Üç çuval elbise
Tarih: 4.8.2010 00:00:00 / 1138okunma / 0yorum
M. Nazmi Değirmenci

19. Yüzyılda Almanya’nın Mülhemim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlarmış. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle demektedir: "Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslam’ın da halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkânı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.

Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar: "Fransızlar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri yeter. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur: "Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülheim`lilarin gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülheim`a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.

Bu olay Osmanlı`nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanlar Fransızların elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadır.

 Nerden, nereye Rasulullah’ın övgüsüne mazhar olan bir ecdadın torunları olarak kendimize neden güvenmeyiz. Üç kıtaya adalet dağıtan ecdadın torunları olarak kendimize neden güvenemeyiz nasıl bu duruma geldik veya getirildik.

Dünya medyası ve onun uşaklığını yapan kuklaları, korku, kargaşa senaryoları yazıp, çizerek, kendimizi güçsüz, dışa bağımlı bir ülke, insanımızı da, ürkek, korkak, terbiye edilmiş bir kimlik olarak gösterdiler. Yazılıp çizilip anlatılanlara önceleri inanamadık, hayretle baktık, sonra inanıp hayran hayran baktık. Oraları kurtuluş, oralıları kurtarıcı gözüyle görür olduk. Hayalimiz oralara koşmak, onlar gibi olmaktı. Ulaşılamaz bir yükseklik ufku çizdiler bize, bu yolda giderken birileri elimizden tutmalıydı, buna inandık, inandırıldık, biz millet olarak kâinatın en sağlam elini bırakıp, hayal elleri tutmaya çalıştık çok düştük, düşmediysek de düşürüldük,

Nur içinde yatsın Turgut Özal, değişimin dış kapılarını bize açtı, dışarıyı tanıdık, kendimizle mukayese ettik. Gerçeğin anlatıldığı gibi olmadığını gördük bizim sevgi dolu yüreğimiz vardı, paylaşımcıydık, biz mutluyduk. Hep kendileri için yaşayanlar, başkalarını mutlu ederken mutlu olmayı bilmezler, o başka bir tat, dünyaya başka bakmaktır. Onun için onlarda mutluluk, hırsla doğru orantılıdır. Öyle olmasaydı dünyayı bu kadar bencilce kirletirler miydi?

Bu millet kendine güvenmeli kendinde olan zenginlikleri bilmeli, birlik dirlikle neler yaptığını unutmamalı, yakın tarihe bakarsak haçlı zihniyetli, yedi düvelin desteklediği işgalcileri Anadolu’dan kovan güç neydi? Öz güven, millete güvenmek ve bunu milletine anlatmaktır. İnsanın kendisine güveni ulaşılabilen en önemli güçtür. Bilirsek kıymetini büyüklerin öğüdü vardır, dik durmak gerekir diye.

Yaşadığım bir anı;

Odama ağlayarak giren öğrencimi dinledim. Arkadaşının kendini döveceğini, derste ters baktığını ve kafa salladığını söyleyip ağlıyordu. Korkmuş korkutulmuş, yok olmuş, varlığını unutmuştu. Kendi gücünden haklarından, bi haber olarak hep korku içinde günlerini geçirmişti. Bahsettiği çocuğu çağırdım sordum, bizimki korkudan yanında konuşamadı bile, arkadaşı sordu, ben seni dövdüm mü, hayır, vurdum mu, hayır, durum anlaşıldı. Fiili olarak arkadaşının bir müdahalesi yok, ama öyle anlatılmış öyle korkutulmuş ki, bizimki yaşayan ölü. İki gün yanıma çağırdım. Arkadaş olduk uzun teneffüslerde yanıma gelmesini söyledim. Yavaş, yavaş kendisine geldi, ona güçlü olduğunu bileklerinin pazılarının gelişmiş olduğunu o sınıfta bileğini bükecek kimsenin olmadığını anlatarak motive ettim. Dik durmasını, güçlü gözükmesini en önemlisi kendisine güvenmesi anlattım. Onu ayağa kaldırmam gerekiyordu bunun ilacıda öz güvendi. Birkaç hafta sonra kendine güveni gelmiş, apayrı bir çocuk olarak odama girdi. Durumu anlattı sınıfta tehditle kafa sallayan öğrencinin yanına gidip gerekçesini sormuş, bütün arkadaşlık ve dostluk yollarını denemiş, çıkar yol yok, tekrar tehdit alınca da bütün gücünü toplayarak bir Osmanlı tokadı patlatmış yüzüne. O oldu, sınıfta kimse ona karışmadı, karışamadı çünkü örneğinde bir Osmanlı tokadı vardı ve öğrencimi ondan sonra acınacak halde, korkak ve mutsuz hiç görmedim. Kendisine saygı duyulan sınıfın ve okulun en efendi çalışkan öğrencisiydi.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Dem bu demdir, dem bu dem (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Bir köprünün hikâyesi (24 Temmuz 2018 - Salı)
Anadolu Ajansı´na Teşekkürler (01 Haziran 2018 - Cuma)
Bu sevgi nerde? Onu istiyorum (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Turizm de kıymet bilmek, kıymet aramak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Başına saksımı düştü? (04 Şubat 2018 - Pazar)
Mücevherat yığınları (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
Gül diyarında yetişen 200 hafız (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
İrfan halkasına dahil olmak (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
SERAMİK ATÖLYESİ (06 Haziran 2017 - Salı)
15 TEMMUZUN İLK FOTOĞRAFLARI (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Panelde sınavı gecenler (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Bitmeyen bir başlangıç olsun (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Hayırda yarışanlar (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Fen Lisesi hayırlı olsun (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Zamanın Yetmediği (08 Eylül 2016 - Perşembe)
Sıratı Müstakim (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Yine Hacılar, Yine HES (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İstanbul´un Fethi ve Somuncu Baba (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Somuncu Baba Aşkın Sırrı Filmi (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Kale kent Balaban (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Muhteşem Süleyman (06 Mart 2016 - Pazar)
Gönül ister ki (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Hadi anlat (04 Aralık 2015 - Cuma)
Yapılmış samimi bir ziyaret (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Talep yine güzel hizmete (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Asırlara hitap eden alim (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Siz ne güzel misafirlersiniz (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Turizm kataloğu (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Bir güven sorunu var (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
İlçelere 5 adet kültür merkezi yapılacak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Ahmet Ağabey (03 Mart 2015 - Salı)
Kıymetli bir zamanın, içindeyiz (06 Ocak 2015 - Salı)
Öğretmene benzer biri (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Bir Darende aşığı, Kul Vahap (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Bu son bahar (03 Ekim 2014 - Cuma)
ARADAKİ FARK (09 Eylül 2014 - Salı)
Çocuklar için bayram şekeri (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Ne güzel bir öğretici, ne güzel bir örnek (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
Somada kim suçlu? (11 Haziran 2014 - Çarşamba)
Gakkoşların diyarındaydık (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Türkiye birincisi Darendeden (11 Nisan 2014 - Cuma)
Malatya Beydağı Mülteci Kampı (MABEK) (13 Mart 2014 - Perşembe)
Siyaseti böyle mi yorumlasak (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Tohmaya iki köprü (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
872 ilçe arasında 627. sıradayız (08 Kasım 2013 - Cuma)
Herkesin bir hesabı vardı (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Ufuk açmak (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Kelebek mezarı (06 Ağustos 2013 - Salı)
Tarihe şahitlik etmek (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Bosna-1 / Kokusu, kahvesi, fesi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Hey onbeşli, onbeşli (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Anlatılmak (05 Nisan 2013 - Cuma)
Bağışlamanın tadı (13 Mart 2013 - Çarşamba)
2014 UNESCO Hulusi Efendi Yılı (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Buda bizim artımız (01 Ocak 2013 - Salı)
Osman Hulusi Efendi’nin ikram sofrası (07 Aralık 2012 - Cuma)
Okumak, değişim ve sınav (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Zengibar’da Türkiye Şampiyonası (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Benim Vizontelem (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Petrol benim yitiğim (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Hem edep hem edebiyat meclisi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Darende için bir ‘tık’ (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Kayıplarda bir tat, Şabük karası (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
Kar tatilimizi istiyoruz (02 Mart 2012 - Cuma)
Kuzeyden Güneye (07 Şubat 2012 - Salı)
Van Gölü canavarı (02 Aralık 2011 - Cuma)
Hepimiz öğretmeniz (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Karettalar ve eğitim (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Suçlular ve ceza çekenler (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Solmayan gülistanın gülleri (05 Temmuz 2011 - Salı)
Miniaturk, Minyatür Türkiye Parkı (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ozan Kanyonu’nda saklı zenginlikler (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Yol hayırlı olsun (25 Mart 2011 - Cuma)
Kıymet bilmek (06 Mart 2011 - Pazar)
Cam kırığı (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Çukurkaya HES ve İmza kampanyası (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Muhabbet içinde ıslananlar (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Darende MYO ve Turizm Bölümü (04 Haziran 2010 - Cuma)
Sayfa:
DOLAR
5.6134
EURO
6.4316
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Ekim 2018 Cumartesi
Bugün
Bulutlu
21 °C
9 °C
Pazar
Sağanak
19 °C
10 °C
Pazartesi
Fırtına
20 °C
11 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Muhakkak ki kulak, göz, kalp, bunların her biri kendi fiillerinden mesul tutulacaklardır.

Hz. Muhammed