır olmaları icab ediyordu. Sürülerin korunması su başlarının korunması yaz aylarında süratle kuruyan sınırlı otlakların muhafazası gibi hayati meseleler Türkleri binlerce yıl evvel askeri disiplin içinde yaşamaya zorlamıştır. Her an asker her an çiftçi demek ki Türk ordusu Türk milleti kadar eskidir.” ifadesi milletimizin tarihi bünyesini en iyi şekilde ortaya koyan bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir. Kadını ve erkeği ile her Türk insanı askerdir. İşte milli mücadele en yakın örneği Alman generali Moltke’nin: ‘Ordu milletin en canlı örneği Türklerdir.’ sözü de bu gerçeğin beyanıdır. Yani İstanbul’un surlarını aşabilen, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Çin Seddini yaptıracak kadar kendini saydıran, Çin’de masa perde kullanmasını, Romalı’ ya gömlek giymesini öğreten, bu günün medeni kıyafeti ceket-pantolonu batıya hediye eden, bunların yanında Çinli’ye, Hintli’ye Rus’a ve Avrupalıların yanı sıra devlet kuruculuk ve teşkilatçılık yönlerinde örneklikle birlikte öncülük eden Türk ordusunun temsiliyetinde  insanlık hürriyet ve medeniyetin bütün fertlerinde müşterek olduğu büyük millet cesareti ve disiplini ve tekniği ile üstünlüğü tartışılmaz ordunun dayandığı milletin enerjik teşkilatçı hale tanır, insan sever özelikleri sayesindedir ki yeryüzünden küçük hasis çatışmalarını kaldırarak hak ve hürriyet koruyuculuğu yapan Türk töresinin himayesinde gönüller yapmaya gönül kurmaya gönül birliğine ulaşmaya çaba sarf etmiş olduğunu görüyoruz. Adalete dayalı vicdani bir süreçten geçirilmiş Türk dünya görüşü, Türk psikolojisi budur. Eski Türk düşüncelerine göre ezilen, horlanan insanların kurtarılması, yabancıların sömürdükleri toprakların asıl sahiplerine verilmesi gerekir. Bu kutsal görev, gene en eski çağlardan beri yüce Tanrı tarafından Türklere verilmiştir. Daha sonra İslâmın bayraktarlığı rolünü de bilindiği gibi hep Türkler üstlenmiştir. Bu misyonu sürdürmektedir. Oğuzhan destanının temel motifi budur. Göktürk yazıtları bunu anlatır. Bütün büyük Türk Liderleri bu yolda yürümüşlerdir. Atilla, Bilge Kaan, Kültigin, Melikşah, Fatih, Yavuz, Kanuni hep bu ideal için çalışmışlardır. Nihayet T.C kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘de 20.yy’ın başlarında Türkiye örneği ile ezilen halklara model olmuş, öncü olmuş kalkınmada, bağımsızlılıkta milli onur ve şahsiyet oluşumuzda essiz bir lider olmuştur. Türk ordusu içte ve dışta artık “Yurtta sulh, cihanda sulh.” düsturuyla şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de umut olmaya devam edecektir. Çünkü büyük Türk milletinin yüklediği misyon budur.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İnce İşler (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
YALAN VE YANLIŞ (06 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Herkesin derdi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
5.3272
EURO
6.0935
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Kasım 2018 Salı
Bugün
Bulutlu
13 °C
2 °C
Çarşamba
Fırtına
12 °C
6 °C
Perşembe
Fırtına
11 °C
6 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Başkasını düzeltmeniz için, önce kendinizi düzeltiniz!

HZ.ÖMER (R.A)