Geri gelmeyecek bir yitik; Öğretmen Okulları
Tarih: 4.4.2010 00:00:00 / 947okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Mezunlarının hemen hemen tamamına yakını artık mesleklerinde emekli olmuşlardır. Çoğunluğu sınıf öğretmeni olarak hizmetlerini noktalamışlar gibi gözükse de toplumda sosyal çevrede etkinliklere katılımları devam etmekte, etkileri sürmektedir.

Köy enstitüleri gibi bu okullar da Türk Eğitim Tarihindeki yerlerini almışlardır. O okulların gelmesi için zaten ne bir beklenti, ne de bir çaba var. İhtiyaç var mı? Hem de öyle çok ki…

Öğretmen okulu mezunu ben, hâlen öğretmen yetiştiren kurumun yani eğitim fakültesinin öğretim elemanı olarak, içeriden biri olarak söylüyorum; eksiklerimiz var. Olması da olağan. Günümüzde teknolojik donanım son derece iyi durumda. İletişim üst düzeyde. İmkânlar yeterli. Lakin sorunlarımız var diyoruz Ne adına öğretmen yetiştirme ve yerleştirme adına. Sayıca artan eğitim fakülteleri, atanma bekleyen binlerce genç, binlerce işsiz hem de binlerce üniversite diplomalı işsiz. Bunlar neye yol açıyor? Neye yol açmıyor ki?... İlk anda söyleyebileceğimiz noksanlarımız; ruh-motivasyon-idealizm-heyecan. Bunların azlığı veyahut eksikliği hususu tartışmasız ortada. Ortada olup da tartışmaya açık bir esas nokta daha var ki o cidden tartışılabilir; Meslekte Kalite. Konu kamuoyunun takdirine bırakılmıştır. Tarih yargılanmaz, tarih yazılır. Siz de okursunuz.

Şimdi sizleri anılarla 1971-1975 yıllarına götürmek istiyorum. Kıyaslamayı da size bırakıyorum. Şartlar çok değişti. Kıyaslamak anlamsız kalacak… İtici de olsa bizim zamanımızda diye başlayan sözler sohbetler hep olacak. Bugün de, yarın da… Ancak giden ne gün geri gelir; ne yıl. Bir suda bir kere yıkanılır.

Evden okula      

Orta 3’ten sonra kaydımızı yapacağımız Tokat Öğretmen Lisesine gitmek için önce trenle Malatya’dan Sivas’a gidecektik. Oradan da otobüsle Tokat’a. Evden tren garına bile yollamaya gelmedi ailemiz. Ben bunu şimdi şöyle yorumluyorum; ayaklarımızın üstünde duralım, hayatın güçlüklerini tanıyalım, pişelim, kendi işimizi kendimiz yapmasını öğrenelim. Kaydımızı da kendi kendimize yaptırdık. Şimdi sınava girecek öğrenci okula neredeyse aile boyu gidiyor. Bunun adı olsa olsa aile boyu destek değil aile boyu heyecan olur.

Evden ayrılış yaşımız on beş. İşte o ayrılış. O dört yıl içerisinde topu topu telefon görüşmemiz de ancak 7-8 kere belki. Dönemde bir kere yeter. Masal değil bu gerçek. Meğer ne çok bağımlısı olmuşuz şu telefonun. Onsuz hayatı bırakın, gün geçmiyor şimdi. Tıp otoriteleri, uzman doktorlar habire uyarıp dururlar; beyin kanserine, beyin tümörüne yol açıyor diye. Ama nafile.

Kıyafetlerimiz derseniz devlettendi. Bu yüzden tek tipliği, tek düzeliği bozmak için birbirimizden ödünç gömlek, pantolon alır değişikli giyinirdik. Kravat da bu cümledendi. Ne hevesti ama. Hem de güzel bir arkadaşlık dayanışması. Kız arkadaşlarımız gündüzlü idiler. Az sayıda da gündüzlü erkek arkadaşımız vardı. Onlar bize, biz onlara imrenirdik.

Hafta sonlarımız ya birikmiş temizlik, çamaşır, ütü gibi işlerle geçerdi ya da ödevleri tamamlamakla. Ara sıra da kahve, sinema yahut pastane gibi mekanlara dönüşümlü giderdik. En özendiğimiz bir pastanede oturup tatlı yemekti. Tek lüksümüzdü o.

Bizim sınıf esprileri, şakaları ile Hababam Sınıfından pek farklı sayılmazdı. Biz matematik bölümü olduğumuzdan diğer sınıflar yemekhanede masalarımıza maydanoz, marul serperlerdi. İnekçiliğimizi ima için. Güler geçerdik. Dalaşacak kadar boş zamanımız olmazdı ki. Boş insanlar kavga edermiş. O yıllar siyasi çekişmelerin, ideolojik sataşmaların had safhaya ulaştığı yıllar üstelik. Derslerde Darwin’in teorilerinin çatışma vesilesi olduğu yıllardı. Olanakla imkânın, cevapla yanıtın karşı karşıya getirildiği yıllar. Bu haliyle bir daha gelmeyesice yıllar. Yine de kimya çalışmaktan, matematik problemi çözmekten zaman kalmazdı hırgüre. Buna rağmen her etkinlikte, törende, anma gününde, yarışmada sınıfımızın ağırlığı görülürdü. İç huzuru kendi kendimize sağlardık. Etüt ve sınıf başkanlıklarını dönerli yapardık. Şiirler, tiyatrolar, geceler unutulmayacak dolulukta geçerdi. Burada aldığım öz güvenle ileriki yıllarımda Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın huzurunda İst. Tic. Odası toplantı salonunda şiir okumak da kısmet oldu bana. Bize kazandırılan eğitim ve özgüvendir. En zor derslerimiz matematik-fizik-kimya değildi. Onları çalışınca hallediyorduk. Zorlandığımız Beden Eğitimi-müzik-resim dersleriydi. Çünkü öğretmen olacaktık. Bu dersler çok önemsenirdi. İstiklal Marşını mandolinle notalar üzerinden çaldık, söyledik, söylettik.

Sene 1981 Bolu Kız Öğretmen Lisesinde Edebiyat öğretmeniyim. O yıl aynı zamanda müzik derslerine de girdim üstelik koroyu da hazırladım.

Ya spor form tutmak ya da formumuzu korumak için hafta sonları sabah saatlerinde ben ve bir arkadaşım maraton koşardık. 20 ila 40 km. koştuğumuz olurdu. Diğer arkadaşlarımız ise ya futbolda, ya basketbolda, ya halk oyunlarında veyahut dağcılıkta kendilerini kanıtlamak zorunda idiler. Mutlaka herkes sporun bir dalında “iyi” olacaktı…

Devamlılık ve rekabet

Sınıf içi rekabetin en çarpıcı örneğini bizzat gözlemlediğimiz haliyle anlatacağım. Kahvaltıdan önce bir saatlik sabah etüdü olur. Biz ondan da önce uyanır ve çalışmaya başlardık. Dışarısı zifiri karanlık. Bizim sınıfın neredeyse yarısı mevcut. Yataktan sessizce kalkılırdı. Adeta ayak parmak uçlarında yatakhaneden ayrılırdık. Efendim uyuyanlar uyanmasın. Rahatsızlık vermeyelim düşüncesi. Bu görünen gerekçe. Oysa gerçek bu değildi. Ben gideyim biraz fazla ders çalışayım düşüncesidir asıl niyet. Herkes bilirdi ve de herkes elinden geldiğince uygulardı. Kırıcılık yok, incitmek yok incinmek de. Tutumluyduk, dayanışma içindeydik. Üniversiteye hazırlık kitaplarımız ya bir ya iki tane idi. Birbirimizle değişirdik. Şimdi mi? En olmayanın 20-30 hazırlık testleri ve konu anlama kitapları var. Kiminin de setleri var. Dersaneler ve yayınları o kadar çok ki evler dolaplar almıyor. Bir de üstüne üstlük haftalık testler, denemeler, yapraklar. Artık dersaneler de okullaştı. Dersane içinde bir de özel hoca faslı başladı. Her neyse devir değişti deyin ve geçin. Bizim sınıfa nemi oldu? İlk girişte 29 öğrenci üniversiteye yerleşti. Sınıf mı 32 kişi idi. Tatlı bir rekabete, güzel bir dayanışmaya, özel bir hırsa ve saygın bir motivasyona bağlı bir başarı idi bu.

Stajlarımız oldukça duygulu ve heyecanlı idi. Ruhu yeterdi. Pür telaş, pür dikkat. Şehir stajlarımız büyük bir disiplinle yürürken köy stajlarımız doğayla, çevre ile iç içe olmanın da keyfiyle kır gezintisi tadında geçerdi. Heyecan doluyduk çünkü mezun olunca atanmada sıkıntı yoktu. İdeallerimizi gerçekleştirebilme imkânımız olacaktı.

Zamanımızın gençleri

Başarı yolundan sizi alıkoyan arkadaşlardan uzak durmasını bilin. Buna mecbursunuz. Başarı, için rekabet şart. Yarış olacak, hırs da olacak. Bütün bunlar tadında olursa pozitif enerjiye dönüşebilir. Aksi ise size yarar yerine zarar verir.

Üniversiteyi kazanan dersane değil öğrencidir. Bütün kurs, kitap ve kaynaklar araçtır. İş sizde biter. Hatta fazla varlık zarar bile verebilir. İletişim yahut teknoloji eğlenceleri ise üniversiteye hazırlanan öğrencinin en büyük yardımcıları değil belki engelleyicileridir. Gerisi laf-ı güzaf. (Boş söz.)     

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yakışır (01 Haziran 2018 - Cuma)
Nerede Kalmıştık? (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Dereden Tepeden (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Ne kadar okur-yazarız? (06 Mart 2018 - Salı)
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Taşlama (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
19 Temmuz 2018 Perşembe
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
"Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır."

MEVLANA (R.A)