Helvacılık
Tarih: 20.12.2007 00:00:00 / 1132okunma / 0yorum
Musa Tektaş

Şimdi sanayileşmiş ama eski usullerle yapılması unutulmuş mesleklerden biri de helvacılıktır.

Darende’de Helvacıoğulları diye bilinen bir aile bulunmaktadır. Onun için helvacılık ve tahincilik mesleğini icra eden halen yurdun çeşitli şehirlerinde hemşehrilerimiz vardır.

Helva: Şeker 150º C kaynatıldıktan sonra, çöğen kökü suyu katılımı ile çarpılmak suretiyle beyaz bir şeker ağdası elde edilir. Buna tahin katılır ve istenen kıvama gelene kadar yoğrulur. İçerisine çeşidine göre fındık, fıstık, ceviz veya kakao ilave edilir. Daha sonra istenen kalıplara dökülerek soğutulur. Özellikle kış aylarının vazgeçilmez bir tatlısı halini alır. Oldukça besleyici ve doğal bir gıdadır.

Tahin: İyi kalite susam tohumları sıra ile eleme, kabuklarının soyulması ve ayrılması işlemlerinden sonra yıkanarak 150º - 200º C de 2 ile 3 saat arasında kavrulur. Daha sonra oda sıcaklığına inene kadar bekletilir. Ardından ezilmek suretiyle hiçbir katkı ve koruyucu madde içermeksizin, tahin elde edilir. Tamamen doğal olan tahin çok açık krem renginde akıcı bir gıda maddesidir. Kahvaltılarda, unlu mamullerde tüketildiği gibi içine bal veya pekmez karıştırılarak yüksek besin değerine sahip bir tatlı olarak da tüketilmektedir.

Darende çarşısında meşhur helvacı dükkânları vardı. Öğle yemeklerinde ağır misafirlere esnaflar helva ile sıcak ekmek ikram ederlerdi.

Helvacılar da fırıncılar gibi, yarı lokanta görevini görürlerdi. Pazara gelen köylü, ya 5 kuruşla helvacılarda helva ekmek yer ya da fırınlardan aldığı ekmek ile karnını doyururdu. Bu günkü gibi her gün çarşıdan hazır ekmek alma usulü yoktu. Ekmek evlerde yapılırdı. Tarladan ya da çarşıdan alınan buğday, değirmende un yaptırılır, hamur yoğrulur, ekmekler evlerde yapılırdı. Kışlık ekmek yapımı da yaygındı. Ekmekler kolay kolay bayatlamazdı.

Çarşı fırınlarında pide tipi ekmek yapılırdı. Has undan ve normal mayadan olurdu. Suni maya kullanılmadığı için, tadı, kokusu ve lezzeti bir başka idi. Bu tür ekmekleri fırıncılar az miktarda da olsa çıkarır satarlardı. Pazara gelen köylü evine dönerken ailesine hediye olarak bu ekmekten (pazar ekmeği) götürürdü. Çünkü yedikleri ya arpa ya da çavdar ekmeği idi. Pazar ekmeğinin başında köylü çocukları bayram ederdi. Bugünkü pasta gibiydi ve birer parça yenirdi. Ayrıca Darende’de pide fırınlarında "Çağıl ekmeği" denilen özel ekmek de yapılırdı.

Ekin ekmeye başlandığı veya bitirildiği zaman veya diğer işlerin başlangıcı ve bitişinde, ameleye (işçiye) moral vermek, mükâfatlandırmak maksadıyla, ağa (tarla sahibi) bir teneke köpük helva veya tahin helva getirir, amelelerine dağıtırdı. "Ağa bize helva getirdi " diye bayram edilirdi. Bu ikram onlara moral vermek ve emeğini helal ettirmek içindi. Çünkü yevmiyecilik zor ve zahmetli bir işti.

 Kültür Tarihçisi-Yazar kıymetli dostum Dursun Gürlek Bey’in "Helva Sohbeti" adlı bir makalesini geçen günlerde okudum. Burada bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

 MÜ’MİN TATLIDIR

Hazret-i Âişe vâlidemiz şöyle rivâyet ediyor:

"Rasûlullah tavuk ve muhallebiyi yerdi. Helva ve bal hoşuna giderdi. Bir defasında şöyle buyurdu:

"Mü’min tatlıdır, tatlıyı sever. Mü’minin midesinde bir yer vardır ki, onu ancak tatlı doldurur!.."

***

ŞEYHİN KERÂMETİ

Bir adam, Allah’ın sevgili kullarından birine gelerek şöyle diyor:

"–Şeyhim! Filân şahısta 100 altın alacağım var. Senedi kaybettiğim için adam borcunu inkâr ediyor. Dua et de kaybolan senedimi ele geçireyim." Bunun üzerine hazret diyor ki:

"–Dua ederim ama bir şartım var. Canım helva istiyor. Şu karşıki helvacı dükkânından bana biraz helva alıp getir. Helvayı yedikten sonra dua ederim."

Adam koşup helvayı alıyor. Helvanın sarılı olduğu kâğıda şöyle bir bakınca, borç verdiği 100 altının senedi olduğunu görüyor. Şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılıyor. Büyük bir saygıyla şeyhin eline sarılıyor. Ermiş zât işte o zaman şöyle diyor:

"–Mademki senedine kavuştun. Al o helvayı, evine götür. Çoluğuna-çocuğuna âfiyetle yedir!.."

***

HACCÂC’IN SOFRASI

Arap’ın biri, ihtiyacını arz etmek üzere Haccâc-ı Zâlim’in huzuruna çıkıyor. Bu sırada sofranın hazır olduğunu görüyor. Haccâc, Arap’ı da sofraya davet ediyor. Diğer bir takım kimselerle birlikte yemeğe başlıyorlar. Birkaç tabak yedikten sonra ortaya helva konuyor. Arap helvadan bir lokma alınca Haccâc kendisine takılmak amacıyla şöyle diyor:

"–Bu helvadan kim bir lokma daha alırsa boynunu vururum!"

Orada bulunanlar büyük bir korkuya kapılıyorlar ve derhâl sofradan ellerini çekiyorlar. Arap ise kâh Haccâc’ın yüzüne kâh helvaya bakarak bir süre bekliyor. Ancak helvanın halâvetine ve taravetine daha fazla dayanamıyor:

"–Ey Emir! Allah rızâsı için benden sonra çocuklarımı koru!" dedikten sonra helva tabağına saldırıyor.

Haccâc hem kahkahayla gülüyor, hem de Arap’ı mükâfatlandırıyor.

***

FATİH’E VERİLEN MÜJDE

Fatih Sultan Mehmed, Manisa’da ilim ve tahsil görürken Akşemseddin ve Şemseddîn-i Sivâsî ile görüşür. Bu sırada Mısır hükümdarı Kalavun’un idaresi altında bulunan Akka Kalesi’ni Fransızlar habersizce ele geçirirler ve Suriye’ye kadar ilerlerler. Bu arada birçok mal alıp binlerce Müslüman kadını kendi memleketlerine götürürler. Şehzade Mehmed olaydan haberdar olunca ağlamaya başlar. Bunun üzerine Akşemseddin şöyle der:

"Ağlama, düşmanın bu Akka Kalesi’nden aldığı ganimet akîdelerinden ve pişmiş helvalarından, İstanbul’u fethettiğimiz zaman siz de yersiniz. Amma o zaman Müslüman gaziler arasında adâleti gözetip kadıların ve gazilerin senden râzı olması gerekir."

Akşemseddin bunu söyledikten sonra başından sarığını çıkarıp Fatih’in başına koyar, İstanbul’un fethini müjdeler ve bu konudaki hadîs-i şerîfi okur. Her şeyin vakt-i merhûnu vardır, diye teselli eder.

***

BİZ: "HALVA!" DEMESİNİ DE BİLİRİZ, "HELVA" DEMESİNİ DE

Halk arasında elmaya "alma" deniliyor. İkinci Mahmud da, "telaş" kelimesini "talaş" diye telâffuz edermiş. Öyle okumuş arkadaşlarımız var ki: "Rüzgâr"ın şapkasını, rüzgâra kaptırıyorlar, âhengiyle kulakları okşayan bu güzelim kelimeyi kalın bir sesle telâffuz ederek, dost meclislerinde soğuk rüzgârlar estiriyorlar. Bazı kimseler ise, "Kâmil"in de şapkasını kalın "k" sesiyle söyleyerek, Türkçelerinin kemâle ermediğini bu vesileyle gösteriyorlar.

Telâffuz hataları -itiraf edelim ki- biraz da ağız alışkanlıklarının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Yoksa eli kalem tutan kelam erbabı, kelimelerin hakkını vererek konuşmasını bilir. Nitekim adamın biri, "helva"ya "halva" diyormuş. Bir dostu kendisini îkaz etmiş:

"–Aramızda neyse ama yabancıların yanında "helva"yı "halva" diye söylemen garip karşılanıyor." diye konuşmuş. Arkadaşı şu cevabı vermiş:

"–Biz "halva" demesini de biliriz, "helva" demesini de!.."

***

TUZSUZ HELVA GİBİ

Yeni evlenmiş bir kızcağız, bir gün helva pişirmek ister. Fakat helvaya tuz katılıp katılamayacağını bir türlü kestiremez. Evde bunu soracak kimse de yoktur. Bu konuda bilgi verecek birini dışarıda ararken yoldan bir adamın geçtiğini görür. Utandığı için helvaya tuz atılıp atılmayacağını soramaz. Adama:

"–Amca, niye öyle tuzsuz helva gibi sallanıyorsun?" sorusunu yöneltir. O zât, maksadı anlamakla beraber:

"–Kızım hiç helva tuzlu olur mu?" der.

Yeni gelin böylece öğreneceğini öğrenir. Bu söz de onlardan bir yadigâr kalır.

***

NİÇİN HELVA YEMİYORSUN

Açlıktan nefesi kokan bir adam, bir gün zengin bir bakkalın dükkânına girip sorar:

"–Sende un var mı?"

"–Var."

"–Yağ var mı?"

"–Var."

"–Şeker var mı?"

"–Var."

"–Be adam, mademki bunların hepsi var, ne diye helva yapıp yemiyorsun?.."

ŞU KONYALILAR YOK MU?

Nasrettin Hoca Konya’ya gittiği zaman helvacı dükkânının önünden geçer. Taze ve nefis helvaları görünce iştahı iyice kabarır. Hemen içeri girip tezgâha yanaşır. "Bismillah" diyerek helvaları yemeye başlar. Helvacı:

"–Be adam, okkasız, kantarsız, parasız, pulsuz ümmet-i Muhammed’in helvasını ne hakla yiyorsun?" diye kızar, dayak atma teşebbüsünde bulunur. Hoca, şaşkınlıkla şöyle konuşur:

"–Yahu, şu Konyalılar ne iyi insanlar! Adama döve döve helva yediriyorlar!.."

 

(Dursun Gürlek , "Helva Sohbeti", Yüzakı, Ocak 2008)

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Irmaklı Köyü (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Hacı Gözütok ile röportaj (12 Nisan 2018 - Perşembe)
GAZİ TÜRKYILMAZ İLE RÖPORTAJ - 2 (06 Mart 2018 - Salı)
GAZİ TÜRKYILMAZ İLE RÖPÖRTAJ (04 Şubat 2018 - Pazar)
Kamil Akgül Röportaj-3 (02 Ocak 2018 - Salı)
Kamil Akgül Röportaj-2 (02 Aralık 2017 - Cumartesi)
KAMİL AKGÜL İLE RÖPORTAJ-1 (19 Kasım 2017 - Pazar)
NECDET KIRCEYLAN İLE RÖPÖRTAJ –II (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
NECDET KIRCEYLAN İLE RÖPÖRTAJ-1 (12 Ağustos 2017 - Cumartesi)
ÖMER FARUK TAŞKIN İLE RÖPORTAJ-2 (06 Haziran 2017 - Salı)
ÖMER FARUK TAŞKIN İLE RÖPORTAJ (06 Nisan 2017 - Perşembe)
ILICA ZİYARETİ VE HATIRALAR (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
PROF. DR. KEMAL DİNÇER İLE RÖPORTAJ (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Günerliden Yankılanan Hoş Sada (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Atmalı Yöresinden Selam Var (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
Dr. Sadık Özen ile röportaj (05 Ağustos 2016 - Cuma)
Memduh Önal ile röportaj 2 (25 Temmuz 2016 - Pazartesi)
Memduh Önal ile röportaj (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Vahap Sönmezler ile röpörtaj (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Bir muhabbet ve hizmet ehli: Osman Parlak (03 Şubat 2016 - Çarşamba)
Mehmet Arif Toprak ile Röportaj (01 Ocak 2016 - Cuma)
“Hacı Piroğlu” Hacı Hamza Çokyaşar (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
Mengelisli Kara Mustafa Dayı (15 Ekim 2015 - Perşembe)
Gürünlü Hacı Hüsnü Dayı (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Hakkında ne dediler? (03 Ağustos 2015 - Pazartesi)
Hulusi Efendi Çok Büyük Bir İnsandır (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Hacı Hasan Akyol Efendi (03 Mart 2015 - Salı)
Gerçekleşen Sözler (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Unutulmaz Hatıralar (03 Ekim 2014 - Cuma)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor-3 (09 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor - 2 (12 Temmuz 2014 - Cumartesi)
Darendeli Esnaflar Anlatıyor (09 Haziran 2014 - Pazartesi)
Yazıköylüler Anlatıyıor (19 Mayıs 2014 - Pazartesi)
Maraşın Kurtuluşunda Darendeliler (10 Şubat 2014 - Pazartesi)
Hulusi Efendi (k.s.) ve Cami Kitabeleri (03 Ekim 2013 - Perşembe)
Malatya kitaplığında DARENDE (04 Eylül 2013 - Çarşamba)
Gönüllerin bayramı (06 Ağustos 2013 - Salı)
Evrensel görüşleriyle bir lider Hulusi Efendi (08 Mayıs 2013 - Çarşamba)
Herkesin sevdiği ve saydığı gönül sultanı (06 Şubat 2013 - Çarşamba)
Kalkınmanın umudu Hulusi Efendi (k.s.) (07 Aralık 2012 - Cuma)
Hulusi Efendi (k.s) ve Hac hatıraları (09 Kasım 2012 - Cuma)
Aşık Mevlüt’ün ardından (03 Ekim 2012 - Çarşamba)
Eğitim hayırseveri Hulusi Efendi (k.s) (06 Eylül 2012 - Perşembe)
Hulusi Efendi’nin sağlık hizmetleri (04 Ağustos 2012 - Cumartesi)
Yirminci Asrın Filozofu (11 Temmuz 2012 - Çarşamba)
50 yıldır okunan bir eser (02 Haziran 2012 - Cumartesi)
Kırk yıl önceki bir gazete manşeti (10 Mayıs 2012 - Perşembe)
Darende Şairleri Antolojisi (04 Nisan 2012 - Çarşamba)
50 yıllık proje (02 Mart 2012 - Cuma)
Yeşili getiren kişi (07 Şubat 2012 - Salı)
Darendeli Hasan Rıza Paşa (07 Ocak 2012 - Cumartesi)
Tevazulu Bir İnsan Uzun Hacı (02 Aralık 2011 - Cuma)
50 yıl önce Darende’deki Öğretmenler (02 Kasım 2011 - Çarşamba)
Zaferi müjdeleyen kahraman gazilerimiz (01 Eylül 2011 - Perşembe)
Şerh Yarışması Hakkında ne dediler (02 Ağustos 2011 - Salı)
İlim ehlinin Darende izlenimleri (05 Temmuz 2011 - Salı)
Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin Onbir tavsiyesi (09 Haziran 2011 - Perşembe)
İrfani Abdullah Darendevi (07 Mayıs 2011 - Cumartesi)
Halid-i Yekta Efendi (05 Şubat 2011 - Cumartesi)
Darendeli Hacı Mahmud Efendi (11 Ocak 2011 - Salı)
Bir Darende sevdalısı Hasan Ali Göksoy (04 Aralık 2010 - Cumartesi)
Devlet Arşivlerinden Belgelerle Darende (06 Kasım 2010 - Cumartesi)
Devlet Arşivlerinde Darende Halkevi (02 Eylül 2010 - Perşembe)
Sağ elin sol elden gizlediği (04 Ağustos 2010 - Çarşamba)
Sempozyum Tebliğlerinden Özetler (03 Temmuz 2010 - Cumartesi)
İlim Adamları Hulusi Efendi’yi anlatıyor (07 Haziran 2010 - Pazartesi)
Devlet Arşivlerinde DARENDE (06 Mayıs 2010 - Perşembe)
Yakınlarının Diliyle: HACI VALİDE (04 Nisan 2010 - Pazar)
Memleket için büyük hizmetler yaptı (02 Ocak 2010 - Cumartesi)
Darendeli İki Alim (05 Aralık 2009 - Cumartesi)
İhramcızade Sempozyumu (03 Kasım 2009 - Salı)
Çeşmeler ve Sulama Kanalları (15 Ekim 2009 - Perşembe)
Cömertlikte yarış (04 Eylül 2009 - Cuma)
Hazeynce (15 Ağustos 2009 - Cumartesi)
Kıbrıs barış harekatı... (21 Temmuz 2009 - Salı)
Mecruh`nin şiirlerinde Peygamber sevgisi (09 Mayıs 2009 - Cumartesi)
Yemenicilik ve kunduracılık (13 Nisan 2009 - Pazartesi)
Bolu Gerede’de Darendeli İbilli Ailesi / (11 Mart 2009 - Çarşamba)
Somuncu Baba Dergisi’nin 100. sayısı (05 Şubat 2009 - Perşembe)
Mektuplar ve Hatıralarla Bedrettin Ateş (17 Ocak 2009 - Cumartesi)
Define meraklılarına (20 Aralık 2008 - Cumartesi)
Hacı Ömer Aydoğan ile röportaj (15 Kasım 2008 - Cumartesi)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Malatya için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:53 07:35 12:39 15:08 17:26 18:55
18 Temmuz 2018 Çarşamba
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Bir kavme su dağıtan,onların hepsinden sonra su içeçektir.

Hz. Muhammed