Taşlama
Tarih: 2.1.2010 00:00:00 / 1070okunma / 0yorum
Cemil Gülseren

Bu başlık her iki anlamı da göz önünde tutularak bu yazıya ad olarak konulmuştur. Birisi ‘taş atmayın’ anlamına gelen taşlamak fiilinin olumsuz emir biçimi, ikincisi de âşık tarzı şiir geleneğinde haksızlık, yolsuzluk, gerilik ve ekonomik sorunların mizahi bir dille dillendirildiği koşmalardır. Siyasette de bu tarz söylemler oldukça rağbet görür oldu. Îma yoluyla birisinin lehinde olmayan söz söylemeye de taşlama diyoruz artık. Gerçek veya mecaz, öyle veya böyle bir ‘taşlama’dır gidiyor. Büyükler kürsülerden, küçükler de sokaklardan taşlayıp duruyor. Birisi gerçek, diğeri îma. İşin sonu nereye gidiyor? Görebilmek zor.. Bazı şeyleri hissetmek, sezmek kehanet olmasa gerek. Dirlik düzen çok çok önemli iken, birlik beraberlik demeçlerde bile yazık ki sağlanamıyor. Böylece başı taşa gelesiceler bir taşla iki kuş vurmuş olmuyorlar mı?

Bazı çizgiler yıpratılmamalı idi. Birilerinin dümenine ayak uyduralım derken, AB evine girelim derken, kendi dünyamızı da yıkmayalım da… Pirince giderken bulgurdan olmak da var sonunda; Boynuz umup, kulaktan olmak da… Duyarsızlık ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda. Ya uyuyoruz, ya da uyutuluyoruz. İnsanımız güvenmek istiyor, inanmak istiyor. Hep vesvese, hep endişe içindeyiz. Neye, kime; neden, niçin?... Boşuna dememiş eskiler: “Dibini görmediğin göle taş atma” diye. Her şeye alıştırıldık, alıştık artık. Her olumsuzluk kanıksatıldı. Ateş sadece düştüğü yeri yakmaya devam ediyor Kâmil insanların tam bir güven içinde çözüm önerebilecekleri süreçteyiz Ortalık bilgiçten geçilmiyor. Televizyon kültürü ile ahkâm kesiliyor. Gazeteler dersen görsel basının yazılı hali. Dergiler yanlı ve yalnız. Kitaplar da popülerliğiyle ele alınır oldu. Öğretmeni bile okumayan bir toplum olduk. Duyarsızlıkta sanki taş kesildik. Sanki bir yere mıhlandık. Sıradaki Taşlama’yı onlar için gönderiyorum:

İbtida mektebe gider bir uşak,/ Şeraitten bağlar beline kuşak

Kendini âlim mi sandın… …/ Her mecliste ulemalık taslanmaz. – Dertli-

HANGİ BARIŞ?           

Hep barış deniliyor. Oysa hergün yakılıyor, yıkılıyor. Hem de barış adına. Böyle mi olur barış? Barışı yakalamak için yaklaşmak, yakınlaşmak gerek. Uzlaşma ise ülkemizde giderek güçleşiyor. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Açılımlar yaklaştıracağına iyice açıyor aramızı sanki. Bir şeyler yanlış gitmiyor mu? Bakalım neyin sonu gelecek?  Barış herkesi kucaklamalı. Bir yerlere verilen tavizle, geri çekilmekle, susmakla olmaz. Söyleyin oldu mu? Yendik, ezdik, korkuttuk, sindirdikle ne açılım sürer, ne barış başlar? Heybeliada Ruhban Okulu sorununa da bu açıdan bakmak lâzım. Batı Trakya’daki Müslüman Türklerin durumlarının göz ardı edildiği hiçbir çözüm, çözüm değildir. Bu asla unutulmaya. Tarih bunu yazacaktır. Rahmetli       Ömer Lütfi Mete bir röportajında şöyle diyordu: “Bugün de, Türkiye’yle stratejik rekabet içinde bulunan ülkeler benzeri yaraları kaşımaktadır. Etnik bölücülük olayı da, mezhep ayrılığı kışkırtması da yapılıyor. Türk’ün Kürt’le, alevinin sünni ile bir alıp veremediği yoktur. Acı olan, “birlikte yaşama” konusunda bütün toplumlardan daha çok deneyime sahip bulunmamıza rağmen bu tür yapay gerginlikler karşısında aciz kalabilmemizdir.” Oysa bize âcizler değil arifler lâzım. Âlimlere itibar lâzım. Âkil insanlara danışmak lâzım. Muhabbetli, sıcak, karşısındakini yormayan insan, halden anlayan bizim aradığımız insandır. Ortalık ayaklı mayınla dolu. Nifak için, fitne için, fitili ateşlemek için aramızda dolaşıyorlar. Arife tarif gerekir mi? Uzun söze ne hacet? Arif olan anlamıştır. Amelsiz ilim yüktür, sorumluluk ise güçtür. Sözü Merhum Bekir Sıtkı Erdoğan’a bırakıyorum:

 “Çok sahibi var kalem denen pür-hevesin; / Mimarına söz düşer mi mısrada sesin?

Mâruflara yok söylenecek söz burada / Arifler için zaten şâir ne desin?

Cahit Sıtkı Tarancı ne demiş görelim:

“Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.”

Kim istemez ki?!... İstemezler o kadar çok ki. Ben yine de içtenlikle istiyorum; Kan da dursun, göz yaşı da. İstiyorum kimse başını taştan taşa vurmasın. Şimdilik bağrımıza taş basıyoruz ancak unutulmaya ki sabır taşı da çatlar.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Herkes farkında (04 Şubat 2018 - Pazar)
İKİ SU BİR SÖZ (02 Ocak 2018 - Salı)
Bir Ara (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMÛS NÂMUSTUR YA DA… (19 Kasım 2017 - Pazar)
PARAM/PARÇA (19 Ekim 2017 - Perşembe)
DİP BUCAK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
Kaldı mı? (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Geldi Geçti Gitti (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
YOLUNUZ DÜŞERSE (06 Haziran 2017 - Salı)
BULUT ALTINDA (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Seçme mi, saçma mı? (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Atalar Söylemiş (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Kıymet Bilmek (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Havadan sudan (05 Ekim 2016 - Çarşamba)
Satılık değil (02 Eylül 2016 - Cuma)
HAK YERİNİ BULUR – er ya da geç (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Önümüze çıkanlar (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
İşte Ecdad İşte Evlad (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Karmakarışık (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Vakti gelmişti (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
Yeri de geldi zamanı da… (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Armudu Taşlamak (01 Ocak 2016 - Cuma)
Ama yetsin bu kadar! Yeter! (04 Aralık 2015 - Cuma)
Bir gün gelir (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Algı ve imaj denilince (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Köşeli yazılar (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Şifa niyetine (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Dinleyen arif gerek (07 Temmuz 2015 - Salı)
Örnek insan Osman Hulsi Efendiyi anarken (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Nereden nereye (04 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Uzlukta buluşmak (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Hepsi bir (03 Mart 2015 - Salı)
Yok mu ortası? (06 Şubat 2015 - Cuma)
Neden Sonra?... (06 Ocak 2015 - Salı)
İşte bizim atmaca tutmacalarımız (10 Aralık 2014 - Çarşamba)
Sel önünden kütük kapmak (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Tuzaklara uzak olmak (03 Ekim 2014 - Cuma)
BU KAÇINCI SONBAHAR? (09 Eylül 2014 - Salı)
Bağlanmak mı Bağımlılık mı? (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
RAMAZANDA YAŞAMAK (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
GÜN ZEVALE ERMEDEN (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Aynaya bakmak (15 Mayıs 2014 - Perşembe)
Seçimden sonra mı? (11 Nisan 2014 - Cuma)
Memleket havası (13 Mart 2014 - Perşembe)
Köşename (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Gelmez denilenler geçti bile (04 Ocak 2014 - Cumartesi)
Darendeli kitapçılar Marsa mı gitti? (06 Aralık 2013 - Cuma)
Yerelim mi yüceltelim mi? (08 Kasım 2013 - Cuma)
Tükenmişlik mi, doymazlık mı?... (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Baştan aşağı (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Karman çorman (06 Ağustos 2013 - Salı)
Bizim boranı (08 Temmuz 2013 - Pazartesi)
Önce sevgi (12 Haziran 2013 - Çarşamba)
Kelam-ı kibarlar (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Akıl insanlar denilince (05 Nisan 2013 - Cuma)
Balaban’ın evleri (13 Mart 2013 - Çarşamba)
Her an herşey olabilir (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Sini Daşlı (01 Ocak 2013 - Salı)
Bizim eller (07 Aralık 2012 - Cuma)
Bir zamanlar ne iyiydik (09 Kasım 2012 - Cuma)
Perdenin önü (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Nasıl varsın? (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Ne yüzle? (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Nereden nereye (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
Güzelliklerin örneği Hulusi Efendi (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Ölçü ille ölçü (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Dostun uzaklığı (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
İçimizden birileri (02 Mart 2012 - Cuma)
Kim kiminle (07 Şubat 2012 - Salı)
Yenilenen sadece yıl mı? (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Şehirlerin insanları (02 Aralık 2011 - Cuma)
Atma gardaş men yareliyem (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Kitap kabı (06 Ekim 2011 - Perşembe)
Bayram bu Bayram (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Bir ün geldi kulağıma (02 Ağustos 2011 - Salı)
Yanımızdakiler (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şimdi değil de ne zaman ? (09 Haziran 2011 - Perşembe)
Ömür dedikleri bir rüya (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Çerçi yükün ne tutar? (25 Mart 2011 - Cuma)
Karac(a)oğlan’ın kaplanı (06 Mart 2011 - Pazar)
Kim ne bilir? (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Yıl geçer gönül geçmez (11 Ocak 2011 - Salı)
Mümkün mü? (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Bir öğretmen (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Böğürtlenin dikeni (05 Ekim 2010 - Salı)
Türklerde ordu-millet geleneği (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Hangi saatlerdesiniz? (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sular seller gibi (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
Güller vadisinin nadide gülü; (04 Haziran 2010 - Cuma)
Külbastıdan gülbastıya (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Gizliden gizliye (04 Mart 2010 - Perşembe)
Söz sahiplerinin gözdeleri (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
Bu da geçer yahu! (03 Kasım 2009 - Salı)
Üfürükten teyyare (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Ne olur ne olmaz (04 Eylül 2009 - Cuma)
Gülmekle gül olmak (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Derya bilmez mahiler (21 Temmuz 2009 - Salı)
20.yüzyılın Yunus’u (04 Haziran 2009 - Perşembe)
Ayakbastı’dan kolbastı’ya (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Geçinmek (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Var mısın, yok musun? (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Özürlü özürler (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Hangi Mahalle (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Ben de açılıyorum (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Dilden dile (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Ayna var yüz yok (13 Ekim 2008 - Pazartesi)
Gönül ne der? (20 Aralık 2007 - Perşembe)
Sayfa:
DOLAR
3.7531
EURO
4.6593
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
Malatya
20 Şubat 2018 Salı
Bugün
Sağanak
11 °C
4 °C
Çarşamba
Bulutlu
12 °C
5 °C
Perşembe
Parçalı bulutlu
12 °C
2 °C
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar..

Mevlana